Türkiye’de medya, yabancı haber ajanslarının diliyle aktarıyor.
Mustafa Yürekli‘nin haberi
İdi Amin’in ölüm haberi, Tüirkiye medyasında ağız birliği edilip “Yamyam diktatör öldü..” manşetiyle duyurulmuştu. (Sabah, 17.8.2003) Spotta da “Uganda diktatörü İdi Amin 80 yaşında son nefesini verdi. 300 bin kişiyi katlettiği söylenen bu tuhaf despot kurbanlarını pişirerek yemesiyle ünlüydü.” deniyordu.
Uganda eski “diktatör” Devlet Başkanı İdi Amin, yüksek tansiyon nedeniyle Suudi Arabistan’da, Cidde’de hastaneye kaldırılmış, 80 yaşında hayata gözlerini yummuştu. Böbrek rahatsızlığı nedeniyle öldüğü açıklandı. İdi Amin Türkiye’de yeterince tanınmıyor. Yakında idam edilen Sadam’ın diktatörlüğü bile onu hatırlatmadı.
Dünya haber ağında, pek çok Müslüman ülkenin devlet başkanı diktatör olarak anılıyor. Egemen dünya güçlerinin İslam’ı ‘diktatörlük’, ‘şiddet’ ve ‘terör’ gibi ne kadar olumsuz durum varsa bunlarla özdeşleştirmek için çaba sarf ettiğini biliyoruz artık. Peki ama İdi Amin hakkında söylenenler gerçek mi? Uganda’da neler olmuştu?
İslam Konferansı Örgütü’ne üye 54 ülke var. Bu ülkeler, yabancı haber ajansları aracılığıyla haberleşebiliyor. Bu ciddi bir sorun. Bir Müslüman ülkeye, halka veya devlet başkanına Amerika’nın, İngiltere’nin ve İsrail’in gözüyle bakmak ve onların diliyle haber yapmak ne kadar doğru olur?
Türkiye’deki medyanın dış haberleri yabancı haber ajanslarının diliyle aktarması sorgulanması gereken ciddi bir problem değil mi?
MEDYANIN DİLİ YABANCI
Sabah gazetesindeki İdi Amin’in ölüm haberini buraya almak ve kullandığı haber dilini dikkatlerinize sunmak istiyorum:
“Orduya aşçı olarak giren İdi Amin, kanlı işkence yöntemleriyle sivrilerek hızla yükseldi ve genelkurmay başkanlığına getirildi. 1971′de dönemin başbakanı Milton Obote’yi devirerek iktidara gelen İdi Amin, başlangıçta hem Uganda halkı hem de dünya tarafından sevinçle karşılandı. Ancak ilk icraatı tüm dünyanın “Koca babacık” lakabıyla anılan İdi Amin hakkında ne kadar yanıldığını gösterdi. Ülkedeki binlerce Hintli ve Pakistanlı’yı sınırdışı etti, gerekçesini de şu sözlerle anlattı: “Gönül gözüyle Allah’ı gördüm. Bana Uganda’yı kurtarmak istiyorsam yabancıları ülkeden atmam gerektiğini söyledi!”
Kendisini ömür boyu devlet başkanı ilan etmesinin ardından “İngiliz İmparatorluğu Fatihi, Mareşal Dr. İdi Amin Dada, Uganda Silahlı Kuvvetler Başkomutanı, Konsey Başkanı, Polis Şefi, Cezaevleri Müdürü, Karadaki Tüm Hayvanların ve Denizdeki Tüm Balıkların Efendisi” unvanlarını da taşımaya başladı. Üniforması takılan onlarca madalyayı taşıyamadığı için sık sık parçalanırdı.
Yönetimi sırasında 300 bin kişinin ölüm emrini veren İdi Amin’in gaddarlıkları hakkında sayısız söylentiler dolaşırdı. Karılarından birinin cesedini kendi elleriyle parçaladığı söylenen kanlı diktatör, aralarında kızlarının gözleri önünde öldürttüğü bakanlar ve rahiplerin de bulunduğu kurbanlarının cesetlerini Nü Nehri’ndeki timsahlara atardı. Hizmetçilerinin ifadesine göre sarayındaki buzdolabında da çok sayıda kafatası vardı. En sevdiği yemek “çocuk dolması”ydı! Uzmanlara göre tipik İdi Amin tipik bir “hipomani” hastasıydı.”
Maalesef Türkiye’de böyle bir gazetecilik anlayışı ve haber dili var.. Peki ama bütün bunlar gerçek mi? Elbette değil. O zaman burada gerçekleri ortaya koymamız gerekiyor.
İDİ AMİN’İN MÜCADELESİ
Tam adı, İDİ AMİN DADA OUMEE (d. 1 Ocak 1924 - ö. 16 Ağustos 2003)
1971 - 1979 arasında devlet başkanlığı yapmış olan Ugandalı general. Uganda halkı tarafından çok sevilir, “Dada” (büyük baba) ismiyle anılırdı. Uganda’dan ayrıldıktan sonra Suudi Arabistan’da yaşadı.
1 Ocak 1924 yılında Uganda’nın kuzeybatısındaki Koboko bölgesinde, Müslüman Kakwa kabilesinden dünyaya gelen İdi Amin,
1943′te İngiliz sömürge ordusuna bağlı Afrika Kraliyet Tüfekli Birliği’ne (King’s African Rifles - KAR) katıldı. İdi Amin, İkinci Dünya Savaşı sırasında müttefiklerin Birmanya seferinde, daha sonra da İngilizlerin Kenya’daki Mau Mau ayaklanmasına karşı 1952-56 yılları arasında giriştikleri harekatta görev aldı. 18 yaşında askerlik hayâtına atılan İdi Amin, önce çavuş, daha sonra da subay olarak kısa zamanda ilerledi.
Eski bir boksör olan İdi Amin, 1951-60 yılları arasında Uganda ağır sıklet boks şampiyonuydu. Ayrıca ünlü bir bir rugby oyuncusuydu.
Uganda 1962′de bağımsız olunca Uganda’nın 36. Kralı Sir Edward Mutesa-II Devlet Başkanı oldu ve hükûmeti eski bir öğretmen olan Dr. Milton Obote kurdu. Bir süre sonra darbe ile Dr. Milton Obote Devlet Başkanlığına geçti.
O sırada İdi Amin albaydı. Uganda ‘nın 1962′de bağımsızlığına kavuşmasından önce subay rütbesi alan birkaç Ugandalı askerden biri olan Amin, ülkenin yeni devlet başkanı ve başbakanı Apolo Milton Obote ile yakın dostluk kurdu. 1967′de general oldu. 1964-1971 seneleri arasında hava kuvvetleri komutanlığı ve genelkurmay başkanlığı görevini yaptı.
25 Ocak 1971′de Uganda ordusu Dr. Milton Obote’yi devirdi ve orduda çok sevilen İdi Amin’i zorla devlet başkanlığına getirdi.
Dr. Milton Obote zamanında İsrâilli askerî uzmanlar Uganda ordusunun eğitim ve kontrolünü ele almışlardı. İsrâilli öğretmenler de Uganda eğitimini idâre ediyorlardı. Çok az bir Yahûdî azınlığı, 90.000 İngiliz ve İngilizlerin Hindistan’dan getirdiği 50.000 Hindu, Uganda’nın bütün askerî, kültürel ve ekonomik imkânlarını ellerinde tutuyordu.
İdi Amin devlet başkanı olunca, ilk icrââtı Yahûdîleri, İngiliz ve Hinduları Uganda’dan kovarak ticâret ve ekonomiyi Ugandalılar eline bırakmak oldu. Ayrıca Uganda’da İslâmiyete geçenlerin sayısı hızla artmaya başladı.
Afrika’nın incisi denilen Uganda’da Hıristiyanların ve Putperest anemistlerin bir çığ gibi Müslüman oluşu Hıristiyan Batı, siyonizm ve komünizm emperyalizmini aşırı derecede tedirgin etti. İdi Amin’i öldürmek için düzenlenen 26 sûikast netîcesiz kalınca, Tanzanya’nın Hıristiyan Devlet Başkanı vâsıtasıyla teşebbüse geçildi.
1971 yılından başlayarak komşusu Batı etkisindeki Tanzanya ile aralarındaki ilişkiler iyice gerginleşti. İdi Amin, ABD ve İngiltere’ye hakaretler yağdırdı, Müslüman olduğunu belirterek İsrail’le ilişkileri kesti, Libya ve Filistinlilerin yanında yer aldı. Filistinlilerin 1976 yılında içinde İsrailli ve Yahudi yolcuların bulunduğu bir Fransız yolcu uçağını Entebbe’ye kaçırmalarına doğrudan karışan İdi Amin, Batı’nın oyununa gelen Tanzanya ve Kenya’yla sınır çatışmalarına girmek zorunda kaldı; bu da Doğu Afrika Topluluğu’nu iyice zayıflattı.
1976′da İngiltere, Uganda ile diplomatik bağlarını kopardı. Kasım 1978′de Tanzanya birlikleri Uganda’ya girip 11 Nisan 1979′da Kampala’yı ele geçirdiler. İdi Amin Dada, kendisine bağlı birliklerle ülkenin kuzeyine çekildi. Daha sonra Libya’ya sığındı. Buradan Suudi Arabistan’a geçti.
İdi Amin’e bağlı gerillalar hâlen Uganda’da mücâdele etmektedir. Siyâsî oyunlarla iktidar olan Dr. Milton Obote, Uganda’da yüz bine yakın Müslümanı çocuk, ihtiyar, kadın demeden katletmiştir.
İdi Amin’in Yahûdî, İngiliz ve komünistler aleyhinde yaptığı icrâatından dolayı basında çok sayıda ve iğrenç iftirâlar yer aldı. Halbuki İdi Amin cesûr, memleketini düşünen ve dindar kişiliğiyle halkı tarafından sevilen bir liderdi.
Türkiye’de medya, İdi Amin haberlerini hep yabancı haber ajansının diliyle verdi. Bu yüzden bir kahramanı, “yamyam diktatör’ olarak tanıttı. Medya, bu tutumunu bütün dış haberlerde gösteriyor.







Comments (12 Katılım)
Bence çok önemli bir meseleye dikkat çekmişsiniz. Dediğiniz gibi, medyamız yabancıların diliyle aktarıyor meseleleri. Bunda ne gibi faktörler etkili olabilir. Kanaatimce, böylesi 1) Daha kolay. Hazır malzemeyi olduğu gibi çevirip yayımlamayı tercih ediyorlar. Tabii bunda okuyucu kitlesinin, yani halkın kalitesi konusunda da belli düşüncelere sahipler ki, bu da ne versek, okurlar ilkesi diye düşünüyorum. 2) Haberleri sürekli o yabancı haber ajanslarından alıyor olmaları da bunda etkendir bence. Bu şekilde, orada haber olan ne varsa burada da haber oluyor. İşin ilginç bir yanı da, farklı medya kuruluşlarının yurtdışında çıkan haberleri içeriye aktarmada seçici davranmaları. Ben bunu özellikle Atatürk, Türban, Laiklik, Ermeni Sorunu, Kürt Sorunu vs. gibi konularda gördüm. Yani çeşitli medya kuruluşları bu tür konularda yurtdışında çıkan haberleri kendi ideolojileriyle uyum içindeyse içeriye aktarıyorlar. Meselâ bir örnek vermek gerekirse, yurtdışında Atatürk hakkında bir makale çıkar, işte Büyük Türk, modern Türkiye’nin kurucusu vs. denir, Milliyet, Sabah, Hürriyet alır bunu manşet yapar. Bakın işte Batı’da Atatürk’e nasıl büyük bir saygı var şeklinde. Ama diğer taraftan aynı gün, Atatürk’e diktatör’dü, şu kadar Kürd’ü katlettirmişti, sürdürmüştü, vs. diye yazılanları esgeçerler. Aynı mesele Türban konusunda da yaşanır. Türban’la ilgili ne zaman yurtdışında yasaklama yönünde bir haber çıkarsa, Milliyet, Hürriyet, Sabah bunu hemen haber yapar. Bakın Batı’da da zaten yasaklanıyor şeklinde. Onlar bu haberleri seçerken, diğer taraftan bu sefer de diğer medya kuruluşları (Zaman, Yeni Şafak, Vakit vs.) da diğer haberleri seçerler. İşte mesela İsveç’te türbanlı polisler, ya da mesela Almanya’nın şu eyaletinde türbanlı öğretmenler falan filan… Neyse, bu mesele uzar gider. Ben en iyisi susayım…
Feyzullah Yılmaz / Ocak 21st, 2007, 07:18
Feyzullah Bey kardeşim saolasın katkıda bulunmuşsun. Ama bilhassa Atatürk ile alakalı sahip olduğunuz kanı ile beraber bir kaç ufak tefek ayrıntı haricinde söylediklerinize katılıyorum. eksik olmayın .
faruk / Ocak 21st, 2007, 12:24
Faruk Bey,
katılmadıklarınıza neden katılmadığınızı da söyleseydiniz tam süper olacaktı…
Feyzullah Yılmaz / Ocak 21st, 2007, 12:49
sayın Feyzullah Bey kardeşim; Atatürk ile ilgili katılmadığım satırlar: “Atatürk?e diktatör?dü, şu kadar Kürd?ü katlettirmişti, sürdürmüştü, vs. diye yazılanları esgeçerler.”
diğer ufak tefek şeylere gerek yok. : )
faruk / Ocak 22nd, 2007, 06:52
Yani, bu tür yazıları esgeçmiyorlar, bunları da yayınlıyorlar diyorsunuz, öyle mi?
Feyzullah Yilmaz / Ocak 22nd, 2007, 07:07
Hayır! Atatürk’ün diktatör olduğunu söyleyen haberler, gerçeği yansıtmıyor diyorum. Kürtleri katletmesi felan da… Kürt öldürmek, Türk öldürmek, Ermeni öldürmek farklı bir şeydir, katliam ile anılmak başka bir şeydir diyorum. Bu tür haberler, tıpkı İdi Amin’in hatalı yansıtılması gibi “habercilik” ahlakına sığmaz diyorum. evet tam olarak bunu diyorum.
faruk / Ocak 22nd, 2007, 07:49
peki ya köşe yazarları????
çoğu satılık değil mi!!
ece / Ocak 22nd, 2007, 09:37
evet Ece hanım çoğu değil hepsi satılık. yazdıkları için para alıyorlar çünkü. bir tornacı ne kadar satılıksa, yazarlar da o kadar satılık. tornacı patronu için vida yaparken, yazar patronu için yazı yazıyor. bunda garip olan ne?
faruk / Ocak 22nd, 2007, 09:52
Sayin Faruk Bey,
Ben de bu zamana kadar ne yazdigimi anladiginizi varsayarak konusuyordum, megerse yanilmisim. Gerci ilk cevabinizda “ama bilhassa Atatürk ile alakalı sahip olduğunuz kanı” diye bir cumle kurdugunuzde suphelenmistim, ama cumle gramatik olarak mantik ilkelerine aykiri degildi, ben de vay be, ne ince dusunceli birisi, kelimelerini cimbizla secerek cumle kurmus diye dusunup, yorum yapmaya devam etmistim. Yanilmisim.
Birincisi, Ataturk veya diger konularla ile ilgili yazdiklarim benim kanaatlerimi yansitmiyor. Zaten sizin yazdiginiz konu Ataturk’le vs. alakali degildi, ben niye o zaman Ataturk’u odak noktasina alan bir yorum yapayim. Ben sadece sizin bahsettiginiz medyanin ilkesizligi, etik degerlere uymayisi vs. gibi konularda kendi yorumlarimi aktardim ve bazi medya kuruluslarinin da bazi konularda (Orn: Ataturk, Laiklik, Turban, Ermeni Sorunu, Kurt Sorunu vs.) yaptiklari ilkesizliklere ornek vermeye calistim.
Ben Ataturk ve diger konularla ilgili olarak Turk medyasinda yapilan bir secicilige dikkat cekmeye calistim, o kadar. Meselenin Ataturk’un diktator olup olmamasiyla, Kurt’leri vs. katledip katletmemesiyle veya bunlarin gercegi yansitip yansitmamasiyla bir alakasi yok. Mesele, Turk medyasinin, yurtdisinda ayni konu hakkinda, fakat farkli uclarda yer alan haberleri secerek iceriye yansitmasi.
Ikincisi de anladigim kadariyla, belli basli yanlis, gercek, dogru, hatali vs. gibi zaman-mekan sinirlamasi haricinde tuttugunuz varsayimlariniz, kabulleriniz vs. var. Siteyi de hikmetine vardiginiz bu hakikatlerden biz cuhela takimini nimetlendirmek icin kurdunuz sanirim.
Allah niyetlerinizi bosa cikarmaz insallah.
Simdi dusunuyorum da, bu yazimi nasil anlayacaksaniz acaba… Allah bilir…
Sevgilerle
Feyzullah Yilmaz / Ocak 22nd, 2007, 13:04
Feyzullah Bey kardeşim : ) yazınızı ne kadar anladım bilemem. ama açıkcası genel itibari ile katıldığım, hoşlandığım ve değer verdiğim bir yazı idi. bu son yazdığınız da nitekim öyle.
yazıhane ve şahım hakkındaki değerlendirmeleriniz için de açıkcası teşekkür ederim. ben bu dediklerinizi dillendiremiyordum, yardımcı oldunuz. cuhela takımını eğitmeye çalıştığımı, yazıhaneye üçüncü defa konuk olan herkes anlar. siz de anladınız sonunda. ayrıca kabullerim, önyargılarım vs hepsi var evet. ama hangimizin yok ki Feyzullah Bey kardeşim. bakın siz de beni hiç tanımadan nasıl hoyratça eleştiriyorsunuz, ellerinize sağlık : )
evet, yanıldım sanırım. ben sizin de o kanıya sahip olduğunuzu düşünmüştüm. hayır değilim, anlamadınız beni diyorsunuz. eyvallah haklılığını kabul ediyorum. anlamamışım sahiden. bu anlamda verdiğim rahatsızlıktan ötürü affedin.
faruk / Ocak 22nd, 2007, 13:47
can ataklı için ne düşünüyorsunuz peki?
ece / Ocak 23rd, 2007, 12:09
can ataklı insan olarak şahsiyetsiz biridir diyemem. tanımıyorum. mutlaka iyi bir baba, iyi bir eş olmak için çaba gösteriyordur. fakat mesleki anlamda diyorsanız, yazdıkları bende bir öfke uyandırmıyor. evet, yanlı yazılar yazıp birilerini öfkelendirmeye patronunu da sevindirmeye çalışıyor. ama dediğim için, adam böyle para kazanıyor : )
faruk / Ocak 23rd, 2007, 19:44
What do you think?