Türkiye’nin terör ile imtihanı
- Şiddet içerikli eylemler yoluyla arzulanan sonuca ulaşma fikri yüzyıllar evveline dayanır. Fakat geçtiğimiz yüzyılda bu eylemler sayıca artmış ve nitelik olarak da önemli farklılıklar göstermiştir. Hatta bu eylemler günümüzde bir ülkenin sınırlarının ötesini de tehdit ediyor olması dolayısıyla dünya coğrafyasının ortak sorunu haline gelmiştir. Bu nedenle ortak bir ?terörizm? tanımı bu eylemlerle ulusal ve ulaslararası boyutta yürütülecek mücadelenin etkinliğinin sağlanması açısından önem kazanmıştır. Terörizme karşı yürütülecek mücadelenin hukuksal yükümlülüklerinin pratikte anlamlı olabilmesi için en temel şart bu eylemleri herkesin aynı şekilde tanımlaması, yani her ülkenin üzerinde anlaştığı bir terörizm kavramının oluşmuş olmasıdır.
- Fakat kimilerinin şiddet içeren eylemlerde sadece amacı ön plana çıkarması, kimilerininse terörizm ile ulusal kurtuluş mücadeleleri arasındaki benzerlikleri bahane etmesi ve hatta doğrudan devlet otoritesini hedef almış eylemler ile belirli bir toplumsal gruba zarar vermeye yönelik eylemlerin bir tutulamayacağını söyleyerek bu eylemleri meşrulaştırma çabaları sonucu bir tanım üzerinde mutabakat sağlanamamıştır. Nitekim Ermeni terörü bu şekilde ortak bir tanımda anlaşılamayan eylemler silsilesi olarak onlarca can almıştır. Medyanın ?terörizm? ve ?terörist? kavramlarını tam olarak titiz bir incelemeden geçirmeden kullanmalarındaki rahatlık tanım üzerinde bir anlaşma sağlanamamasının nedenlerinden biridir. Türkiye?deki terörizm sorunu belki de aslında tam burada yatmaktadır.
- Batı kaynakları ilk terör örneğinin İran?ın Manzaradan bölgesinde çıkan İsmailiyye olayları olduğundan bahseder. Fakat bu olaylar bir tarikat ya da cemaatin kendi iktidar haklarını mensup olduğu devlete dayatması şeklinde yorumlanmalıdır. Günümüzdeki anlamıyla terör, Fransız ihtilalinden sonra toplumların siyasal anlamda önem kazanmasıyla ve kendi meşruluk zeminini oluşturmak için toplumsal güce dayanarak ortaya çıkmıştır. Osmanlı topraklarında ki ilk yansımaları Yunan ve Bulgar grupların eylemleridir. Fakat en yıkıcı olanı ve modern anlamdaki terörün ilk örneklerinden olanı Anadolu?daki Ermeni ve bilhassa SSCB?nin teşviki ile harekete geçen kürt grupların eylemleridir. Gözden kaçan önemli bir nokta da Ermeni terörünün dünyanın karşılaştığı, mevcut terör tanımına en çok uyan akımlardan olmasıdır.
- Osmanlı?dan bugüne kısa bir bakış
1800?lü yılların kaos ortamında azınlıkların bağımsız bir devlet kurmaya ya da ayrılıkçı bir örgüt oluşturmaya yetecek derecede ?ulus olma bilinci?nin bulunduğunu söyleyebilmek zordur. Dış güçlerin, radikal grupları ve militanları provake etmelerinin nedenlerinin başında bu grupların hiç bir yerde çoğunlukta olmamaları ve bilhassa Osmanlı Ermenilerinin ?davalarına? yeterince sahip çıkmamaları yer almaktadır. Burada en eski ve devamlılık göstereni Ermeni hareketidir. Ermenilerce kurulan bir çok dernek ve cemiyetler gerçekleştirdikleri eylemlerle direkt olarak Osmanlı Devleti?ni parçalayamayacaklarının farkındaydılar. Bu tür eylemlerdeki amaç batılı devletlerin dikkatini çekerek onların Osmanlı Devleti?ne müdahalesini ve kendilerine yardım etmelerini sağlamaktı. Nitekim bunda da başarılı olmuşlardır.
- Osmanlı?dan ayrılan gruplardan hiç biri sadece kendi imkanlarına güvenmemiştir. Yunanlılar, Bulgarlar vs.. ya Rus, ya İngiliz veya başka bir Avrupa devletinin yardımıyla bağımsız olmuşlardır. Yazılı kaynaklara göre Yunanistan’ın bağımsızlığı ve Doğu Roma İmparatorluğu’nun yeniden ihya edilmesi amacıyla ilk pontusçu faaliyetler, 18. yüzyılda kuruup 1798′de dağıtılan, gizli bir ihtilâl örgütü olan ve Rus Çarı I. Aleksandr?ın gizli genel başkanı olduğu söylenen Etniki Eterya (Etniki Hetairla) çalışmalarıdır. 1840 yılında, Merzifon Amerikan Koleji?nde okuyan Rumlar tarafından temeli atılan pontusçu faliyetlere kadar Magalo İdea amacı güden derneklerin Anadolu?da doğrudan Karadeniz?i hedef alan faliyetlerine rastlanmıyordu. Bu çalışmalarla, Merzifon’da 100′e yakın Rum genci yetiştirilmiştir. 1908′de Müdafaa-i Meşruta adını alan örgüt, 1910′da “Pontus” adlı bir mektup yayımlamıştı. 1910′lu yıllara kadar kültürel çalışmalarla zaman geçiren Pontusçu dernekler, bu yıllarda Yunanistan’ın verdiği ekonomik ve eğitilmiş insan gücü ile çetecilik çalışmalarına başlamışlardır. Bölgede ilk silâhlı çetenin kuruluşu Yunanistan’ın silâhlı mücadele için Samsun’a gönderdiği 130 subay - çete reisi ile birlikte 1908?e dayanmaktadır. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, Mütareke döneminde sayıları 25 bini bulan Pontusçu çetecilerin eylemleri sonucu yaklaşık 2000 Türk can vermiştir.
- Çarlık Rusya Küçük Kaynarca Antlaşmasından kaynaklanan ?Osmanlı Hristiyanları?nın hamiliği? sıfatı ile azınlıkların hareketlerine resmen müdahalelerde bulunabiliyordu. 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi?nden sonra yapılan Berlin Antlaşması ile Osmanlı Ermenileri uluslararası bir sorun haline gelmesiyle de diğer batılı devletlerin direkt müdahalelerine yasal zemin oluşturmuştur.
- Başlangıçta hayır amaçlı ortaya çıkan Ermeni dernekleri kısa bir süre sonra ihtilalci çeteler kurmuş, halkı silahlandırmış, hükümet yetkililerine ve Ermeni muhbirlere karşı suikastler düzenleyerek bağımsızlık kazanma adına yapılan eylemlerin merkezi olmuşlardır. Bu yapılanmalarda kilise de aktif rol almıştır. Denebilir ki bu eylemlerin hareket noktası patrikhane, kiliseler ve okullardan başlamakta ve cemiyetler, komiteler ve terör grupları ile devam etmektedir. Ortaya çıkan bu tablonun alevlenmesi1800?lü yılların sonralarına rastlar. 1882 ile 1904 yılları arasında 38 adet ciddi Ermeni olayları ve isyanlarından bahsetmek mümkündür. Bunlardan yaklaşık 31?Birinci ve İkinci Sasun İsyanları (1894, 1897) Zeytun İsyanı (1895) ve Adana İsyanı (1909) gibi büyük çaplı isyanları da kapsayan Ermeni ayaklanmalarıdır. Daha spesifik örnekler vermek gerekirse 25 Ekim 1895?te Cuma namazı sırasında, Müslümanlara bir saldırı yapılmış ve çıkan olaylarda 200?e yakın insan ölmüştür. 1905?te Sultan II. Abdülhamit?e bir suikast girişimi olmuştur. 1904 ? 1906 yılları arasında ise toplam 105 kişi Ermeni suikastlari sonucu öldürülmüştür. Bu tarz katliamlar Birinci Dünya Savaşı boyunca bilhassa Van ve Bitlis civarında inanılmaz boyutlara ulaşarak devam etmiştir. Bu bölgelerde savaş boyunca 300 bin ila 400 bin arasında Kürt?ün Ermenilerce katledildiği belirtilmektedir
- Cumhuriyet döneminde ise yeni kurulan devletin kurumları yapılanırken diğer taraftan bölge ülkeleri çıkar politikalarını yeniden gözden geçiriyordu. 1915 olayları ve sonrasındaki başarısızlık Ermeni milliyetçilerini yeni bir hedef bulmaya zorlamıştır. Daha evvel ?bağımsızlık? mücadelesi veren bu gruplar, Türkiye Cumhuriyetinin kurulması ile birlikte ?intikam? yeminleri etmeye başlamıştır. Savaş sonrasında dört bir yana dağılan Ermenileri bir araya toplayabilecek tek şey, Türk düşmanlığı idi. Dahası İkinci Dünya Savaşı?nın ardından özellikle Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı Ortadoğu ülkelerindeki milliyetçi hareketler yeni bir göç dalgasını tetiklemiştir. Başta Suriye, Lübnan, Kıbrıs gibi ülkeler olmak üzere çok farklı ülkeden binlerce Ermeni bu defa Batı Avrupa ülkelerine ve Kuzey Amerika?ya göç etmeye başlamıştı.
- Bilindiği üzere Ermenilerin Doğudan Batıya doğru olan göçleri günümüze kadar hiç hız kesmemiştir. 2002 yılı itibari ile Ermenistan en çok göç veren ülkelerin başını çekmektedir. Hali hazırdaki Ermeni probleminin temelindeki Türk düşmanlığını besleyen unsur bu göçlerdir. Yahudilerin Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşadıkları olaylar ve soykırım neticesinde büyük avantajlar elde ederek kendi devletlerini kurmalarına özenen Ermeniler, Rusya?nın da desteği ile Türkiye?den toprak koparma çabalarına devam etmektedirler.
- Karanliklar Prensi bir beyefendidir*
1920 ? 1973 yılları arasında ciddi bir terör olayı yaşamayan Türkiye?nin İkinci Dünya Savaşı?ndan sonra dış politikasına hakim olan mesele, daha savaş sırasında tahmin edildiği gibi, savaş sonrası güçler dengesinde meydana gelen boşluklardan yararalanan ve olanca ağırlığı ile ülkenin üzerine kapaklanan Sovyet emperyalizmine karşı güvenlik endişesi olmuştur. Birleşik Amerika ile olan münsebetleri ise Kıbrıs meselelerinin iniş-çıkışına göre değişkenlik arzetmektedir.Türk Hükümetinin1960 darbesi sonrasında daha da yakın ilişkiler kurmaya başladığı Amerika ile 1960 ? 1980 arasındaki yirmi yıllık dış politika meselesi, Kıbrıs sorunu yüzünden, kurulan ittifak bağları dışında ikinci süper güç olan SSCB ile münasebetlerde de bir istikrarın mevcut olmasına ve bu büyük kuzey komşusu ile gereksiz yere anlaşmazlık ve çatışma çıkarmamaya daima özen göstermiştir.
- Türkiye, NATO üyeliği ile bu güvenliği elde ettiğini düşünse de, Asya?da ortaya çıkan Çin Halk Cumhuriyeti ve Kore Savaşı neticesinde milletler arası kominizmin dünyaya yayılma endişesi karşısında, güvenlik alanını daha da genişletmiş, Balkan ve Bağdat ittifaklarının kuruluşunda aktif görev almıştır. Bu aktif dönemde, NATO üyeliği fikrine en başından beri karşı çıkan Sovyet Rusya?yı rahatsız etmeye devam eden Türkiye, bir kez daha, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Ermeni ve Gürcüleri kullanarak Türkiye?den açık açık toprak talebinde bulunan Stalin?in ölümünden sonra bu kez Ermeni örgüt Hınçakları gizlice destekleyen SSCB?yi karşısında bulmuştur. ASALA?nın da bu destek sonucu ortaya çıktığı söylenebilir. Rusya çeşitli nedenlerle bir çok defa Türkiye?ye nota vermiş ve ?emperyalist? Amerika ile olan ortaklıktan doğacak sorumluluğun doğrudan doğruya Türkiye Hükümetine ait olacağını bildirmişdir. 1968 yılından itibaren Marksist tabanlı sol hareketlerin giderek anarşi ve teröre dönüşmesi, 74 harekatına karşı çıkması ve yayınladıkları deklerasyon ile Türk askerinin adadan çekilmesini istemesi Sovyet Rusya ile olan münasebetlerin soğumasına sebep olmuştur. Dahası, Sovyetler, kontrolü altındaki ülkelerin basınını kullanılarak Türk rejimi aleyhine yayınlar yaptırıp anarşi ve terörün kışkırtıcılığını yapmıştır.
- Diğer taraftan 1972 yılında Marsilya?da yaşayan Fransız Ermenisi bir ressamın oğlu olan Jean-Marie Cazoni Türkiye?ye karşı eylem çağrısında bulunmuş olsa da ilk etapta karşılık bulamamıştır. Şu andaki bilgilerimize göre ilk Ermeni eylemi bireysel olmakla beraber Amerika?da yapılmıştır. 78 yaşındaki Kaliforniya Ermenisi Geourgen Yanikian, 23 Ocak 1973?de intikam duygularıyla Los Angeles Başkonsolosu ve yardımcısını vurmuştur. Yanikian tutuklanıp yargılanmıştır. İlginç olan ise Avrupa ve Amerika?da bu olay sonrasında yapılan eylemlerde katillerin çoğu kez yakalanamamış olmasıdır. Yakalananlardan bir kaçı ise ağırlıklı olarak Amerika?daki eylemlerin sorumlularıdır. Yine 1973yılında ideolojisi Marksist Leninist Kürtçülük olan ve daha sonraları PKK (Partiya Karkerên Kurdistan) olarak nam salacak olan Kürdistan İşçi Partisi kurulmuştur. 1984 yılına kadar dağ kadroları ASALA tarafından eğitilen örgüt, 80?lerin sonlarından itibaren paramiliter yapıya bürünüp Güneydoğu Anadolu?yu savaş alanına çevirecektir.
- Bu yıllarda Türk dış politikasının hemen hemen herşeyi olan Kıbrıs meselesi, aslında bütün legal ve illegal politikayı doğrudan veya dolaylı olarak ilgilendirmektedir. Ekim 1973?deki genel seçimlerden sadece 12 gün sonra sorumluluğu Yanikyan Komandoları adlı örgüt tarafından üstlenilen New York?daki Türk Enformasyon Ofisi?ne yapılan bombalı saldırı manidardır. 3 ay hükümet kurma çalışmalarıyla geçtikten sonra Bülent Ecevit Başbakanlığında kurulan Cumhuriyet Halk Partisi ? Milli Selamet Partisi koalisyonun Kıbrıs konusunda toprak paylaşımının söz konusu olmadığı fonksiyonel federatif sistem tezini benimsemesinin ardından başlayan Kıbrıs harekatı ve Amerika ambargosu ile ASALA?nın ilk eyleminin birbirine yakın tarihlerde olması da dikkat çekicidir. Hatta Amerikan Kongresinin 5 Şubat 1975?de aldığı silah ambargosu kararından sadece iki gün sonra bu sefer Beyrut?ta yine Yanıkyan Komandoları isimli örgüt tarafından New York olayında olduğu gibi Türk Enformasyon ve Turizm Ofisi?ne bombalı sukiast girişiminde bulunmuş olması da ilginç bir paralellik arzetmektedir.
- Ambargonun kalktığı 1978 yılından sonra ise Türkiye?nin içinde bulunduğu siyasi istikrarsızlık, terör ve faili meçhul cinayetler sonucu ortaya çıkan tablo12 Eylül 1980 darbesine kadar muhtemelen Amerika?nın canını sıkmaya devam edecektir. Anarşi hareketlerinde Marksist ve kominist düşüncenin hakim olması ve Şubat 1979?daki Hümeyni devrimi sonrasında din bağları dolayısı ile İran?a sempatinin artmasından endişe edilmesine bir de aynı yılın sonundaki Sovyetlerin Afganistan işgali eklenince Orta Doğu stratejisi güncellenmek zorunda kalmıştır. 80 darbesi işte bu güncellemenin ilk ayağı olarak sayılabilir. Birleşik Devletler askeri müdaheleden memnun kalmış, Kasım ayındaki seçimleri kazanarak Başkan olan Ronald Reagen?ın dış politikası ile yeniden yakınlaşma sağlanmıştır.
- Türkiye parçalanabilir**
1980 yılından sonra işlevini artık yitiren ASALA eylemlerinin çoğunluğunu daha evvelki eylemlerde yakalanan teröristlerin özgürlüğü için yapmıştır. 1981 ? 1983 yılları arasında yapılan 62 eylemden sadece 21?i Türklere yöneliktir. Ağırlıklı olarak Fransa (19) ve aldığı ciddi önlemlerden dolayı İsviçre?yi (15) hedef almış, sonraki yıllarda ağırlıklı olarak Fransa?ya kaymıştır. Türklere karşı yapılan eylemlerin bir çoğunda can kaybı yaşanırken Avrupa ülkelerine yönelik olan eylemlerde ise sadece maddi hasarlar meydana gelmektedir. 100 yıldan fazla süredir Ermeni örgütlerini kışkırtan ve destekleyen Rusya?da hiç eylem yapılmaması ve Amerika?da bombalar patlasa bile can ve mal kaybının sadece Türklere ait olması da bu terördeki tarafları görmemiz açısından mühimdir. Osmanlı zamanında bir ?Ermeni Yurdu? kurma hayalleri ile başlayan terörist eylemler, sözde soykırımın ?İntikamını Almak? amacına dönüşmüş ve sonunda 1986 yılında son bulmuştur.
- İran, devriminin hemen ertesinde Körfez?e Şii ihtilali ithal etmek isteyip bölgeyi kontrol altına almaya kalkışınca, Irak Ordusu, müşteri olarak bağımlısı olduğu Sovyetlerin desteği ve Amerika?nın da perde arkasından kışkırtması sonucu sınırı geçince Irak ? İran savaşı başlamıştır. Bu yıllarda aynı zamanda Sovyetlerde de çözülme yavaş yavaş kendini göstermektedir. Bu savaşın bitiminden sonra Birinci Körfez Savaşı dünyanın yeniden yapılanmasının ilk ayağı sayılabilir. Savaşın bitiminden yaklaşık 6 ay sonra Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği dağılmıştır. Irak ? İran Savaşı sırasında aktif tarafsızlık politikası güden Türkiye, Körfez Savaşında tamamıyla Amerika?yı desteklemiştir. Bir koyup on almayı hedefleyen bu politika daha çok Cumhurbaşkanının kendi kişisel görüş ve düşüncelerinin ürünüdür.
- Nitekim iyice baskı altına girdikten sonra Irak?a savaş açma kararının şartlı da olsa çıkmasına kadar varan sürecin sonunda daha evvelden Güneydoğu Anadolu?da zaten hazır bekleyen örgütün işine gelecek adımlar atılmaya başlandı. Saddam?ın intikamından korkan Irak?ın kürt Peşmergeleri, İran ve Türkiye?ye kaçmaya başladı. 500 bin kadar mülteci sınırdan içeri girdikten sonra artık Türkiye için ne sınır güvenliği kalmıştır ne de Kürtleri besleyip barındıracak çözüm yolları. Bir süre sonra bu Peşmergelerin yurtlarına geri gönderilmeleri planlandı. Fakat Çekiç Güç adı verilen Amerikan, İngiliz, Fransız ve İtalyan askerlerinden oluşan milletlerarası güç, Peşmergelerin korunması amacıyla Silopi?ye yerleştirildi ve PKK terörüne karşı Türkiye?nin etkinliği kısıtlanmış oldu. 1991 Haziran?da ?geçici? olarak kabul edilen Çevik Güç, TBMM kararları sonucu 6?şar aylık uzatmalarla 1996 yılında bile bölgede bulunmaya devam etti. Bu olayın önemli tarafı, Çekiç Güc?ün yerleşmesinden sonra, Saddam?ın 10 Nisan 1991 tarihinde Bush?un yayınladığı deklarasyona uyarak Kuzey Irak?a müdahale etmemesi ile bölgede ortaya çıkan ?kürt özerkliği? hareketinin Türkiye?nin toprak bütünlüğünü tehdit etmesidir.
- Zil, Şal ve Gül
İsrail’in ve onun ABD’deki uzantilari, 80 ihtilali öncesinde başlayan Türkiye?yi İran?a karşı kullanma çabasının devamı olarak, PKK eylemlerinin arttığı bir ortamda yalnızca diplomatik telkinlerle bunun mümkün olamayacağının görülmesiyle Noam Chomsky’nin “riza üretme” dedigi yöntem kullanılarak kamuoyunu hazırlama faliyetlerine başlamıştır. Rıza almak için yine terör kullanılacak fakat bu sefer adresi ve sorumluları medya aracılığı ile dikte edeceklerdir. En önemlisi bazı hassas kişiliklere suikastler düzenlemekti. Açıkcası 24 Ocak 1993 tarihindeki Uğur Mumcu ve hemen ardından 28 Ocak 1993 Jak Kamhi suikastleri sonrasında medyada yer alan manşetler rıza alma konusunda başarılı olunduğunu da göstermektedir. Uğur Mumcu cinayeti sonrasında 26 Ocak 1993 tarihli Cumhuriyet Gazetesi?nin ?Teröre lanet. Laik, özgür, çağdaş ve demokratik Türkiye karşıtı karanlık güçlere tepki çığ gibi büyüyor. Türkiye İran olmayacak, Yobazlar İran?a, Kahrolsun şeriat?şeklinde başlıkları kullanılmak suretiyle bu provakatif ortamdan faydalanılarak Muammer Aksoy, Çetin Emeç gibi eski mafya cinayetleri de islami adreslere kaydırılmaya çalışıldı.
- Bilhassa Uğur Mumcu suikasti bir taşla iki kuş vurma eylemiydi. Mumcu?nun 7 Ocak?ta Cumhuriyet Gazetesi?nde yer alan yazısında aslında ipuçları fazlasıyla vardı.
- ?Ortadoğu’nun karanlık bir kuyu oldugu her gün biraz daha anlaşılıyor. Kanıtlanan son ilişki , Mossad-Barzani ilişkisidir. Mossad, İsrail Devletinin gizli istihbarat örgütüdür. Bu örgütün, Kürt Lideri Molla Mustafa Barzani ile ilişkileri olduğu söylense daha önce kim inanırdı? Barzani’nin CIA ile ilişkisi artik belgelendi. Kimse bu ilişkiye, ‘Hayır olmadı’ diyemiyor. CIA-Barzani ilişkileri biliniyordu da Mossad-Barzani ilişkileri bilinmiyordu.”
- Mumcu’nun yazısı şöyle noktalanıyordu: “Ortadoğu çokuluslu çıkarların şaşırtıcı ittifaklara yol açtığı kaygan bir ortamdır. Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savası yapıyorlarsa ne işi var CIA ve Mossad’ın Kürtler arasında? Yoksa CIA ve Mossad, anti-emperyalist savas yapiyorlar da dünya bu savasin farkinda mi değil??
- Bankta oturan adamın görüşü
Anadolu toprakları Cumhuriyet?ten önce de sonra da dış güçlerin mahremine almak istedikleri ziynet olmuştur. Kâh tehcir, kâh Doğu Anadolu?daki su poltikaları, kâh sıcak denizlerle inme hevesi, kâh Orta Doğu?da bir emir eri sahibi olmaz arzusu ile zaman zaman azınlıklar, zaman zaman halk kandırılarak infial yaratılmıştır. Kabaca üzerinden geçtiğimiz bütün bu olaylar eylemlerin taraflarını elbette hırpalamıştır. Fakat arzularına ulaşamadıkları için en büyük zararı ezildiğini iddia ederek ayaklanan bir dönemlerin kardeş halkları görmüştür. Kimin kârlı çıktığı ise devletler arası politikaların borsasına göre değişkenlik arzetmektedir.
- *(Shakespeare, Kral Lear, III, IV, 140)
**(Morton Abramowitz)
Kaynakça:
Armaoğlu, Fahir, Prof. Dr, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, (İstanbul: Alkım Yayınevi, 2003)
Qasımlı, Musa, Azerbaycan Türklerinin Milli Mücadele Tarihi Çev. Ekber N. (İstanbul: Kaknüs Yayınları, 2006)
Topuz, Hıfzı, 2. Mahmut?tan Holdinglere Türk Basın Tarihi (İstanbul: Remzi Kitapevi, 2003)
Bal, İhsan, Doç. Dr., Ermeni Terörü ve Dış Bağlantıları Ermeni Araştırmaları 1. Türkiye Kongresi Bildirisi
Öke, Mim Kemal, Ermeni Sorun / Yüzyılın Kan Davası, 1914 ? 1923, (İstanbul: Aksoy Yayıncılık, 200)
Şıracıyan, A., Bir Ermeni Teröristin İtirafları, (Kastaş Yayınları, 1997).
Şimşir, Bilal N., Şehit Diplomatlarımız, 1973-1994, iki cilt, (Ankara: Bilgi Yayınevi, 2001).
Gürün, Kamuran, Ermeni Dosyası, (İstanbul: Rüstem Yayınevi, 2001).
Laçiner, Sedat, ?Ermeni Terörü?, içinde Dünya?da ve Türkiye?de Terör, Ekonomik ve Sosyal Yansımaları, (Ankara: T.C. Merkez Bankası Yayınları, 2002).
Şimşir, Bilal N., Şehit Diplomatlarımız (1973-1994), İki Cilt, (Ankara: Bilgi Yayınevi, 2000).
Laçiner, Sedat, Ermeni Terörü Kronolijisi, (İstanbul)
Laçiner, Sedat, Türkler ve Ermeniler, Bir Uluslararası İlişkiler Çalışması, (İstanbul: Kaknüs Yayınları, 2004)







Comments (Katılım Yok)
What do you think?