En taze

sonlar ve ilkler

önce dakikalar sayıldı, sonra saatler, sonra günler, sonra aylarla sayılmaya başlandı sensiz geçen zaman. kim bilir, hiç istemesem de belki yıllarla saymaya başlayacağım bir gün.
sayılacak ne de çok şey, bir bilsen koca..sensiz geçen zaman, sensiz geçen ramazan, sensiz geçen bayramlar, sensiz geçen doğumgünleri, yıl dönümleri. son pazar kahvaltısının üstünden geçen zaman, birlikte içilen son çayın, [...]

devam edelim...

Dedikodu Meydanı

Ne iyi olur ne kötü olur kestirmek zor. İnsanlar yanar döner azizim. Neyse, eğlenceye devam, herşeye rağmen. 'KASETÇALAR' çok acayip bir liste ile tekrar sunumda. Link sol üst köşede, görmedim deme! İyi dinlemeler. Mail grubundan da bir havadis, çok yakında yeniden hareket olacak. Oyh, geceleri yazmasam daha neşeli olabilirdik hepimiz!


Kategoriler

Son gelenler

nefes

hala nefes alıyorum, ne garip…
3 yılda kim bilir kaç kere nefes alıp verdim ama hala sen gittikten sonra aldığım o ilk nefesi unutamadım. sanki hala içimde; aldım ama vermedim.
kaç nefes kaldı kavuşmamıza koca?

özleyerek çok vakit kaybediyoruz, kavuşmamız lazım…

karlı hayaller

biz güzel hayaller kurardık. en sade, belki çok klasik ama en güzel hayalimizdi bu: çok kar yağardı, biz sıcak evimizde otururduk. çayımızı demler pencereden karı izlerdik. ben her zaman çocuktum, kar yağınca daha çok…ve sen bu çocuğu çok severdin. sen, bir kar tanelerini izlerdin bir kara hayranlıkla bakan çocuğu. bu hayale ben hep bir kedi eklerdim, sen kızardın…

bu sabah allahın bir sürü meleği bir sürü kar tanesi bırakıyordu gökyüzünden istanbula. ev sıcaktı, paşa yanımdaydı, kahvem fincanda…bana bakan fotoğrafına seslendim, “kedimiz bile var sen nerdesin?” paşanın varlığı öyle garip geldi ki o an; hayalimize zorla soktuğum kedi buradaydı, ama asıl kahramanı sen yoktun… çok saçma ama, sanki o zaman kedimiz de olsun diye tutturmasam şimdi sen burada olacaktın ve hayalimizi yaşıyor olacaktık diye düşündüm.
seninle paylaşmayınca her mutluluk, her heyecan daha çok hüzün ya, bari yanına geleyim karın sevincini beraber yaşayalım istedim. sana gelecektim, çok tipi var diye vazgeçtim.

akşam balkonda karlara bakıp, istanbula en son ne zaman bu kadar çok kar yağmıştı diye düşündüm: 2004′te.

bu seneki gibi kar yağmıştı, çok yağmıştı.okullar tatildi,babam işe gidememişti,evdeydi. dışarı çıkmak için tek bahanem kar oynamaya çıkmaktı. sen kara aldırmadan beni 1 saat görebilmek için 2 saatlik yol gelmiştin. parkta kar topu oynamıştık. dönüşte yolda kalmıştın. ama ertesi gün yine gelmiştin…
şimdi o gün aklıma gelince çok utandım, çok pişman oldum yanına gelmediğime…
yarın görüşürüz…

Ölümden İtinayla Dönülür

Kör ama işlevsel
Emniyet kemeri hayata bağlar bebeğim
Bağladığı hayat hayat mıdır bakmaz
Ve bazı arabalar sadık bir köpek gibi
Kendinden vazgeçip sahibini korur
Sen izlemedin bilmezsin
Battlestar Galactica çok önceden haber vermişti bize
Tenekeler de ondan emir alıyor baksana

Hakimiyet benden kaçtı da nereye saklandı bilmiyorum
Oysa güzel bir ilişki vardı aramızda; el ele verince çok çevik ve bıçkındım
O gidince çok döndüm başım dönmedi
Mekanik bir coşkuydu nasıl da yakındık
Yukarıdaki mısralarda spin atmak anlatılmaktadır
Beyaz ve yumuşaktı bir an her şey
Hani kefene sarsalar çok da yadırgamazdım gayet mantıklı bir geçiş olurdu
Sadakaları o kefeni yırtmak için vermemiştim
Hala ayrı olmamız iyi mi yani bebeğim

İnsan algısı sıra dışı durumlarda aşıyor sınırlarını
Belki beden tehlikeye girince içimize cin kaçıyordur
Kendine ayrı bir dünya kurguluyor biraz paganik
Kudreti her şeyi fark etmekte
Müdahaleyi ise başka bir tanrı üstleniyor olmalı
Ama onunla görüşmek yasak
Yüksek farkındalık düzeyimiz işe yaramadığında tek tanrılı dinler daha anlamlı geliyor
Hayatın daha anlamlı hale gelmesi içinse ölmemiz gerekiyor, buna daha vakit var

Algılarım iyi iş çıkaramamış
Kurguladığı yeni dünya sarsıntıya dayanıklı değilmiş maalesef, hemen yıkılıyor
Biraz koku biraz duman
Daha üstünden 1 gün geçmemiş o konuşmanın
Benzin mi hemen tutuşur mazot mu?
Bu gece bu kadar tecrübe yeter cevabı uzmanlardan alacağım
Bir dünya kurmak epey ses çıkarıyor olmalı ki duyan gelmiş
Siyah parlak elbiseli bir travesti mesela
Yanağımdan makas almadıysa da geçmiş olsun dedi
Şaşkın İzmirliler vardı sonra Avcıları Anadolu yakasında arayan
Kendini deniz otobüsü sanan bir grup
Meraklı bir kedi aradım, paşa beni merak etmiyordu uyuyordu
Babam da uyuyordu annem de ama ben uyandırdım
Merak etmeyin ben iyiyim, çok özür dilerim, sarılmalar vs. vs.

Yemeğin üstüne yenen meyve alkole dönüşmüyormuş
Prosedürler gereği sarhoş olmadığımı ispatladım
Sarhoş olmak için alkol almak gerekmediğini söylemedim onlara
Devletimiz sağ olsun sağlığımı benden daha çok düşünüyor
Belki kaç metrelik bariyere zarar verdiğimi hesap etmeselerdi daha çok sevebilirdim
Bence benim beklentilerim tutarlı
Cana değil mala gelsin diye teselli ettiklerinde bariyerde neymiş senin canın sağolsun demeleri lazım
Şimdilik annem canın sağolsun dedi ama başıma kakacak biliyorum
Yemin et dedim etmedi, oradan biliyorum
Halbuki canım sağ olmasa başıma kakamazdı, arabaya da üzülmezdi
Tüm bu olanlardan bir ders çıkardım elbet:
Gece vakti kafayı dağıtmaya çıkarsan arabayı dağıtırsın, kafanı bir başkası

Velhasıl
Kaza yapmak çok kolay da ecel gelmeyince ölmek, ölmedikçe kavuşmamız imkansız
Eli güçlü olan hep O
Allah meydan okumaları sever
Büyük konuş ve ondan geriye doğru saymaya başla
10 9 8…
Kavuşalım diye ölümsüzlüğümü ilan edeyim diyorum, ne dersin?

Çapa’dan Üsküdar’a

Sana bir değil birçok mimik borçluyum
Kapının ardına saklanmış bir hayat
Yıkılıp gidiyor şimdi
Elleri ceplerinde bir çocuk

Desem ki soğuk ve beyaz ve idrar kokulu odalarda
Birimiz dökülen birimiz saklanan saçlara hasret
Çok gün geçirdik kanarak
Sen kah Kırgız oldun kah sarı benizli
Ben gözyaşlarını ucuca ekleyip gülen suratlar taktım
Kapı her kapandığında akıp gittiler

Çok gece vakti bir tramvay camında yüzüm
Öyle yabancı öyle yalancı
İnanmak zor okunsa da alın yazısı
Yanlış okunmuş olsun diye vapura atlar dalgalarda arardım
Gecenin derinleştiğini suyun koyuluğunda anlardım
Hükümet yasaklamıştı sigara tütmezdi
Sen burnumda tüterdin kimse fark etmezdi
Ah, onca dumanın arasında Üsküdar?ın ışıkları

Mezarlıklar ve camiler hep yolumu keser
Çok düşünceli bir hayalet olarak geçerdim
Spotçular ve esmer vatandaşlarımız beni bekler
Sağlam bir ciğer gereklidir
Üsküdar?da oturmak yokuşu göze almaktır
Tıpkı yaşamak gibi

Bizim yokuşumuz çok dikti
Misafirlerimiz ilk beş dakika konuşamazdı
Bizim hayatımız daha dikti
İzleyenler epeyce suskun kaldı

Yeşil bordo siyah
Hıçkırığın rengi olurdu
Sensiz
Beyazlığına sarılırdım paşanın
Gözlerimi koklayarak uyuturdu beni
Yeniden başlasın diye yolculuk

Unutulan Kelimeler Kutusu

Tanrının ilk kelimeyi öğrettiği günden beri
Bir kutu var
Unutulan kelimelerin saklandığı
Ne zaman gönlü tarumar
Bir aşık göçse
Dünyadan
Bir kelime kaybolur
Tüm zihinlerden ve kağıtlardan

Fakirleştikçe
Gümüş katıyoruz altın sikkelere
Unutulanların yerini dolduramıyor uydurduklarımız
Bir anlaşılmama girdabında
Kalbin hissettiğini söyleyemedikçe
İsimsiz kalan her duygu
Dibe çekiyor

Aşkın kelimeleri tükeniyor
Dile değil tene düşüyor
Ve ten pörsüdükçe aşk tükeniyor

Son kelime unutulduğunda son aşık gittiğinde
Kopacak kıyamet
Unutulan kelimeler kutusu
Açılacak
Her şey ismine kavuştuğunda
Cennet

Şimdi ne kadar çabalasam boşuna
Açıldığında unutulan kelimeler kutusu
Anlatacağım aşkımı sana

27.06.2011

Haziranda Yasemin Kokusu

Haziran zor
Yasemin kokusu birtanem, bir türlü gitmez
Rüzgar eser bilirim ki yaseminler titrer
En canlı duygu gömülür
Hayat devam eder
Çünkü bize ait değildir

Adımı tamamlardı senin yanında olmak
Hala gülümserim toprağına diz çöktüğümde
En çok seni mutlu ederdi gülümsemem
Ben en çok seni mutlu etmeyi severdim
Yaseminin çiçekleri gülümser şimdi benim yerime
Dalları mezarını sarar
Güller boğulur ben eşlik ederim

Haziran hüznün en hazin halidir
Yasemin haziranın en tuhaf kokusu…

ağlamak isteyip de ağlayamamak özleyip de kavuşamamak kadar kötü…

Kabalık

Kapitalizm vahşi falan değil, kibirli ve kaba. Onlara sorarsanız herkesin annesi var, babası var, sevgilisi var, var oğlu var… Herkes anne yahut baba, herkes eş yahut sevgili. Anne olmayan ya da annesi olmayan umurlarında değil. Özel günlerde bangır bangır bağıran siz ne kadar da strategic essentialist ve stratejiniz ne kadar da kaba!
Evladını kaybetmiş bir anneye günde yüzlerce kere oğlunun bu anneler gününde ve bir sonrakinde ve bir sonrakinde onu ziyarete gelemeyeceğini hatırlatmak hangi kelimeyle açıklanır? Anne/baba olmayı isteyen ama olamayacak olan birine ısrarla kavuşamayacağı o lezzeti sürekli övenlere neden şeytan demeyelim ki?
Hani aşk diye yedirmeye çalıştığınız piç dölleri* ile değil, gerçekten bağlı olduğunu kaybetmiş birinin gözüne yavşak ergenleri, ten yiyicilerin mayhoş bakışlarını sokmanız sizi iğrençleştiriyor ama umurunuzda mı ki?
Anneler gününde anne/si olmak bu kadar normalleştirilirse olmayanlar ne olacak? Kaybedenler ya da hiç sahip olamayanlar, olamayacak olanlar…
Yavrulamış bir kedinin anneliğini kıskanan insanlar tanıyorum. Anneler gününde evladının mezarını ziyaret edenler, oğlunu maça getiren babaları gördüğünde stadı terk edenler, ilkokulda annesine verilmek üzere yapılan resmi kime vereceğini bilmeyen çocuklar, annene ne hediye alacaksın dediklerinde dua edeceğini söyleyenler ve yaşıtlarından “oğlum/kızım bana bunu aldı” diye yükselen seslere boş gözlerle bakıp anneler gününü sadece bir petshop mağazasının kutladığı kişiler…
Biz bayramlarda ilk önce çocukları olmayan yaşlıları ziyaret edip, yalnızlıklarını hissettirmemeye çalışan insanlar değil miydik? Ne zaman bu kadar düşüncesiz olduk?

*Ey aşk /.. ve ey aşk mı dedin../
Onlar küçücük küçücük gördü sana seslenenleri
Gücendirilmiş gibi kayboldun
Yerine piç döller yolladın
Cahit Zarifoğlu

Gecekuşu

Sadece geceleri öten bir kuş var, hiç görmesem de eminim ki minik bir kuş. Gündüzün karmaşasıyla baş edemeyecek kadar naif, derdi ancak geceye sığacak kadar ağır. O ufak bedene, ağır yüküne rağmen hala kıpır kıpır, hala mütebessim…

Ötüşü öyle güzel ki; hüzünlü bir hikaye anlatır gibi. Bazen sabaha karşı oturur dinlerim onu; cıvıltılı sesiyle anlattığı hüzünlü hikayeleri. Sonra dur derim, ben de sana hüzünlü bir hikaye anlatayım. Saklandığı daldan bana bakarak dinler, sonuna geldiğimde susar, hiçbir şey söylemeden uçar gider. Ertesi geceye kadar kimse öttüğünü duymaz.

O gecekuşudur çünkü her gece ona, anlattıklarından daha hüzünlü bir hikaye anlatan çıkar ve o, bu hikayeyi seher yeline yetiştirmeye gider. Acelesi olduğu için mi susar, yoksa söyleyecek söz mü bulamaz kimse bilmez. Seher yelinin neden serin olduğunuysa yalnız o hikayeleri anlatanlar bilir, bir de gecekuşu…

ÇUBUKLU FORMA

Hizipleş!

Google Gruplar
yazıhane.org grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Destek

ACF loading animated gif