Yükleniyor....
Önceki yazı linkleri:

Kategoriler

Yazı

Hepiniz Hrant’sınız, Hepiniz Ermenisiniz!

Güncel konuları yazma alışkanlığı olmayan bir tarihçi, böyle bir konuda yazılı olarak fikir beyan etmekten utanır. Bu yüzden tarihçi, tipik bir kara (toprak) insanıdır. O, yazdığı şeyin zeminini kayalıklar üzerine oturtmayı sever. Çünkü, tarih kadar, kendi yazdıklarının da tarihsel devamlılığını dilemektedir. Yazılı düşünceler içinde zamansal depremlere en dayanıklı olanı onu eserleridir. Düşüncelerin, kişlerin, toplumların ve dönemlerin cesetlerini kefenlemek kağıtla yapılmaktadır. Ve bu defin işlem sırasında tarihçiler, ölülerini mürekkeple yıkarlar. Bundan olsa gerek, bütün modernliğine, bütün güncelliğine ve bütün şimdiki zamansallığına rağmen her çağ, tarihsel epistemenin kolları arasında okşanmaktadır. Tarihçi tutkuları gereği, bu kendini okşatanların pek nakörce izledikleri ilişkiden arta kalan masalların kaydını geçmektedir. Bu masalları tarih düşmekle kalmıyor, tarihi de yeni kayıtlarla masallaştırıyor.

Ancak, ?Aydın? bunun tam tersini yapmaktadır. Aydın, şimdinin, çağın, popülerliğin ve sürmekte olan mevcut değerlerin ?tercihli oğlanı?dır. Onun zamanı Güneşin doğuşuyla başlar ve batışıyla son bulur. Ve aydın, bütünüyle tarihin ve tarih düşmanıdır. Kendilerinin yaşadıkları çağ için bütün çağları yıkanlar ve yıktıkları şeyin güncel okumasını ve görüşünü dayatanlar onlardan başkası olmamıştır. Geçmiş bu denli çirkin gösterilmeseyedi, kimse bugüne bağlı kalmazdı. Geçmiş bu denli aşağlanmasaydı, kimse bugünün değerlerine sahip çıkmazdı. Ve geçmişin insanları bizim dışımızdaki varlıklara ve canlılara benzetilmeseydi, bugünün insanlığının bir anlamı olmazdı. ?Şimdilik dini?nin havarisi olan aydının peygamberi ve kitabı, bütün peygamberler arasında ve bütün kitaplar içinde her türlü varlıktan ve inançtan yoksun. Yabancı peygamberler kadar onun peygamberinin bir oluş durumu yoktur. Aydın, bizim zihnimizin günlük telepatik uğrak noktalarıdır. Bunlar zorunlu duraklardır. Çünkü çağın geçiş güzargahları yapılırken, önce bu duraklar inşa edilmiştir. Bu denli zamansal olmak, aslında zamandışılığın ve bu denli mekana (duraklara) bağlı kalmak mekansızlığın bugüne bağlı sonsuzluğunu oluşturmaktadır. Bu sonsuz işleyişin gün gün geleceğe doğru fırlatılan, aslında hep tekrarlatılan seyir yolcusu toplum denilen ve tek özelliğinin kalabalık olmasından ileri gelen bir takım kutsal söylemlere inandırılmış, oysa iktidar-söylem tunelinin kabuslarından geçirilen halktır. Aydın, tunel tuzaklarını gösteren süslü işaretler olarak göstergelerin canlandırılmış ışıklı yüzleri gibi toplumun bu parlaklığa dalmasıyla zaman yitirerek tuzağa düşmesine neden olan, ancak yerleri ve doğal varlıkları gereği uyarıcı nitelik taşıdıkları için masum tanıklarıdırlar. Onlar varlık işaretleri değillerdir, varılacak güzargah üzerindeki var sayılmış göstergelerdir.

Gazeteci-yazar Hrand Dink cinayeti, şunu bir kez daha kanıtladı: Türkiye?de aydının toplumu temsili, toplumun aydını temsiline zorunlu kılınmıştır. Bu tablonun en güzel kanıtı: ?Hepimiz Hrandız, Hepimiz Ermeniyiz? pankartı oluşturmaktadır. ?Her kesin Hrand? ve ?her kesin Ermeni? olmasını isteyen Aydın?ın Türkiye?side ortaya çıkan bütün sorunlar ve bütün cinayetler ?her kesin Hrand? ve ?her kesin Ermeni? olmayışından doğuyorsa eğer, bu aydının toplumu temsili ile, toplumun aydını temsilinden doğan çarpıklıktan ileri gelmektedir. Çok daha önemlisi bu çarpıklık ?her kesin her kes olmaya zorlandığı? ve böylece ?her kes dışında kendisi olamadığı? bir aydın-toplum ve toplum-aydın sorunundan kaynaklanmaktadır. Kendi toplumundan sürekli ?her şey olmasını? isteyen aydın ile kendi aydınından ?bir şey olmasını? isteyen toplum arasında tek birleştirci nokta omuzlarda taşınan tabutlardır. 32.000 şehidini omuzlarında taşıyan toplumla, Hrand?ını omuzunda taşıyan aydına aynı acıyı tattıran canilerin ?cesaretiyse? eğer; caniler bu cesareti öldürmekten duydukları hazdan değil, toplum ve aydının kendisi dışında her şey olmasından almaktadır. Her şey olunduğu durumunda her şeyin hedefi haline gelinebilineceği anlayışının olmayışı, bu iki gücü temsilin temsili konumuna düşürmektedir. Bu durumda da ne acı ki meydan ?tek bir şey olduğu ile övünen canilere? kalmaktadır. Kalabalıklar ?yok edilen kutsallarını? gerçek dışı dünyaya (mezara) götürürken, kutsallarını yok eden canileri gerçek dünyada bırakırlar. Bu da canilerin bir tek şey olduklarının gerçeği haline geliyor. Oysa, çağdaş dünyada, daha doğrusu ?şimdilik dininde? aydın ve toplum gerçeğin, yani dünyanın yanında yer almaktadırlar; bütün bilimsel ve düşünsel anlayışlara göre. Ve yine çağdaş dünyanın gerçeklik sınırlarını ifade ve düşünce hakları belirlemektedir. İfade ve düşüncenin çağdaş dünyada belirlenmiş en büyük hak olduğu halde, gücün akılalmaz biçimde bütün haklar üzerinde haksız biçimde hak konumuna gelmesinin yine aydın-toplum tarafından savunulmasından, ifade ve düşüncenin her şeye ve her kese bağlı kılınmasından doğmaktadır.

Hrand Dink?in ölümüne neden olan hain saldırıyı bu ülkede haklı göstercek bir tek Allah?ın kulunun olamayacağı konusunda herkes ittifak etmektedir. Bunun, bu ittifakta herkesin yer aldığını fırsat bilen aydınlarca toplumun ?her kes olması?na dönüştürülünce, sürekli kendisinden bir şey olmasını bekleyen toplum nazarında aydının ne olduğunu sorgulatmaktadır. Bildiğim kadarıyla, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlık hakkını elinde bulunduran her kes tek bir kimliği paylaşmaktadır. Bu belirlenmiş bir haktır. Bu hak, söz ve ifade hürriyeti kadar biçimlenmiş meşru ve değişmez bir haktır. Bu hak bu ülkede her kese aynı eşitliği öngören toplumsal bir haktır. Bu hakkı çiğneyerek, topluma kendisine verilmiş kimliğin dışında durmasını isteyen aydının haksızlığı bir insanın ölümünün üzüntüsü ile psikolojik bir haklılığa dönüştürülecekse, o zaman haksızların hakları doğrulanacaktır. Bu ülkede herkes bir kimliğin parçası olduğu halde, aydınlar neden bu kimliği herkesin dışına çıkartmak hevesindeler?

Hrand Dink, Ermenistan vatandaşı değildir. Ve yine Hrand Dink anayasal olarak ?Ermeni? kimliği taşımamaktadır. Bu yüzden hiç kimse, ama hiç kimse ?Herkese Hrnadlık? ve ?Ermenilik? kimliğini yükleyemez. Ama acı olan şu ki, bize ancak iki tercih hakkının verilmesidir: ya Hrand ve Ermeni olacağız, ya da katilin yanında yer alacağız. Kendimiz olmamak için her şey olmamız istenen bir aydınlar sınıfına sahibiz. Ve kendimiz olmamak için her şey olmamıza göz yüman bir yönetime sahibiz.

Kusura bakmayın dostlarım, benim kimliğim dışında hiçbir şeyim yoktur. Ne aydınlar gibi sosyete sofralarından tek lokma tatmışlığım var, ne iktidarlar elinden bir yudum su içmişliğim. Ben, siz ellerinizde ?Hepimiz Hrandız, Hepimiz Ermeniyiz? pankartıyla rahat cenaze törenleri yapasınız diye cebindeki kuruşları sayarak ona göre gideceği okul ve kütüphaneye en uygun otobüsü seçen, ancak benden kimliğimi talep edenler yüzünden saatlerce trafikte bekleyen, kimliği her gün değişen yaşlı bir kadının bayılarak üzerime düşmesine sadece üzülerek karşılık veren; kimliksizlik yüzünden teröre karşı bacağını kaybetmiş gazisine oturacağını teslim etmemek adına sahte uyur, dalmış, farkına varmamışlık numaraları yapan liseli gençlere nefret besleyen, sokağın ortasında çantasını kapkaçılara kaptıran orta yaşlı bir bayana polisin yapacak hiçbir şeyimiz yok demesiyle içinden öfke kusan, şehrin en işlek sokaklarında uyuşturucu ticareti yapanların eşkıya görünümünden dolayı yolunu değiştiren, param olmadığı için almak istediğim kitapları her akşam kitap raflarından alarak koklamakla yetinen, bütün insanlığa karşı işlenen haince, canice cinayetlerin önüne geçmek için kafasında sanki siz aydınların nazarında bir ?bokmuş? gibi mücadele etmek adına masumca planlar tasarlayan; her gün Irak?ta ölen yüzlerce insana, Somali?deki açlığa, Bosna?daki felakete, Karabağ?daki katliamlara, Çeçenistan?daki bir ulusun yok oluşuna bağrı kan ağlayan; ve bütün bu ezilmişlik, itilmişlik, kendini ve yaşamını hiç yaşamamışlık yetmiyormuş gibi birde benden kimliğimi değiştirmemi ve her yıl 24 Nisan günü dünyanın 250 şehrinde toplam 600 milyon kişinin katılımıyla ?Katil Türkler?, ?Türklere Ölüm?, ?24 Nisan: Müslümanları Cehenneme Uğurlamak Günü?, ?Büyük Ermenistan?ı Kuracağız?, ?Hayalimiz Sizin Ölümünüzdür? pankartı taşıyan bir kimliğin temsilcisi olmamı isteyerek beynime durmadan tecavüz eden haberlerden dolayı tek sosyal eğlencesinin kırık bir antenle ancak birkaç kanala ayarlanmış televizyonunu izlemekten mahrum bırakılmış biriyim. Ve ben, bu ülkede benim gibi yaşayan milyonlarca insandan sadece biriyim. Ve belkide 32.000 insanını ülkesi ve kimliği için teröre kaybeden bir annenin oğlu olmadığım için şanslı biriyim. Şanslıyım, çünkü vatanı için ölenlerden biri olsaydım ve tabutumun arkasında sadece bir grup asker ve ailem yürüseydi ve bir tek aydının elinde ?Hepimiz Askeriz, Hepimiz Şehidiz? pankartı olmayazağı yüzünden, bu sahipsizlik ve kayıtsızlık yüzünden sevdiklerimi de kimliksizliğe yenik düşürerek ruhu çarmıha gerilmiş biçimde gitmenin acısı mezarımı saracaktı.

Ve bir inançsızlık göstererek:

?Ağzım kurusun, yok musun ey Adl-i İlahi?

Son Not: Toplumların en büyük günahı UNUTMAKDIR.

Nadir Marmara 

Comments (14 Katılım)

Faruk Yücel, yarım saat önce, sırf “benden bir ses vardır, kesin vardır” ümidiyle baktım buraya. İyi ki bakmışım.
Ben tarihçi değilim, hasbelkader tarih okumuş biriyim. Ama başta ifade edildiği şekilde susmayı tercih ettim. Hatta iki seçeneğim olduğunu da düşünmedim.
Fakat öyle bir an geldi ki, yine açıklama yapmadan (Karadenizlilerin bir tabiri vardır “sus deysen de çatlasun mi habu yürek) en azından bir iki cümle yazdım bloguma. Çünkü hakkaten yüreğim çatlıyacak gibi oldu. Şimdiyse bu yazıyı görmem tam bir tevafuktu benim için.
Bu yazı başından son cümlesine kadar öylesine güzel ifade etti ki hissiyatımı, inanın bana okuyunca gözlerim doldu. Heyecanlandım. Günlerdir “ben ermeni değilim, ben hrank dink değilim, ama ben katil de değilim” in sancısını çekiyorum.
Nadir Marmara’ya çok teşekkür ediyorum. Ve eğer müsadesi olursa bu yazıyı ben de bloguma taşımak istiyorum.
Çok sağol..

Mihman / Ocak 26th, 2007, 10:24


hani güzel günler gelecekteydi nadir abi
hani beyaz arabamız bir impalamız olacaktı
hani cebimizde paramız
hani dudağımızda ıslığımız
hani sahilde çay içecektik adam gibi
pahalı birer gömlek giyecektik
jilet gibi ütüleyecektik lacilerimizi
kahpe dünyanın ta ciğerine üfürecektik cigaralarımızı

ah ulan ah nadir abi
yüreği elinde çocuk
diz boyu karda açan ahçiçeği
aşkın kendisi yani
hürriyetin geleceği
sert sakallarında vurgun izi

oblomov / Ocak 26th, 2007, 10:41

bir zamandan beri hiçbirşeyi etraflıca ve derinlemesine düşünmemeye niyet etmiş ve de çoklukla başarmıştım. nedense son zamanlarda detaylar daha bir görünür oldu gözüme. sayın nadir marmara yukarıdaki yazıda bu gaz ve toz bulutu içerisinde bize yutturulmaya çalışılanları pek bi güzel anlatmış. saolsun. ben de müsaade varsa iktibas etmek isterim acemi bloguma.

selametle

rbostan / Ocak 26th, 2007, 12:25

Aslında benim için sürpriz oldu. Sevgili Faruk’a teşekkür ediyorum.

Sevgili Mihman’a da müsaade sizindir diyorum ve sorumasının benim adıma büyük bir incelik olduğunu belirtmek istiyorum.

Sevgili Oblamov, sen sigara içermiydin :)

n_marmara / Ocak 26th, 2007, 13:36

“her kes” ne demek?

nel / Ocak 26th, 2007, 21:58

yerel heyecanı yakalayamayan yerel duyguları sayfalarına taşıyamayan sözümona yerellere kızgınlıgımı dile getirmek istiyorum.hz isa kılıcı ile fırat nehrini ikiye ayırmış 1 tarafında fahri ormanlı kalmış öte tarafında yerel olmayan yerel gazeteciler kalmış.manzara kötü.gemilerde yiyecek kalmayınca yerel olmayan yerel gazeteciler padişah yerine malum cumhuriyet ilan edilmiş belediye başkanlarına meclis üyelerine yerel yöneticilere el etek öperek sarılmışlar devleti alide mukadderatı geregi bunlara acımış ve halka gerçekleri anlatmaması adına paralar saçılmış.herkesin karnı doymaya başlamış.hırsını ihtirasını dizginleyemeyenler hükümranlık kurmak adına cemaat ulemasından destek istemişler fakat cami yolunu bulamayan acabei hilkat yerel olmayan yerel gazeteciler sinagoga gidince bu kaymaktanda pay alamaz olmuşlar.fransız ihtilalinin şiarı aklıma takıldı bu manzara karşısında .ekmek bulamazlarsa pasta yesinler..burjuva ile kapitalistler savaşımında bunu anlayabiliriz ama lümpen proleter 1 toplumda neyi nereye koyacagız pek anlamış değilim.asa sı ile denizi bölen hz musa ise neden tabloyu yanlış okudumki.tamam saksı çalışmaya başladı.bu gazetecilikte kimin aklı çalışırki zaten.kendi aralarındaki çatışmalar bana da yansıyınca vallaha isa musa asa kılıç fırat dicle birbirine karıştı.olsun.nehirler birbirine karışsın da ruhlarımız 1 potada erisin.

fahri ormanlı yaşarın sedatı / Şubat 5th, 2007, 17:24

sevgili sedat yaşar, duygularına katılmamak mümkün değil. fakat söylemek lazım ki ortada bir problem var ise bu tek taraftın sorumluluğunu yerine getirmemesinden değil, problemin iki tarafının da üzerine düşeni yapmamasından kaynaklar. problemlerin ekseriyeti böyledir özünde. bence yani.

ruhlarımız bir potada erisin. amin.

ve gecikmiş cevapları vereyim. rahatsızlığımdan ötürü yazı yayımlamak haricinde yorumlar ile pek ilgilenemedim.

Mihman ve oblomov muhatabı N.Marmara’dan gerekli cevabı almışlar. sadece Mihman için, “benden bir ses vardır” güveni verdiysek size, bilhassa size, çok memnun oluruz. oldukta : )

Nel, “her kes” yazarımızın aslen Türkiye vatandaşı olmamasından kaynaklanan bir imla hatasıdır. Zaten şu anda da ülkemizde değildir kendisi. Herkes anlamına gelir sanırım. bu vesile ile sevgili N.Marmara’ya tekrar sevgi, özlem ve hürmet yolluyorum. Uzun bir aradan sonra dün sesini duydum ve açıkcası çok mutlu oldum. Yazıhane uluslararası sevgiler ve özlemler besleyebilen bir müessesedir : p

RBostan, sen çoluk çocuğa karışıp geçim sıkıntısına düçar olduğundan beri uzak kalmıştın. sahalara geri dönmüş olmanı memnuniyetle karşılıyor, bir Beşiktaş maçında yeğenimle seni tribünlerde görmeyi umut ediyorum : )

faruk / Şubat 6th, 2007, 03:47

sevgili faruk kardeşime geçmiş olsun dileklerimi iletirim. hegemon güçlerin dünyaya dayattıgı hani 1 şiar vardır.daha çok ilaç satmak için hastalıklar üretelim.aman siz dikkat edin..hastalanmaya hakkı olmayanlardansınız.

hrant dink konusunda birkaç sözde ben söylemek isterim.
bu toprakların üzerinde sorgulama /düşünme /araştırma ,adeta resmi 1 tabu oldugu için ,düşünen beyinlerin öldürülmesi anlaşılır bir durumdur.devleti ali mukadderatı /bekası gibi hamasetlerle büyümüş ,büyütülmüş 1 toplum/hazineden geçinmeli kadroların iktidar oldugu 1 yönetim/teşkilatı mahsusanın adeta her kademeye nakış gibi işledigi 1 cografyada ortaçag zihniyetinin ötesine geçmek elbette mümkün değil.hrant zihniyetini /düşünen beyin zihniyetini geliştirmek politik kültürle merkez güçlerin sistemi ile tamamen ters olması sebebiyle beyaz bereleri kutsallaştırmak resmi 1 mevlüt anlayışının her zaman kullandıgı modeldir.
10 yahudiye 10 hristiyana 10 ermeniye ve 10 türk olmayan ırka(ne demekse/insan ölünce hangi ırka ait oldugunu bilen biri varsa gelsin bu yakaya.döl üzerinden siyaset yapmak ahmaklıgına ancak bu kadar tabusal 1 şoven milliyetçi anlayış düşebilir.)tahammülü olmayan 1 cografyada yok çok hoşgörülüyüzmüşüz yok çok misafirperveriz derlerya hani dünyayı bilmesek hastır diyesi geliyor insanın…düşünen 1 insanın sadece düşünceleri için öldürülmesi ise benim içimi acıtıyor…

3 haziran 2007 tarihinde kalemler kırılmasın fikirler vurulmasın uçurtma yarışmasında beykoz çayırında buluşmak dilegi ile.

sedat yaşar/yarışmanın organizatörü fahri ormanlıdır.vallahi ön adını yazmak çok zor geldi ama yazayım yinede ayıp olmasın .
dünya yerel yayıncılar birligi türkiye kurucu başkanı..ah bu teşkilatta ben başkan olsam ne olurki..fahri ormanlı koltugunu bırak .yaşın ilerliyor.koltukları gençlere ver ama onursal başkan olarak yinede yanımızda otur…kikikikikikikikiki:)

sedat yaşar / Şubat 10th, 2007, 15:34

dünya yerel yayıncılar birligi türkiye kurucu başkanı fahri ormanlı makamına yapışmış bırakmıyor.eski tüfeklerin klasik bir sözü vardır.pardon siyasetçilerin klasikleştirdigi 1 söz vardır.”makam koltugumu bırakmam ama bırakırsamda partiyi bitirir koltugumu alırda öyle giderim”.biz çobanlardan /maden kömüründen/çay yapraklarından bıkmış usanmışken modelin değişmemesi ne acı değilmi.Fahri Ormanlı bu taş sana idi belki anlaşılmaz diye açık yazıyorum(bendeniz sedat yaşar)

Anfi sıralarında masa başında statükocu zihinleri bir bir yıkıp yeni yeni Enstitüler kurdugumuz zamanlarda ara sıra Devlet Bilim Adamı olan Akademisyen Hocalarımız! sınav yaparlardı.sınav sorularını okuyan zatı muhterem hocalarımız aynen şöyle derlerdi “Süreniz 45 dakika ve yorum yaparken benim yorumumla yorumlayın”…
Bizde genelde kul padişah anlayışı değişmemiştir ya oradanda bir örnek anlatılır her dem.

Padişah divanda ;pirlerini /erenlerini/ vezirlerini toplayıp dergahta tartışmaya başlatırmış.siz tartışın ama benim kararımda birleşin diyen padişahla ,devlet bilim adamı akademisyen hoca arasında sizce fark varmı .tabi ki yok..NEDENMİ yazdım bunları.beynim acayip bozuldu.sormayın şaşırdım kaldım.gazetelerin web sitelerine yorum ekle kısmı eklidir.nedense web sitesi yöneticisimi diyelim (adı her neyse önemsiz)her yorumu eklemiyor siteye.sansür uyguluyor yasak uyguluyor.ifade özgürlügünü hadi geçelim orası biraz sol ideolojiye kayıyor.(ben öyle düşünmüyorumda düzene uygun kafalar yetiştirme enstitüsü öyle düşünüyor).
madem yasak uygulayacaksın adına fikir işçisi deme.ifade özgürlügünü eleştiri yorum hakkını sayfalarına yansıtmayacaksan yada gasp edeceksen bu hakları ,ya yorum ekle kısmını iptal et yada benim gibi düşünmeyenlerin yorumu eklenmeyecektir diye açıklamada bulun sayfalarında…hem bunları yapmayacaksın hemde özgürlük alanına en çok ihtiyac duyulan alanda meslek ahlakını savunacaksın.geçelim bunları.

Bizde kaybolmayan ender 1 kalıp var.ve şartlar ne olursa olsun Bu değişmiyor.Biz ta viyana önlerinden diye başlayan hamasetler.asarız keseriz nidaları.farklı düşünmeye sorgulamaya tahammülü olmayan 1 anlayış.tekleştirici tekelleştirici benzeştirici anlayış yani,,,düşman devletler vardır hepsi bizim parçalanmamazı ister yuvarlamaları yada öcü devletler nutku hiç eksik olmaz.

Garibim gazeteciler ne yapsın.konuşan düşünen insan bu coğrafyada yaşamayı pek sevmeyip beyazlara bürünüyorsa susmayı tercih etmek verileni kabullenmek içselleştirilmiş 1 davranış modeli olmuş ve resmi mevlüt gibi kutsanmıssa zaten ne yapabilirsinizki.ancak baskıcı yasakçı olursunuz.sistem magdurusunuz sizler…her gelende bu sisteme taş atıp duruyor neyi varmış sanki…
m.duverger (siyaset bilimci)dünyadaki bütün sistemleri incelemiş ve adını koymuş ama sıra türkiyeye gelince sessiz kalmış.sormuşlar?hocam neden sistemin adını koymadınız?demişki vallahi anlayamadım.koskoca akademisyen anlamayacaksa özgürlügün eleştirinin anlamını bilmeyen gazetecilermi anlayacak.hadi ordan…

sedat yaşar / Şubat 14th, 2007, 20:50

yürü be sedat yaşar. kim tutar seni : D

bu vesile ile hem fahri ormanlı hocama hem de diğer arkadaşlara selam ve hürmetlerimi sunuyorum. işlerinizde kolaylıklar diliyorum.

faruk / Şubat 15th, 2007, 04:15

Yaşama gözlerimizi açtıgımız andan itibaren hep bir baskı mekanizması ile karşı karşıya bırakılıyoruz nedense.Bebeksindir aglama derler.İlkokula başlarsın konuşma sen bilmezsin derler.Lise sıralarına geliriz sakın ola konuşma ögren derler susturulmaya çalışılırız.Sokaga çıkarız joplar susturur.Askere gideriz komutan susturur.Kafese gireriz gardiyan susturur.Üniversite anfilerine adım atarız statükocu yaklaşımlar bu defa da karşımıza çıkar ve nihayetinde iş hayatına başlarız bu defa da maddi kaygılar susturmaya mahkum eder…Bu süreçte özne karakter; Kul anlayışını eger kabul etmiyorsak Birey,Siyasi Yapı,Çıkar ve Baskı Grupları ve Lejyonerler ve Devlet Bilim Adamı Akademisyen Hocalarımızdır.birey adım atar entellektüel tavır geliştirir yanlışa karşı duruş sergiler,siyasi yapı pasifize eder zihinlere pranga vurur,baskı grupları ve çıkar grupları devleti ali mukaderatı adına hücreler,kolluk kuvvetleri ıslah eder ve son aşamada devlet bilim adamı akademisyenlerimiz bize şekil verirler.tabi bu şekil statükocu yaklaşımın ifadesinden başka bir şey değildir.peki sorumuzu soruyoruz Gazeteci bu manzaranın neresindedir.
oh be bu konuda içimi döktüm…..

Şimdi ikinci konuya gelelim…

Kadınların baş korkuları arasında bedensel çekiciliklerini yitirmek ve yaşlanmak geliyor.çünkü güzel ve çekici olmak şart.yaşlanmak ise kabul edilemez ve adeta utanılacak 1 durum.artık yaşlılık doğal 1 süreç olmaktan çıkıp engellenmesi en azından gizlenmesi gereken 1 olgu sayılır oldu.Agaran saçlar sürekli boyanmalı, yılların izlerini taşıyan yüz kırışıklıkları abartılı makyajlarla kapatılmalı ,gevşeyen cilt bölümleri mümkünse ameliyatla gerdirilmelidir.ve ben bu kadınların yaklaşımı ile fahri ormanlı yaklaşımını aynı ölçekte degerlendiriyorum.saçları beyazlayan ,elleri ayakları nasırlaşmış,gözlük numaraları her geçen gün büyüyen, adım atmakta zorlanan ,kalemi tutmakta güçlük çeken fahri ormanlı ben gazeteci olarak çoçuklarıma kimleri anlatacagım.25 yıldır dünya yerel yayıncılar başkanlıgını yürüten fahri ormanlının mı adını söyleyecem.peki onlar demez mi! Babacıgım iyi söylüyorsunda bu Fahri Ormanlı; Osmanlı Paşa’sı mı ,yoksa Siyaset Kitaplarından takip ettigimiz Demirel ,Erbakan mı…inanın cevap vermekte zorlanırım.Fahri Ormanlı yaşlanabilmek aslında bir başarıdır utanma bu durumdan.sizler gençliklerini yitirdikleri için degersizleşen varlıklar değilsiniz lakin akıl danışılan büyüklersiniz.bu sana son çagrım fahri ormanlı.ya koltugunu bırak ya devrim yapıp indiririz.Atıldık kavgaya/ yürüyoruz devrime/ devrim bayragı ellerimizde…
dünya yerel yayıncılar birligi koltugunu bana devretmenin zamanı geldi de geçti…lakin biz böyle buyurduk ve böyle olacaktır.sana kitabı mukaddesten 1 sözle son sözümü söylüyorum.agzımdan çıkan sözüm bana geri dönmeyecek murat ettigim iş başarılı olacaktır.barikatlar engeller duvarlar örerek beni yıldıramazsın.duvarları yıkar köprüleri kurar dünyayada açılırım lakin sende tez elden biat edesin.

sedat yaşar / Şubat 17th, 2007, 23:17

Evet sevgili gençler. Ben başkan gevezelik etmek yanlız politikacılara yarar. Tabii ki onlarda çıkarları doğrultusunda gevezelik etteklerinden sizlere pek gelecek sağlamaz. Aman gençler sizler bizim geleceğimizsiniz diye yalan atarlarsa sakın inanmayın. Hele siyasi bilimler akademisinden mezun oldum, altta kaldım diyenlerede kanmayın. Ama biliyorsunuz konumunuz ve konunuz ne olursa olsun sizleri seviyorum. Çünkü fikir platformu içerisinde hiçbir şey üretmemiş olsanızda bir şeyler üretmek için tartışıyorsunuz. Unutmayınız ki yeni fikirler, güzel projeler, tatlı sözler üretemeyenler başkalarının sözlerine ve fikirlerine hammallık ederler. Siz gevezeliği bırakında 3 Haziran 2007 Pazar günü saat 14.00-20.00 arası 8.’sini gerçekleştireceğimiz tüm dünyadaki kalem şehitleri anısına “KALEMLER KIRILMASIN FİKİRLER VURULMASIN” uçurtma yarışmasında tarihi Beykoz Çayırı’nın taze otları içerisinde ifadenizi Allah’ın emri peygamberin kavliyle alacağım. bir de bu yıl ilk defa vereceğimiz uçurtma avcıları fotoğraf ödülünüde bakalım çok konuşan mı yoksa işini konuşturanlar mı alacak? isteyen istediği zaman telefon edebilir. Nasıl olsa kontörler benden gitmeyecek. Ben sanal alemde dolaşmayı sevmem canlıdan hoşlanırım. Sizleri seviyorum yarışmaya bekliyorum, dostlarınıza, sevenlerinize haber verin diyorum.

” WORLD REGIONAL PUBLISHERS ASSOCTION ”
kurucusu ve ilkler ansiklopedisi komisyon başkanı
Fahri ORMANLI
Tel: 0538 688 64 21

BAŞKAN / Nisan 13th, 2007, 15:03

Fahişeleri ilah konumuna getirenlere ,

Beyinlerini maddi hayata satanlara ,

Kelimeleri kirleterek kalem tutan ellere ,

Konumunu yükseltmek ve kazanım yapabilmek için kendisini ve ülkesini servis eden birikimden yoksun ve niteliksiz insanlara,

Kalemleri yaşatıyorum sevdasının maskesi altında meslektaşını öldürmek için topyekün saldırı başlatanlara,

İnsanları biçimlendir olmasa kullan ve at modeliyle insanlığından çıkmış tetikçiklere,

Politikacı ve Şirketlerle işbirligi yaparak maddi hayatını güçlendirip bu ülke insanının haklarını gasp edenlere,

Çıkardığı 10 gazete ile kendisini gazeteciliğin agası zanneden yerli işbirlikçilere,

Servis haberlerle beyinleri manipüle etmeyi kendisine görev edinen yerli uşaklara söylenecek çok şey var ama ailesini kalkan yapan zavallı mahluklara aldıgım terbiye cevap vermeyi engelliyor…

Geçmişin birikimini inkar eden ve bu birikimlerden yararlanarak ilerlemeye çalışan kişilere karşı hareket geliştirdigini düşünen aslında düşünmekten yoksun kişilere şu sözü hatırlatmak isterim.”değiştiremiyorsanız kafaları bulandırın çünkü bulandırdıkça servis edenler kazanır.”
işte bu servis edenlerin misyonudur…

NOT:Makamlar, Kazançlar bu sınav dünyasında,gelip geçiçi insan ömründe çokta takılacak bir nokta değil.yaratılışına layık olmak.işte bunu başardığınız oranda maddi hayatın kölesi olmaktan kurtulursunuz.

sedat yaşar / Nisan 14th, 2007, 15:42

fahri ormanli padisahi ciplak cikti eyyyy ahaliii/
9 senedir yerelci gazetecilerin arkasindan BUNLAR GAZETECILIGI BILMIYOR diye kulis yapti
paralelde de tutturmus DEVE midir nedir diye hayeli MASON kurulusu olan ,rgutun altinda cumhuriyet tegucunu gostermis YEREL GAZETELERI toplayip peskes cekmeye.
gecenlerde toplantida agsi yandi bu serbest DELI nin DEVEYi birakti. Serbest DELI kimlik karti vermeye basladi FAHRI ORMANLI bilin ey ahaliii bas’n'da buyuk bir DEWE cekiyor vallah billah

DARBECI / Nisan 16th, 2007, 15:27

What do you think?

ÇUBUKLU FORMA

Hizipleş!

Google Gruplar
yazıhane.org grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Destek

ACF loading animated gif