bir yanımda kobayashi diğerinde yamada!
hey gidi dedim dün gece. “bu filmler bitmeden iyi ol” demişti selahattin abi. elinde iki torba dvd filmlerle odama girdiğinden bahsetmiştim eski bi zamanda. onların bazılarını daha eve gelmeden seyretmiştim. fakat hep derim, bütün sanatlardan az çok anlarım ama bu 7. sanat bana karanlık (bkz. hatce teyze)
bir çok klasik filmi seyretmediğimi farkettim, arkadaşlarımın hayret nidalarının arkasından. seyretmek bir yana, bunlardan haberim bile olmamış malesef. şimdi sırayla bunlardan bahsetmek istiyorum. zamana yayarak, yavaş yavaş. zaten bu yola ‘benim de entel heveslerim olsun‘ sloganıyla başlamadık mı?
benim gibi taze bir sinema seyircisi için, belli bir estetik kaygı çerçevesinde toparlanmış filmlerle başlamak büyük şans. sinema serüvenime bir izleyici olarak Selahattin Yusuf ekolünün genç bir üyesi sıfatı ile başlıyorum. filmler içerisinden bir tasnif ile öne çıkardığım uzak doğu sineması beni mest etti. söylemeliyim ki, ülkemizde semih kaplanoğlu’nun bol ödüllü yımırta’sını seyrettikten sonra, bu ne biçim hikaye böyle demiştim. kimsenin tam olarak neyi anladığını bilmediği bu sanat filmlerinden hoşlanmıyorum. sembolik anlatımın kullanıldığı sırlarla dolu film seyretmek istiyorsam, kesinlikle Kim-Ki Duk tercihimdir. bilhassa iki sene evvel lao‘nun tavsiyesi ile edindiğim Bom yeoreum gaeul gyeoul geurigo bom ” Spring Summer Fall Winter” (Türkiye’de “İlkbahar Yaz Sonbahar Kış ” adıyla gösterilmiştir) isimli film zirvesidir.

neyse, mevzumuz bu değil.
Masaki Kobayashi, lao’nun sevdiği bir yönetmendir. 1916 doğumlu japon yönetmenin 1967 yapımı Jôi-uchi: Hairyô-tsuma shimatsu (Samurai Rebellion) Samurai İsyanı izlediğim son film. Isaburo Sasahara karakterinin canlandırdığı Samurai gururunun çok yalın bir şekilde perdeye yansımasını izliyorsunuz. mutsuz bir evliliği olan, kılıç ustalığı dışında bir meziyeti olmayan ve büyük oğlu Yogoro haricinde kimsenin anlamadığı, Aisu klanının garip ve soğuk sınır bekçisi Sasahara’nın hikayesi bu. Gelini Ichi ve torunu Tomi’nin hikayesi. Eşi bizim dırdırcı dediğimiz geçimsiz bir kadın. kocasının ailesinden daha elit bir aileye mensup olmasını 20 yıl kullanıp Isaburo’ya hayatı zindan etmiş. hikaye ve karekterler genel hatları ile Yoji Yamada’nın 2002 yapımı The Twilight Samurai Alacakaranlık Samurayı‘na benziyor. Bundan sonra bahsedelim.
Siyah beyaz bir film. kılıç sahneleri aikido’ya yabancı olanlar için aksiyoner değil. eğer Jackie Chan tarzından hoşlanıyorsanız beklentilerinizi karşılamayacaktır. görsel süslerden uzak, son derece yalın ama ustalık dolu dövüş sahneleri ile güzel bir Kobayashi filmi.
iş hayatı uzun uzun yazmanıza engel oluyor.arada kesilince bütün keyfi gidiyor yazı yazmanın. neyse ilk elin günahı olmaz!
bir sonraki Alacakaranlık Samurayı olsun, daha uzun paylaşırız. bu arada izlemiş olanlar varsa süper, izlemeyenler de edinip izlerlerse böle entel bir geyik çeviririz.
uzak doğu sineması her türlü avrupa sinemasından daha ilgi çekici diyeyim son tahlilde







Comments (11 Katılım)
Yenilmez Asya’yı seyretmezsen entellektüelite kıvamını tam saymam ben :p
Bağımsız Denklem / Ocak 2nd, 2009, 14:17
hemen sipariş veriyorum, izlicem. çünkünüm ben kafayı taktım, entel olucam
faruk / Ocak 2nd, 2009, 14:57
şimdi kapağına bakıp “emeeeen, entel olak için dövüş filmi mi seyredilirmiş” demiş idim fakat yazıyı okuyunca güzel bir film olabileceğine kanaat getirmiş bulunup böyle “fi”den kalma “safi dövüş filmi olmayan” entelliğimize entellik katacak :p filmleri nerden bulabileceğimiz konusunda yardıma ihtiyacım olduğunu düşünmekteyim..
uzakdoğu demişken sanırım son seyrettiğim ortaokulda mı neydi, o yıllardaki “oşin” dizisidir.. o da güzeldi kanımca, atom bombası yıllarını anlatması bakımdan..
demek “kuntel”din, şimdi bir de entel olacaksın başımıza.. hadi hayırlısı inşallah..
cevriye / Ocak 3rd, 2009, 00:24
hacı, birde akira kurozawa var, oda çok önemli bir yönetmen. onu hatta filim akşamları yapıp beraber izleyelim…
lao / Ocak 3rd, 2009, 02:06
Oldboy’a değinilmemiş. Yönetmenini bilmiyordum, şimdi baktım Chan-wook Park imiş. Ama feci film.
Bir de Bollywood’dan Black var, söylemezsem içimde kalır.
Bi de bi de, Japon filmlerini hiç sevmiyorum. Dillerini dinlemeye kulağım bile dayanmıyor, o derece.
silik seksek cizgisi / Ocak 3rd, 2009, 22:34
oldboy zaten ayrı bi mesele ama o kore sineması, simdi caponlar üzerinden gidelim. black de hint, onları ayrıca belirtmek lazım, çok önemli filmler. yoksa misal oldboyun yönetmeninin birde i’am a cyborg but thats ok (yanlis yazmis olabilirim) diye bi filmi var, oda çok güzeldir
lao / Ocak 4th, 2009, 02:15
nolmuş yani japon filmi olmayınca entel de olunmuyor mu diyorsun lao :p
silik seksek cizgisi / Ocak 5th, 2009, 05:41
japondu koreydi çindi diye ayırmadan, dövüş filmi diye mızmızlık etmede genel bi uzakdoğu sineması seyri yapacağız. misal “Hero” dan bahsedinde sen bu kavgalarda ne var diyeceksin, lao da sana oradaki gizli sırlardan bahsedecek. elbette nasibin nispetince faydalanacaksın : ) göreceğiz bakalım cevriye hanım kuntellik mi yaman entellik mi? he dersen ki ben kunteli tercih ederdim, bak o ayrı bi mesele
silik seksek cizgisi, oldboy fena bir filmdir evet. yazık değil mi ulan dersin sonra da bu ne sevgi ah bu ne ızdırap diye eklersin. lakin park’ın üçlemelerinden ve ı am a cyborg’dan daha sonra bahsedecez. bu arada sende eksikleri izle, derslerden ger kalma
önümüzdeki ders nasipse “kim ki-duk” filmleri üzerine olucak
lao, havalar soğuk. dışarda oturmanın zamanı değil. ben de şu taşınma telaşını bitereyim, evde kıyak bir suare tertipleriz
faruk / Ocak 5th, 2009, 13:04
akira kurozawa kesinlikle benim de tavsiyemdir.
herşeyi seyretmeyi sevmiyorum. bu yüzden bu tür yorumlar güzel oluyor.
bi gün toplanalım da hep beraber kahve veya ıhlamur içelim.
hörmetler.
mihman / Ocak 5th, 2009, 18:35
yeşil çay içelim, japon filmi izleyelim
lao / Ocak 6th, 2009, 01:02
herhalde “kuntel”i tercih ederim, entelden bol ne var, kuntel bir tane
cevriye / Ocak 6th, 2009, 17:57
What do you think?