Yükleniyor....
Önceki yazı linkleri:

Kategoriler

Yazı

Kendime zikir eyledim…

  • Şimdi bir sabah var İstanbul’da. Tam bulvarın ortasında, çiçeklikte oturuyorum. Kulaklarıma çarpan ayaz yıllar sonra tekrar sigara dumanının yanında. Bir şey var bu sabah havada. Özlenmiş ve arzulanmış sabahların keyifli kahvaltısı var muhtemelen, erken gelen ilk kırmızı kurdele neşesi, aynı anda dökülen üç dişin sessizliği yada güzel kokulu şampuanla yıkanmış saçların ta kendisi. Bir şey var bu sabah İstanbul’da, yada bir şey…
  • Şimdi dinleyin beni, yataklarında genç kızların körpe dudaklarını türlü yalanlara daldırıp emen soysuz ve asil arkadaşlarım, dinleyin beni! Geceleri erkekliklerini soyunan sokak sesleri ve her gece 35?lik rakılara sığamayıp dans eden orospular dinleyin. İpiyle astarıyla ezbere karanlığınızın çıplaklığını dinleyin:
  • Duydum, kitap inmeyecekmiş bir daha size ve peygamber gelmeyecekmiş. Neşeli şiirler söylenemeyecekmiş parklarda. Nereden başlarsan başla karnına bağladığın o tek taşın boşluğunu dolduramayacakmışsınız. Daha kötüsünü söylemeliyim, “ben de iki taş bağladım” aksini duyamayacakmışsınız. Hepiniz bir başka öyküde savaşçı olacakmışsınız. Siz, ben hariç, siz: bombok bir haldesiniz…
  • O halde planınız nedir, ne düşünüyorsunuz?
  • Binlerce boyunda binlerce yağlı urgan ve nereye bakarsam bakayım her yanım çavdar sesli kuşların sıkılgan gözleriyle çevrilmiş. Bir elin ağlaması nasıldır biliyor musunuz kağıda? İlk kalp atışının hazzını hatırlayan var mı aranızda? Öfkenin aslında nasıl bir şey olduğunu biliyor musunuz? Peki ya “Yumuşak başlı isim kim demiş uysal koyunum / Kopar belki fakat çekmeye gelmez boynum” dizelerini… Farkında mısınız, öfkeyi giydirince sözlerin üzerine, gönülleri koruyacak hiç bir şey yoktur. Farkında mısınız, bir derdim var bir de canım…
  • Hadi nazı bırakalım, sarılalım birbirimize diyeceğimi mi sanıyorsunuz? Yanılıyorsunuz dostlarım, benim dostlarım… Tamir görmemiş bedenlerin sahipleri olan dostlarım, yoldaşlarım, ben yandım eller yanmasın diyeceğimi mi umuyorsunuz? Ne sanıyorsunuz siz beni, ne sanıyorsunuz? Görünenin ne zamandan beri gerçek olduğunu biliyorum, yeşil zemin üzerindeki pembe yazıları hatırlıyorum. Dışımdan içime akanlar fikirlerinden vazgeçip, ters yönde akmaya başladıklarında -ki zaman zaman olur- daha, çok daha fazla şey hatırlarım!…
  • Her gece bu sokakta attığım çığlıkları duymuyor musunuz peki? Baş ağrısı, sızısı hatırda kalanların… Gidenlerin ve dönenlerin Tanrısına söylüyorum; o ilk günden bu son güne, yarına, yarından sonraki günlere, uzak gölgelerin ışıltısını saklayan gecelere, düşlerde çarmıha gerilen bedenlerin sol kaburga kemiklerine, lila rengi kanların ve kaçırdığınız gözlerin ta içine, aralarında bulunup seherlere kadar gülenlere, bütün sabahlardan, yaşanmış yaşanmamış bütün sabahlardan bütün akşamlara, her şey yaratıldıktan sonra kayıtlara geçen geçmeyen bütün öfkelere, zihinlerinizin ırzına geçen bilge dediğiniz köpeklere söylüyorum: Siz ne sandınız beni, uyanın artık !!
  • “uyandı mahalle
    uyandı mı insanlar ? “
  • m.mungan..

Comments (Katılım Yok)

What do you think?

ÇUBUKLU FORMA

Hizipleş!

Google Gruplar
yazıhane.org grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Destek

ACF loading animated gif