kütürdet beni letafet
“bilgeliğini en fazla gösterdiği an, konuştuğu insandan ayrıldığı andı.”
soru: orhan pamuk nobel’i edebi kişiliği ile mi siyasi kişiliği ile mi aldı?
bankta oturan adamın cevabı: bu soruya yannış cevap verirsem, bana da nobel verir misiniz?
bazen, ama not düşelim şimdi değil, güzel sabahlarımız olur. duvarlarımız çok renksiz olsa da sabahlarımız güzel olur. bacaklarımızı rahatça sallayabilir, istersek ıslatabilir, istersek tümden ıslanabildiğimiz, bir teşehhüd miktarı olmasa da, ona yakın oturuşlarımız olur. hani dersin emel sayın gelse, yıl 1967, ancak gözlerini bu kadar parlatacak güzellikte olur. hani dersin, hani sen yine şimdi dizi değdirebileceğim kadar yakında, ya da küllüğü uzatabileceğin kadar uzakta olsan, hani suratını avcuna dayayarak yüzüme baksan, bu kadar güzel olur.
duvarda asılı gazeteleri uçaracak kadar güzel havalar olur. zil çalınca kapıyı açmazsın, cereyan yapar diye de kendini kandırırsın hani. illa çay olur, kokusu illa sana yakın bir yerlerde. “dostum çay piyot?” diye soran bir ses olur. güzel olur, illa pencereden sokağa taşan sigara dumanı.
gülerken seni donduran, seni gülerken hatırlatan fotoğrafların olur. kısa atletinin üzerinde sallanan cevşen, dağınık saçlar, belinden düşmüş şortun ve en fazla iki haftalık sakalın ile kaşınan bir vucudun olur. ama yine de güzel olur. tekrarlarsın akşamdan kalan şarkıyı, akşamdan kalmış şarkı senin kadar güzel olur.kaşına kadar inen teri kolunun tersi ile silerken, sıcak edebiyat, sıcak türkü, sıcak hatıra olur. terini silerken sen, sıcak bir anı olursun.
bazen güzel olur. güzel, bazen olur. kelimelerle oynarsın, gider traş olur randevuna koşarsın. birinin eline çiçek verseler ve işte bak burası orası deseler, bu kadar güzel olur.
bu kadar. bu kadar olur. bu kadar.
“kötü bir iniş, zaferle sonuçlanan bir dağa yükselişi yok edebilir.”
soru: yaşam bize sunulan tek kişilik bir oyun mu?
bankta oturan adamın görüşü: hepimiz bir başkasının yalanına ortak mı olalım şimdi?
Sevgili Dorothea,
hava iyi olsun olmasın, İzak sabahları havanın durumunu dikkatle inceliyor. havada nem olup olmadığına bakıyor, rüzgarı soluyor, öğlende soğuk olup olmadığına bakıyor. ortamın uygun olduğunu hissettiğinde, ciğerlerini özenle seçtiği bir havayla dolduruyor ve akşam, bu havayı bir şarkı gibi dışarı veriyor. her zaman iyi şarkı söylenemeyeceğini söylüyor. şarkı mevsim gibidir. zamanında gelir…
başı sola yatık, alt tarafı noktalı kal sabah derslerin sekiz buçukta başladığı günlerde.bir kuş tut içinden , ikiyle çarp onbeş ekle sonra.aslan oğlum aşık olmuş desin annen.sen sabah kahvaltısının derdinde, masayla sandalye arasındaki hava boşluğuna sıkışmış bedeninle bol çocuklu, bol kahkahalı ve bol ışıltılı o lüks kahvaltı salonunda , yarım ekmek peynir derdinde.
ve şimdi hala dersler sekiz buçukta başlıyor, yağmurlu havalarda baş parmağım üşüyor hala. hala aklımda telefonunda ki melodi, hala emel sayın yeşil gözlü, hala güzel.. farkındalığı nasip edene, hamd olsun.
- aslan oğlum aşık olmuş !
- Annee! ekmek arası ..
ve salli ala seyyidina âl-i Muhammed, sad salli aleyna mürşidina şah-ı velayet.







Comments (6 Katılım)
harika!
zeynep / Ekim 19th, 2006, 11:07
güzel olmuş
hele sondaki mektup hoş bence.
might / Ekim 19th, 2006, 17:54
neden, aslan oğlum aşık olmuş derler de
güzel kızım aşık olmuş demezler.
bir de, Emel Sayın’ın gözleri yeşil değil maviydi. Yoksa ben onca yıldır gözlerinin rengini bile bilmediğim birine mi hayrandım.
Mihman / Ekim 23rd, 2006, 01:46
might dostum, sana da mektuğ yazayım mı

aslan oğlum aşık olmuş diyen bir anne duymadım ben, baba da duymadım. bu sadece bir fantezi, deseler fena olmaz gibi
emel sayın üzerinden pirim yapmaya çalışıyorsunuz, anlamadım sanmayın. ressam orda “ey emel, herkes sen mavi gözlüsün diye seni seviyor. ama yerdeki ve gökteki canlılar üzerine yemin olsun ki senin gözlerin yeşil olsaydı bile, aynı şekilde, zerre miskal azalmadan severdim yine seni” artık ressam daha ne desin, lütfen yani
faruk / Ekim 23rd, 2006, 05:41
ben duydum merak etmeyin. hem, o fantaziyse bu da fantazi.
ressam da işini biliyormuş, helal olsun yani.
Mihman / Ekim 23rd, 2006, 13:44
bazen eski bir hatıra, uzaklarda seyreden bir gemi gibi belli belirsiz geçer hafızamızdan. bazen yeni duyduğumuz bir şarkıyı çok eski bir hüzünle karşılar kulaklarımız. bazen okuduğumuz bir cümle sayfalardan taşar ve genişleyerek hayatımız olur. bazen bildiğimiz herşeyi gökyüzünden kayıp giden bir yıldızla özetleriz. bazen beyaz kağıtların üstüne bıraktığımız bütün kelimelerin üşüdüğünü görür, şaşırırız. bazen yazdıkça yazdıkça.. yazılırız..
bazen ayağa takılan bir çakıl taşının içinde kaybolmak ister, ruhumuzda büyümeye başlayan bu taşla birlikte sıkıldıkça sıkılırız kendimizden. dolaştırırız kendimizi yollarda gideceği yeri bilmeyen bir çocuk gibi.
bazen de dağılmış kelimelerimizi toplamaya çalışırız. eksiliriz ve çoğalırız.. yılgın sözlerimize cesaret giydirip söylemek istediklerimizi söyleriz. hatırlamak istediğimiz ne kadar şey varsa hatırlarız hepsini. unutmak istediklerimizi de unuturuz bir çırpıda.
avuçlarımızda papatyalar olur bazen. terleyen avuçlarımızda papatyalar. beyaz ve sarı. hafif bir rüzgar olur. herşey güzel olur, kimbilir belki bir gün herşey güzel olur..
esmanur / Ekim 26th, 2006, 22:12
What do you think?