Yükleniyor....
Önceki yazı linkleri:

Kategoriler

Yazı

Benzer [yazıhane.org'a mektup]

Sevgili Faruk…

Bilmeni isterim ki, yazmak artık canımı acıtıyor. Çizdiğim her harfte ve karaladığı her satırda biraz daha kan kaybettiğimi düşünüyorum. Yazmıyor, sanki kendimi kanatıyorum. Kitapların bulunduğu her yer işkence odasını andırıyor bana. Okumaktan ve yazmaktan öyle çok korkuyorum ki, yazın ortasında bazen üşüdüğümü hissediyorum. Movzeleydeki Lenin’in cesedi gibi her geçen gün biraz daha küçülüyorum, kitapların arasında.

Marks, ?din, afyondur? demiş, bok yemiş. Aslında bilgi afyondur. Ve ben, bu illete yakalanalı epey oldu. Şimdi, ne onunla, ne onsuzu oynuyorum. Damarlarıma hergün birkaç satırlık bilgi şırınga etmeden rahat yok. Roman okuyorum genelde. Dostoyevskiy ve Turgenev?in eserlerini elimden düşürmüyorum. Özellikle de, Turgenev?i. Beni anlatıyor sanki. Bazen bir önceki yaşamımda ?acaba Turgenev miydim?? diye düşünmüyor değilim. Anlamsız Adamın Günlüğü ve Asya eserlerine bayıldım. Aslında her iki yazarın kıyıda köşede kalmış yazılarını, hikaye ve romanlarını tercih ediyorum. Türk okur, bu eserlerin çoğunun bile ismini duymamış. İnan cesaretim olsaydı bunların hiç değilse birkaçını Türkçeye kazandırırdım. İsterdim ki, Dostoyevski?nin ?Benzer?, ?Beyaz Geceler?, ?Netoçka Nezvanova?, ?Hanımefendi?, ?Zayıf Yürek?, ?Polzuhin?, ?Başkasının Karısı ve Yatak Altına Girmiş Yabancı Erkek?, ?Namuslu Hırsız? ve ?Sayın Proharçin? eserlerini Türk edebiyat düşkünleri benden okusunlar. İsterdim ki, Nadir Marmara adını Türk okur, Turgenev?in Anlamsız Adamın Günlüğü ile tanısın. Bu eserlerin her biri masamı işgal etmiş birer tuğla gibi kafamı çartlatıyorlar. Bence gerçek yazalar onlar olmuşlar.

Roman demek, acı demek. Dünyanın en acılı milleti olmamıza rağmen en az romana ve yazara sahip olmamız ne tuhaf. Bunun nedeni yazarlarımızın yaşamda, yaşayanların da yazında eksik kalışıdır. Ve bizim coğrafyada eksiler hiçbir zaman sayısal anlam ifade etmemişlerdir.

Yazıhane.org?a uzun zamandır bir yazı göndermek istiyordum. Yazı haline getrdiğim ?yaz anılarımı? fazla müstehcen buldum. Sitenin güzel okurlarının olduğuna inanıyorum. Bence seni yanlız bırakmadıkları için onları sevmelisin. Bir insan seni okuyorsa, bu sana katlanıyor demektir. Gerçek dostluk katlanmaktır.

Bu yazının başlığı Dostoyevski romanlarından birinin ismini taşımaktadır. Benzer, Dostoyevski?nin Seffiller (1844-46) romanından sonra yazdığı en önemli romanıdır. Aslında roman denilmez buna. Rusça baskısında ?povest? olarak geçiyor. Türkçe karşılığı yok bunun, varsa da ben bilmiyorum. Öykü, hikaye, anlatı denemez. Povest, romanın yarısı gibi bir şey. Sen yine roman olarak anla. 1845-46 yıllarında yazılmış Benzer. Aslında romanın adını böyle çevirmekte pek uygun değil. Çift Kişilik, Şizofreni gibi isimler önermek daha uygun düşerdi. Ama ben birebir karşılığını tercih ettim.

Dostoyevski?nin bütün romanlarında ve yazılarında olduğu gibi Benzer?de de toplumsal bir eleştiri söz konusu. Cemiyyete karşı tuğyan ediyor burada da yazar. Nefret şiddetinde toplumsal bir depremi anlatıyor. Dostoyevski?ni okuyan, Rus yaşamına kusmak ister. Dürüst olmam gerekirse, Rus kadınlarına benim işgüdüsel nefretim Dostoyevski?nin Başkasının Karısı ve Yatak Altına Girmiş Yabancı Erkek romanını okuyunca gelişti. Bu eser, bana daha 17 yaşımda Rus kadınına karşı tecavüz duygusu kazandırmıştır. Sonraları Rus kadınının acıklı ve çileli yaşamına tanıklık etmemiş olsaydım, onlara karşı Laleli piyasasının pezevenkleri gibi hep domuz içgüdüsü salgılardım. Rus kadını Rus toplumunun kırılma noktasıdır. Rus cemiyetinin yok oluşunu, ölümünü izlemek isteyen biri Rus kadınını gözlemlemelidir.

Kadın, bütün cemiyetlerin rahmidir. Ve yine bütün cemiyetler rahiminden çürürler. Başkasının Karısı ve Yatak Altına Girmiş Yabancı Erkek romanı çürümüş Rus toplumunun rahminin otopsisi. Roman, aynı derecede mevcut kapitalist ve modern dünyanın da öyküsü. Roman sevgisiz, aşkıs bir yaşamın portresini çizmekte. Şişman, göbekli, burnunda ve kulaklarında homo sapiens öncesi insanlarını fotograflayan kıl torbacıkları sarkan, yaşlı ve paralı silkin güzellik ve kadın zevkini kavramak için bu roman okunmalı. Yürüyen fıçılara benzeyen erkeklerin kollarında balolara sarkan güzel kadınlar aslında doyumsuz birer canavarlar. Onlar için her şey ulaşılabilirdir, cinsel zevkin ve tutkunun dışında. Kocalarının üzerlerinde sadece birkaç dakika süren içgüdüsel debelenmesinden sonra hayvan gibi geviş getirip uykuya dalmalarının hemen ardından yatak altından yedekteki genç, parasız, ama güçlü ve saldırgan erkekleri çıkarıp koyunlarına alışları Dostoyevski?nin acımasız tasviri değil, Rus, aslında modern kapitalist toplumun aile düşlemidir.

Mutluluk zaferdir; sevgili Faruk. Kazanmak için savaşmalısın. Savaşmak cesaret ister. Ancak, Dostoyevski?nin dünyasında bütün zaferler kahpelikle elde edilmektedir. Bu yüzden hiçbir tabloda mutlulık aksetmez okura. Böyle bir ortamda Raskolnikov bir dahidir. Onun sonunu kendisi değil, hukuk denen zenginlerin asla inanmadıkları ama kutsal kitap gibi insanlara sundukları saçmalık hazırladı. Rusya?da yaşamamış biri asla devrimin ne anlama geldiğini anlamaz. Rusya?da bütün devrimler toplu bir katliama dönüşmüşse bunun nedeni kıyım olmadan yaşamsal değerin olmayacağına duyulan ateist bir inanç olmuştur. Rusya?da cinayet kendi hukuksal varlığını tayin etme biçimidir.

Doktorların, Yakov Petroviç Golyadkin?e şizofren teşhizi koymaya hakları yoktur. Tıp, kapitalist çağın lanetidir. Tıp, bir toplumsal işkence sistemidir. Hiçbir cemiyet sağlıklı olmak için tıbba gereksinim duymamıştır. Bu ahlaksız dinin savunucuları cehenneme götlerinde meşale gireceklerdir. Benzer romanındaki kahramanımız Golyadkin, yarım beyinli doktorunun kıçından uydurduğu ?Bay Yakov Petroviç, üzgünüm sizde büyüklük manyası bulunmaktadır? sözüyle kimliksel bir cezaya çarptırılıyorsa, bu insanlık tarihinin en büyük cinayetidir. Şizofren?in tarifi yoktur. Hiç kimse bunu bana ne illet olduğunu anlatamaz. Tıpta hiçbir hastalığın tarifi yoktur. Sadece, belirginlik durumlarının tanımı vardır. Golyadkin gibileri başka türlü zabturap altına almanın yolu bulunmadığından bu saçmalık icat edilmiş. Kapitalizmden önceki çağlarda hastalık ? kişisizlik, kimlik kaybı olarak görülmüştür. Ortaçağda insanın hastalıktan ölmesi utançverici bir şeydir. Modern çağ bu utançverici olanı toplumsal kimliğin tayinine dönüştürmüştür. Çağdaş dünyada sağlıklı olmak mümkün değildir; çünkü, bizzar sağlık kontrol altına alınmıştır. Kontrol altına alınan şey, en büyük sağlıksızlığı tıp bilimsel itaatle yaşar.

Golyadkin küçük memurdur. Her insan gibi o da bir tutkunu kelebek gibi kovalar. Neden olmasın? Tutku, korunması en fazla irade gerektiren erdemlik değil mi? İster bir kadın olsun, ister doğa, ister ilahi bir içtenlik, insanın kalbine tutku doğmuşsa beden onun için çekilmez bir kafestir artık. Golyadkin, Berendeyev?in kızı madam Klara?ya işte böyle bir tutkuyla bağlanmıştır. Ona, Klara?nı sevmeye hakkın yoktur diyemezsiniz. Genelde kimse kimsenin sevgi hedefini belirleyemez. Bütün çağlarda, sevginin önüne çıkarılan sorunlar sosyal nitelik taşımaktadır. Golyadkin için de aynı şey söz konusudur. Küçük memur olmakla Klara ile evlenmek şansını kadere gömmüştür. Çünkü, Klara daha imtiyazlı bir ailenin göz bebeğidir. Hayrı, daha imtiyazlı bir ailenin biraz daha imtiyaz koparmak için kullanmak istediği cinsel sermayedir. Berendiyev, kızının tazeliği, bakireliği ve dışiliği ile knyazların ve grafların küçük dilini çözebilir. Berendiyev, Klara?nı dobur, şişko, cinsel organı paslanmış, muhtemelen evlendikten sonra ?yatak altında yabancı erkek besleyecek? konuma düşürülecek, paradan şişmiş domuzların yatağına, pardon ahırına sokmakla çar balolarında birkaç adım ön sıraya çekilebilir. İşte şeref. Bu sözcüğü alın ebenizim a… gömün. Soyluluğu kadın tayin etmez. Soyluluk kuramında kadın nötrdür. Soyluluk mantığında kadın basamak değil, ahlaki belirginlik, manevi katkıdır. Doğum gününde Klara, aslında kurban edilmektedir. Ona uzanan tek kurtarıcı eli Golyadkin?inkidir.

?Golyadkin, neden Klara?yı sevmesin? Neden böyle bir düşünceye kapılmasın? O insan değil mi? Ona bir aşağılıkmış gibi bakanlar çok mu liyakatli? Golyadkin?in nesi kötü? Kimseye kötülük yapmamış, yalan konuşmamış, ikiyüzlük etmemiş, maske takmanın ne olduğu dahi bilmemekte ve neyi varsa dilinde biri?. Yeter, Golyadkin, zaten bu temiz karneden kaybetmektedir. Kapitalist toplumda bunlar insanı kimliksizleştiren değerlerdir. Dili patronunun kıçını yıkamamış ağız hakikatı konuşamaz. Modernizmde hiçbir insani değer akıl ürünü değidlir. Modern çağda insan profili, Dali?nin insan yutarak cehennemin deliğine insan sıçan taplosuyla çok örtüşmekte.

Zavallı Golyadkin, ne kadar da heyecanlı. Klara?nın doğum gününe katılmak için bütün bir haftayı didinmiş, hazırlanmış. Dostoyevskiy kahramanını nasıl da kendi iç dünyasında savunmasız yakalamıştır: ?Bu insanlar arasında güzel Klara?ya layık biri var mı? Kesinlikle hayır. Klara?ya ancak Golyadkin layiktir. Ancak Golyadkin! Golyadkin durmak yok sana, çalış, çabala. İnsan amacına ulaşmak için her yolu denemeli. Bak işte, yakınlarda Klara?nın doğum günüdür, şölene hazırlan; sen mutlaka orada olmalısın ve gerçek kübar, knyaz ve graf imajı uyandırmalısı. Onlar yeni elbiselerini giyecekler, sen de yeni elbise yaptırmak için acele et. Onlar baloya, kareta (araba) ile gelecekler; sen de bir günlüğüne kareta kiralar. Bunlara gücün ve paran yeter. Onlar Klara?nı süslü kelimeleriyle öveceklerdir; sen onlardan daha süslü ve daha şaşalı sözcükler bulmalısın. İşte anlasınlar ki Golyadkin de bir insandır; onlardan daha yüksekte ve likayatli biridir. Durmak yok Yakov Petroviç, amaca doğru yürü!?

Eleştirmen bu cümleleri okurken sırıtacaktır. Golyadkin?in kendi insanlığını ?liyakatsizlerin insanlık yöntemleriyle sınamak istediğini? söylecektir. Başka çözümü mü var, sanki. Sovyet mantığı burada devrimci yaratır. Sanki, Golyadkin, sevmek için önce inkılap yapmalıdır. Hadi oradan sende. İdeoloji kusmadan yapamazsın sanki. Golyadkin gereken neyse onu da yapmış. Aşk, zaden inkılaptır.

İşte, şizofreni denilen ne haltsa, ilk şoku Golyadkin?i burada yakalar. Kafa bir anda toz duman olur. Gözleri, yeni uyanmış ağaç gibi tomurcuklanır. Kıyıya vurmuş balık gibi gerçeklik ciğerlerini yakmaya başlar: ?Pyotr Yakovleviç Golyadkin, delirdin mi sen? Sen kim, büyüklerin balosuna katılmak kim? Dön geri… üstüne üstlük, sen bunun havasına bibak. Katetada gezmesine, knyazlığa özenmesine bakın hele!..?

İşte, sosyal çığ düştü ve kahramanımız karın altında kaldı. Hemen ardından bir şok daha: ?Bu tereddütte neyin nesi? Her halde ahlakım bozuldu. Şimdilik ilaçla geçirelim? ? der ve doktor Krestiyan İvanoviç Rutenşist?e başvurur. Vurmaz olayıdı. Aldığı ilk darbelerin öncü şoklar olduğu asıl şimdi anlaşılacaktır. Sağlıklı hazır besinler gibi, doktorun reçetesi de hazır: ?siz şizofreni hastalığına yakalanmışsınız. Size önerim yalnızlığınıza son vermeniz, sürekli kendinizle diyalog halinde olmamanız ve? ? işte asıl önemlisi ? ?topluma karışmanızdır?. Toplum mu? Zavallı bir haftadan beri neyin çilesini çekmektedir peki? Topluma katılmak kolay mı? Zaten kendisi toplum?

Dostoyevskiy, Golyadkin?i doktor karşısında uzun uzun konuşturur. Sanki, ağlara yakalanmış sineği örümcek zehriyle çözülmesi için tam kıvamına getirmektedir.

İşte büyük gün! Golyadkin baloya gelir ve daha adımını içeri atmadan kasablar kendisini parçalamağa başlar. Ama Tanrım. Hiçbir vicdan bu sarsıntıdan kurtulamaz. Yük taşımağa memur edilmiş hayvanın şımarması sahibine gülünç ve komik gelir. Golyadkin işte bu görüntüyü yansıtmaktadır. Sevgili doktor kendisine topluma katıl dememiş miydi? Al işte, toplum. Yoksa, Zeus?un sofrasına işeyen Pan mı? Golyadkin soluğu Petersburg sokaklarında alıyor. Ve korkunç gerçekle karşılaşıyor: ?evet, o insan değildir! eski bir bez parçasıdır?. İnsan olmak dayanılmaz bir şey. Olmamak daha feci.

Altı milyarlık dünyanın yüzde sekseni Goryadkinlerden oluşmakta. Ben, sen, biz, onlar; şu asalak gezegenin kahır yüklü eşekleri. Kitap yüklü eşekleri. Sorun: Hayal ile Gerçeğin karışmasıdır. Hayal de bizik, Gerçek de. Bizi ayakta tutan şey Benzerlik Yasası?dır. Golyadkin?i akıl hastanesine kapatırlar. Bu durumda onu hem ağlar, hemde gülerken buluyoruz. Hayalindeki Golyadkin, Gerçek Golyadkin?e gülmekte; Gerçek Golyadkin ise Hayali Golyadkin?e göz yaşları akıtmaktadır. Hangisi gerçek? Bu bir Hofman tuzağıdır.

Modern yaşam, bize iki şeyden birini tercih etmek olanağı tanımakta: ya Gerçeği, ya da Hayali. İkisinden birinin muhakkak katili olmak zorundayız. Çağdaş doğal seleksiyon bunu zorunlu kılmakta. Öldürünle, ölenin aynılığı. İşte bundan dolayı, 26 yaşlı yalnız, yaşamsız, hayatını kitaplar arasında geçirmiş genç aydınla, 17 yaşlı güzel Nastenkaya hep Beyaz Geceler?de karşılaşacak, konuşacak ve sevişeceklerdir. Bizim çağı, Dostoyevskiy çağından ayrıan tek şey ?beyaz gecelere? tanınan olanaklardır. Artık bizim için ulaşılmaz olan şey ?gecenin karanlığıdır?. Her şey ortada, açıkta. Gogol?un Neva Caddesi gibi. Neva nehir. Petersburg?u yarıp geçen mavi kılıç. Çernişevski?nin Ne yapmalı romanının kahramanı bu nehirde canına kıymıştır. Golyadkin bu nehir kıyısında ?insan olmadığını? mavi kadere haykırmıştır.

Su, şehirlerin günahlarını karalayan mürekkep. Şehir suç, nehir ceza. Suç ve ceza.

Hayalimde budur kim, bulmuşum alemde bir hilkat,
Ne alem, hangi hilkat, sandığım batıl-hayalimdir.

(Düşümde yarattığım dünyanın varlığıyım
Dünya ve varlık; düşlediğim sadece bir ütopyadır)
Fûzûlî.

Veya

Entbehren sollst du, sollst entbehren

(Kendini her şeyden mahrum kıl, mahrumiyyetini de açığa vurma)
Faust

Saygılarımla N. Marmara.

Comments (Bir Katılım)

Yaşanılan coğrafya, inançlar, gelenekler vs farklı olsa da özünde insanın zaafları ortak. Türk toplumunu tehdit eden unsurları (kadınlarla ilgili olarak yazdıklarınız..) ve genel olarak modern dünyanın bize zerk etmeye çalıştığı gerçeğe bürünmüş dayatmaları ve belki de hiç okuyamayacağımız, Türkçede karşılığı olmadığından roman demekle yetindiğimiz eserin analizi..
İlk cümle “Nadir Marmara her zaman yazsın, biz de hep okuyalım” isteğine darbe vursa da yazmadan edemeyeceğim: Nadir Marmara her zaman yazsın, biz de hep okuyalım.”

Mihman / Eylül 21st, 2007, 04:50

What do you think?

ÇUBUKLU FORMA

Hizipleş!

Google Gruplar
yazıhane.org grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Destek

ACF loading animated gif