Bir şiir
Ben bu şiiri severim. bilhassa sonunu. şimdi yeri geldi yayımlayayım dedim. meyhane sen güzelsin diye başlayan bir şiir daha var ama alkollü içeceklere özendirme olarak algılanabileceğinden onu sesli bir biçimde kendime okuyorum. özenirsem kendim özenirim, bir vodka açarım :p
Yıldızlar
Seni karanlıkta yatırıyorlar.
Korkuyorsun geceden:
Bakıp bakıp pencereden,
Yatağına sokuluyorsun.
Ben hep eski yerimdeyim, biliyorsun.
Hava açık olduğu zamanlar
Beni seyrediyor, seviniyorsun.
Ne olurdu, ben de,
Sana göründüğüm şekilde
Odana gelseydim.
Ateşböcekleri gibi,
Küçücük avucunda
Yanıp yanıp sönseydim.
Seneler geçip gider, büyürsün.
Bir gün olur, hepsi biter:
Endişeler, o çocuk üzüntün
Hepsi biter.
Aydınlanır seninçin geceler,
Güneş gibi görünürsün.
Biraz sabır, küçük çocuk, biraz sabır.
Ama, Allahın koyduğu yerde,
Yıldızlar daima yalnızdır.
Behçet Necatigil







Comments (13 Katılım)
merhaba,
bu şiirin sonunu çok sevmiştim ben bu sabah. finalden çıktğımda. yani bir saat kadar evvel. şimdiyse hepsini okuyamayacak kadar kafam bulanık, hani okusam da anlayamam ya, neyse.
bu şiir benim olsun faruk. kaım kaynadı.
bi yıldızlar bi de ibrahim abi zaten..
bir de, benim hiç amcam yok, necatigil benim amcam olmalıydı demiştim. ama bu deyişin amcam olmasıyla değil, necatigil’in bu iş için en uygun adam olmasıyla alakası vardı.
ama şimdi vazgeçtim.
öyle olsaydı herkes,” aa gerçekten amcan mı? inanmıyoruuum.” fian derdi. hele de ondan sonra “peki ya neden soyadınız farklı?” sorusu gelirse fena.
atmıyorum tüm bunları.
mesela dayımın kim olduğunu söyleyince yukarda yazdığım şeyleri duyuyorum. yalnız soyad meselesinden sıyrılmak çok daha kolay oluyor elbette.
bu basmayan tuşların isyanını bastırmaya çalışıp klavyeye yüklenmem hâlâ bana “necatigil’in yeğeni” diyebileceğini söylemek için.
jonquille / Ocak 8th, 2007, 05:52
necatigil?in yeğeni;
deden kim olsun isterdin diye merak ettim şimdi. dizinin dibine oturup anlatacağı hikayeleri dinlemek isteyeceğin kim olabilirdi felan…
faruk / Ocak 8th, 2007, 06:12
dede korkut olsun isterdim.
soy soylasın, boy boylasın.
arada bir kopuz çalıp bana oğuz kağan’ı, anat’ın onu nasıl baştan çıkarmaya çalıştğını anlatsın isterdim.
jonquille / Ocak 8th, 2007, 06:15
hm beklemediğim bir cevaptı. ama insan neden kamuoyuna malolmuş bir “dede”yi kendine seçer bilemedim. tamam necatigil’de kamuoyuna malolmuştur ama bir senin amcandır felan. ama dede korkut öyle mi, değil bence : )
faruk / Ocak 8th, 2007, 06:23
sevgili faruk,
muhtemelen dede olacak yaşa gelmiş herkes -çapının önemi yok- bi şekilde kamuya mâl olmuştur. paniğe mahal yok yani.
öte yandan dedem korkut’a olan muhabbetim bambaşkadır.
anlattığı on iki hikayenin isimlerini yılın ayları hesabı sular gibi okurum:
1. dirse han oğlu boğaç han destanı
2. salur kazan’ın evinin yağmalandığıvdestanı
3. kam püre’nin oğlu bamsı beyrek destanı
4. kazan bey oğlu uruz bey’in esir olduğu destanı
5. duha koca oğlu deli dumrul destanı
6. kanglı koca oğlu kan turalı destanı
7. kazılık koca yigenek destanı
8. basat’ın tepegöz’ü öldürdüğü destanı
9. begil oğlu emre’nin destanı
10. uşun koca oğlu segrek destanı
11. salur kazan esir olup uruz’un çıkardığı destanı
12. iç oğuz dış oğuz’un âsi olup beyreğin öldüğü destanı
hatırlatma://beni meşhur et genç kız jingle’ı//
jonquille / Ocak 8th, 2007, 16:39
iğrenç bir şiirdi. bunu bütün ciddiyetimle söylüyorum. bu durumda bana eşek hoşaftan ne anlar diyebilirsiniz, ama eşşeksem bile hoşafın kokusunu alırdım değil mi? belki de benim tarzım değildir. zaten faruğun tarzı olan ne varsa işte onlar benim tarzım değildir : )
oblomov / Ocak 9th, 2007, 04:07
oblomovcum, canım. ben iyyim sen nasılsın? ayrıcana, tarzlarımız farklıymış ya, iftihar ediyorum : ))
faruk / Ocak 9th, 2007, 06:19
şimdi okudum şiiri, beğendim de çok. tıpkı bunun gibi;
the connells- ‘74-’75
ama bence şu anda daha önemli olan şey, nikimi küçük harfle yazdığım halde büyük harfle gözükmesi.
küçük harf fetişistiyim ben.
jonquille / Ocak 9th, 2007, 13:01
jonquille insanı, tercihine saygı duydum. hakikateten dede korkut senin deden olmalıymış. orta asya’da Korkut Ata diyorlar ya, ben o hitabı daha çok seviyorum nedense.
yazı konusunda bu modeller böyle diye kıvıralım. yeni yılda tema mızı değiştirirsek o problemi de halletmiş oluruz sanırım.
dün bir de elime battal-name geçti. hece yayınlarından çıkmış, hece’ye teşekkür ediyorum buradan. eksik olmasınlar
neyse, orada da güzel hikayeler varmış.
faruk / Ocak 11th, 2007, 02:41
birinci yıl kutlamalarına hazır edin öyleyse.
battalnâme’yi hediye mi etti hece, niye teşekkür ediyorsun.
nasılsa uzun süre okuyamayacaksın. bende falanca kitap var, nabeer diye hava atmanın ne alemi var?
jonquille / Ocak 12th, 2007, 19:30
aha sacidden sonra bi ayarcı daha. işiniz gücünüz bana ayar vermek değil mi : ) şimdi oblomov da bir laf eder tam panayıra döner burası :p
böyle bir yayından ötürü teşekkür ettim. bir de dede korkut hikayalerinin yanında ona kıyaslayacak ve benim laf edebileceğim bir şey olduğu için felan. yetişemiyorum hepinize napayım : )
faruk / Ocak 12th, 2007, 19:34
panayırları hiç sevmem. msn ikonlarını ve palyaçoları da.
anladım. ama ,bir abla tavsiyesi olarak, battalnâme gibi battal boy eserler yerine daha ufak çaplı kitaplardan başla derim.
felatun bet'le rakısı / Ocak 12th, 2007, 19:39
msn ikonları neyse de palyaçolara ne garezin var anlamadım. neyse. ben bilemediğim için hangisi okunur hangisi okunmaz, böle gördüğüme atlamışım. abla nasihati almamanın doğal sonucu bu olsa gerek. o zaman ben şimdi ayşegül serisinden başlayarak yavaş yavaş kara murat çizgiromanlarına oradan da dede korkut cep serisinden battalnameye geçeyim. uygun mudur?
faruk / Ocak 13th, 2007, 10:27
What do you think?