Ağustos 13th, 2010 / imre
Sonbahara gelirdi o zaman Ramazanlar. Serin eserdi de rüzgarlar üşünürdü açlıkla. Ezanla birlikte beyaz yanaklar başlardı kızarmaya. Isınanlar serin rüzgara karşı bir sigara yakardı da rehavetlerini üşütmeye kalkarlardı. Aynı anda ama fark edilmeden terk edilirdi sonra kalabalık davetler. Farklı güzergahlardan gidilirdi de Veznecilerde kesişirdi yollar…
İftardan sonra bir çay içsen zor yetişilirdi son Üsküdar vapuruna. Birbirini yeni bulanlar acele içemezlerdi de çaylarını kaçırırlardı vapuru. Karaköy’e gidilirdi mecburen. Karanlık sokaklarda kaybolma numarasına aldanılırdı, güven güzeldi çünkü, hayret vericiydi…
Karaköy iskelesinin sallanmasına bir kez daha şaşırılır ve ilk şaşkınlık anlatılırken binilirdi vapura. Vapurda soğuk da olsa mutlaka dışarı oturulurdu. Martı ve dalga sesine en iyi uyum sağlayacak müzik seçilir dinlenirdi. Bilinmezdi ama çok önceden hesaplanmış olurdu. Üsküdara yaklaşırken vapur, başlamadan biten bir şeyin burukluğu yaşanılır, vardır bir hayır denilirdi de çoktan başladığı fark edilmezdi. Yaşanılır ama adı konulmazdı, yaşadık dense kırılırdı. Oyun oynanırdı sanki de yaşamışız denir şaşırılırdı. Ramazanın bereketiydi bize bağışlanan denilirdi.
Her daim taze kalan bir şeyin en taze halini düşünün şimdi; işte biz her ramazan ilk iftarı onunla açarız, birlikte açarız…
Ve Ey Ramazan yeniden hoş geldin. Bize bağışladığın bereketi kaybetmedik ve bildik ki her daim taze kalmak zamanın ve mekanın etkilerinden korunmaktır. Farklı zaman ve mekanlarda olsak da işte bu yüzden hala ilk iftarımızı beraber açıyoruz…
Ve Ey Oruç, tut bizi. Haydi gözyaşlarımızı da tut…
Ağustos 6th, 2010 / imre
Bazen uzaklaşıyoruz, ben ne yapacağımı bilemiyorum. Duramıyorum. Hareketin sürekliliğiyse bir yere kadar. Durduğumda geriye dönüp bakmaya korkuyorum, ya mesafe açılmışsa…
Bazen kolumdan tutup durduruyorsun; işte buradayım…Böyle bir mutluluğu bilmezler. Kaçacak bir yer bulmaksa her zaman mümkün değil. Bir de gitmesen ya da gitmesem daha kolay olmaz mı her şey? Ne kadar zor olursa olsun yürünmüş bir yoldur geçmiş. Teslim olamıyorsan önünü göremediğin bir yolda yürümekten ya da bulanık bir suya dalmaktan yeğdir durmak ve geçtiğin yollara bakmak.
Kal ki olmasın başkası.
Kal ki olmasın fazlası.
Kal ki olmasın faydasızlar.
Kal ki olmasın olamayacaklar.
Bilmiyorum sen misin yol alan ben miyim. Ama ne olur ben gelene dek vazgeçme tut beni. Geldiğimde zaten ben bırakmam…
Temmuz 15th, 2010 / imre
gidiyorum koca..uzaklara gidiyorum; kimsenin bizi bilmediği, hiç gitmediğimiz ve gitmeyi düşünmediğimiz yerlere..sadece ben de kalan parçanla hayat nasıl geçer bir deneyip döneceğim. zor geldi son anda ama denemek zorundayım çünkü sadece bendeki parçan ilelebet bende kalabilir…diğer parçalar elimden gitmeden yokluğu ne demek bilmem lazım..
hoşcakal..
Temmuz 6th, 2010 / imre
Nerden başlarım anlatmaya kestiremiyorum. Seni ilk gördüğüm an ne yaparım mesela? Senin yüzündeki gülümsemeyi hayal ediyorum. Dünyanın dert ve tasasından uzakta ve karşımda bir daha hiç ayrılmamacasına sen; Cennet namına en güzel hayalim bu.
Oturup dünyadaki günlerimizi çekiştireceğimiz günü bekliyorum. Şöyle taze demlediğim çay eşliğinde, mümkünse -ki orada her şey mümkün- boğaza karşı, sabah erken kalkma derdi olmadan, ah sigarayı unutuyordum neredeyse, bir yandan sigara da tüttürürüz saatlerce konuşuruz.. İşte o zaman acı günler bile gülüp geçtiğimiz anılara dönüşür değil mi?
Bir sürü şey var anlatacak, çay içmek için de seni bekliyorum.Dua et uzun sürmesin koca..Hem kocacığın duası kabul olurmuş diye duydum, anladın sen onu.
elbet birgün
Mayıs 24th, 2010 / fy
“aklımdan çıkmıyorsun dedim,başka türlüsünü yorgunum anlatmaya…”acz
Nisan 17th, 2010 / imre
Seni o kadar iyi tanıyorum ki, yaşatabilirim seni…hem sen hem ben olabilirim.
Çayda eriyen şeker olmamı istemiştin.”Ama sen çayı şekersiz içersin. Dünya zaten bir bardak çay, biz onda eriyen iki şeker olalım.” Ve evet oy birliğiyle kabul edilmişti…
Artık sen-ben sağ-sol gibi bir tümün, çevresindekilerin aslında kendilerini için tanımladıkları -evet sağ-sol tamamen etrafımızda insanlar olduğu müddetçe anlamlıdır, yalnız olan kimsenin bu ayrıma ihtiyacı yoktur- sınırları pek de belli olmayan iki tarafı oldu.
Tek başınayken çoğalmak, giderken bir parçamı alırken benim bir parçam haline gelmen kadar çelişkili. Kalabalıkla kendini uyuşturmakla tek başına kendini kanırtmak arasında seçim yapmak kadar zor.
Bazı şeylere zorlamasa keşke hayat bizi. O zaman işte bazı zaman değil her zaman hem sen hem ben olabilirim. Birini seçmeye zorlamasalar…
Ben sağımı solumu karıştırıyorum hala.
Seni ve beni karıştırıyorum.
Bırakmıyorlar işte, bırakmıyorlar…
Ocak 12th, 2010 / imre
evi toplayıp temizlediğimde sevinsen keşke. ama yine de engel olsan hastayken bunları yapmama…sen baksan bana. bir tek onu yapmayı bildiğinden her derde devadır ya senin için nane limon, nane limon yapsan yine. hem hastalık dediğin nedir geçer elbet. bazen hastalık bir varmış bir yokmuş olur bazen de…
seni kırmak istemem ama nane limon her derde deva değil! sadece bil istedim… birşey daha bil; seni özledim..
Mayıs 11th, 2009 / Beşiktaşım oley

salı - çarşamba akşamı izmir’deyim. inşallah bu sefer olacak. he bir de zaten izmir’in kızları güzelmiş, gitmişken bi bakalım. caiz midir ibrahim?
“Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler arasında nice cennet bahçeleri var: Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. İş, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilmektir.”
Mayıs 5th, 2009 / fy

insanın bazen mektup yazabileceği birisinin olmaması ne kadar kötü. bazen tutunacağı yolun çıkmaz olması mesela… kim ne bilir. sahi çingeneler çocuk çalar mı? bi rahat bırakın madem derman olmuyorsunuz, mesela madem derman olmuyorsunuz. mesela diyorum, bazen böylece zarf ıslanmadan masada durursa, mesela diyorum zorlanınca anlatacaklarını anlatmaya… ne kötü.
Continue [devamı var manasında]
Mayıs 5th, 2009 / Beşiktaşım oley

İşte biz kötü günde hep omuz omuzayız
övünmek gibi olmasın biz karakartallıyız!