Yükleniyor....
Önceki yazı linkleri:

Kategoriler

Yazı

hatalarıma savaş açtım!

türkiye’nin tek değişik gazetesi sloganıyla bir haftadır reklamları dönen gazete habertürk‘ün ilk sayısı bugün bayilere düştü. mesleki bir merakla koşup aldım tabi.

ilk tepki: hayal kırıklığı
ilk değerlendirmem: israf!
oldu.

hayal kırıklığından başlayayım. nisan 2007′de sabah’a tmsf’nin bir daha el koymasının ardından fatih altaylı ‘çok piss intikam alıcam’ diyip duruyordu. açıkcası ben de heyecanlanıyordum, bu hislerle yeni yapacağı gazeteyi anlattıkça. en bi değişik gazete, matbası böyle süper, sucuklu peynir kokakan sayfalar, bilmem kaç renk kuşeye benzer ilk sayfalar, çok değişik ilan alanları vs vs. sanki bize haber verecek ulasal bir gazete değil de işletm4e giderlerini belediye imkanları üzerine bina eden,  ilçenin sorunlarından ziyade zenginlerinin paralarıyla ilgilenen adi bir yerel gazeteden bahsediyordu. sonra, evet sonra acayip transferler dedikoduya açıldı. ahmet hakan at başı gidiyordu, emin çölşan’a ramak kalmıştı falan. az bir şey heyecanlanır gibi olduysak da bu bize yetmedi. o sırada müthiş transfer haberleri gelmeye başladı. ’sabah’ın istihbaratından üç deneyimli muhabirin habertürkle anlaşmasının ardından şimdi de ekonomi servisi müdürleriyle beraber topluca ciner grubuna geçti’ gibi bilgiler düştü medya dedikodu sitelerine. vay dedim, bu sabah hakikaten türkiye’nin gazetesiymiş. ülkemiz gibi biz içten gavurlar dışardan ye ye bitiremedik bu hazineyi. vatan batıramadı, belki habertürk sarsar dedim içimden. gün geldi çattı, reklamlar dönmeye, herkeslerden farklı olduklarını, değişik bir gazete yaptıklarını söylemeye başladılar.

ilk nüshasına bakarak bu yatırımı asmak dürüst bir davranış değil elbette. fakat iş dışarıdan gözüktüğü gibi değil. ben birisini asmak niyetiyle değil, aylardır beklediğim güzel kızı, kim bilir belki de aşık olabileceğim kız budur hevesi ile istasyonda karşılamaya gitmiştim. ilk görüşte adriana lima olmasa da hiç olmadı tuğçe kazaz’a fitken, perondan hilal cebeci kılıklı biri el salladı. işte bendeki his böyle bir hayal kırıklığı, bu hesap sormamdan incitilmiş duygularıma laf anlatamamdan.

değişiklik değişiklik diye başımızın etini yiyen abilerim, değişiklikten anlatmaya çalıştığınız  şey gazetenin lokomatif bölümlerini ana gazeteden koparıp ayrı ayrı ayrı vermek midir? boyu da diğer gazetelere göre biraz garson boy, ele avuca geliyor. ilk sayfaları da dergi mantığıyla cilalanmış da cilalanmış. doğru dürüst yazar da yok. iyi bir dosya da yok. hadi bugün pazar, doyurucu bir hafta sonu eki de yok. en azından şimdilik öyle gözüküyor. hiç olmadı spor sayfasında parlak bir yazarınız olsaydı diyorum. bulamadıysanız Romanista Bukowski’den bir kaç post aparsaydınız.

editoryal anlamda da pek bi yenilik, değişiklik göremedim. herhangi bir zekice buluş, çıldırtan güzellikte yazı başlığı, haber sunumu ya da tadından yenmeyen köşe yazarları yok. piyasadan o kadar gazeteci toparlayıp pahalı bir gazete yapmayı hierro’lu, raul’lu, carlos’lu, salgado’lu real madrid’e ronaldo, figo, zidane, owen, beckham gibi yıldızları bir araya getirince bütün kupaları müzesine götüreceğini düşünen başkan gibi kolay sandıysanız bir gün ezik ispanyol çocuklarının tokat manyağı yaptığı madrid’in kaderini paylaşırsınız. yazarlara şöyle kısaca bir göz atalım. akıcı uslubu ile diğer ekonomi yazarlarından bir adım önde olan yavuz semerci, ciner grubunun  son dakika transferi. ama semerci yazdığı zaman az biraz anneye anlatır gibi yazdığından ekonomi ile pek alakası kalmıyor anlattıklarının. yine de en kallavi transfer diyebiliriz. yiğit bulut ve yavuz semerci en azından bizi güngör uras ekonomisinden kurtardığı için dualar edilecek abilerdir. he bu arada ciner 50 milyon doları zararı göze almış demektir diyerek lafa girip uzun uzun hesaplar yaptığı günleri hatırlayınca, semerci sayesinde bu gazete biraz zor batar da demeden kendimi alamıyorum.

istanbul ekinin ilk sayfası beni heyecanlandırmıştı. mesleğe yerel gazetede başladığım için olsa gerek ayrı bir hevesliyim bu işlere, ekmek parası olmasa bugün yerel gazete kurarım tekrar, neyse. heyecanım ikinci sayfadan sonra söndü ama. 16 sayfalıık ekin en fazla 6 sayfası haber için, gerisi reklam için ayrılmış. özellikle bu sayfayı inatla takip edeceğim, iyi bir şey olacak gibi.

murat bardakçı yayın danışmanı sıfatı ile künyede yer almış bir de kocaman, soner yalçın’ın parlattığı, popüler ama doğruluğu bilinmeyen, kitabında dip not olarak gösteremeyeceğin ama kahve muhabbetinde cahillere hava atıp belki kızları etkileyebileceğin tarzda tarih sayfası hazırlamış. atatürk ile şu çarşaflı eşi başrolde. Y. Hakan Erdem Tarih-Lenk isimli kitabında bu sayfaları fena harcamış, bir de biz üzerine gitmeyelim.

eline aldığı her dalı kurutan, bir tek gücü deniz baykal’a yetmeyen büyük imam yaşar nuri’nin hangi derdimize deva bulacağını da açıkcası merak ediyorum. nihat hatipoğlu’nun hit olduğu günümüz din-diyanetkontenjanında, son kullanma tarihi çoktan gçmi bu eski politikacı ile ne murad edildi, merak ve hayret içerisindeyim. doğrusu. neyse hafta içi başka yazarlar da olur, onlara da bakmak lazım.

hürriyet’in yayın danışmanı doğan hızlan, yeni şafak’ın fehmi koru, habertürk’de murat bardakçı yapmış. ne hürriyet doğru dürüst kültür gazetesi olabildi ne de  yeni şafak en azından taraf kadar derin politika yapabiliyor. demek ki yayın danışmanının gazeteye etkisi pek yok. bunu hürriyetin konya’daki testisten şeriat tehlikesi çıkarmasından anlamıştım. zaten doğan hızlan’ın etkisi olsaydı o şeriat tehlikesi daha şık bir uzvumuzdan zerkedilirdi bünyemize. neyse,  murat bardakçı’nın olduğu habertürk’ün de tarihsel hatalar yapması oldukça kuvvetli bir ihtimal diyip geçiyorum bu meseleyi.

daha tek bir nüshada bu kadar eleştiri yapmama dayanarak salladığımı düşünmeyin. bugün ben bir daha gördüm ki hala en büyük yayın yönetmeni alev er. ve ben bir daha gördüm ki medya asla sihirbazın şapkası gibi çat çat tavşan yumartlamıyor.  takip etmeye devam edeceğim, fikrim değişince yine yazarım.

he bir de..

son sözüm gazeteci - yazar’lıktab başörtülü kadın yazar’lığa terfi eden nihal bengisu karaca’ya.  baştan kabul ediyorum, bir çok konuda aynı şeyi düşünmüyoruz. fakat ne önemi var. detaylarda anlaşamayız, pürüzleri halledemeyiz belki bir türlü ama menajerlerimiz masaya her oturduğunda en azından prensipte anlaşarak ve el sıkışarak kalkarlar, eminim. çünkü aynı coğrafyanın insanıyız. aynı şeyi paylaşmıyor olsak bile aynı adamın suratına tükürmek istiyor, aynı mazlumun kimsesi olmayı hayal ediyoruz. sizde temsil ettiğiniz değerler bakamından ahlaki düzeyinin, hemcins ya da meslektaşlarınızdan daha ileride olduğunu düşünmüşümdür hep.

son imtihanınızda da  ayağınızda kaplan desenli terlikler olduğu halde eşinizle oynadığınız çiftetelliyi anlatmak yerine söyleşiyi yapan vamp kadına bastırılmışlık üzerinden ayar veren cümleler kurmanızla ahlakınız kadar zekanızın da parlak olduğunu bize göstermiştiniz. iki mahalle arasındaki en ciddi farklardan birinin bizim bir fakir gördüğümüzde naaplım sistem böyleymiş diyerek her şey yolundaymış gibi davranmayıp sadaka müessesini işlettiğimizi anlattığınızda da, ortada çok ayıp bir şey olduğunda hiç bir şey yokmuş gibi davranmayan biri daha, hamdolsun demiştim.  işte şimdi, merak ediyorum. bütün bu ahlaki zırvaların peşinden düşünüyorum, sahip olduğunuza inandığım kutsallara galiz biçimde küfredebilen bir insan ile masaya oturup transfer pazarlığı yaparken, bir şekilde anlaştıktan sonra bunu kutlarken, iş icabı birlikte çalışırken, sonrasında ilk nüshaya besemele ile yazıya başlarken nasıl oldu da hiç bir şey olmamış gibi davranabildiniz? nasıl oldu da şu üç kişinin okuduğu blog sayfasında bile doldu dolu söyleyemediğim  ‘bunlara bilmem ne kadar para ver bilmem ne rezilliklikleri yapar’ cümlesini milyonların dinlediği bir radyo kanalında en azından benin kadar olsun nazikçe sarfedemeyen bir adam ile aynı ilkeler üzerinde anlaştınız, prensipleri de halledip direk sözleşmeyi imzaladınız, anlayamadım. birlikte hangi ilkelerin bekçiliğini yapacaksınız, kollarınızı hangi değerlerin hayatımıza hakim olması için sıvadınız, hangi ulvi amaç sadece başındaki örtüden dolayı okula alınmadıkları için eylem yapan marmara ilahiyat öğrencilerine fahişe derken,  başınızdakini onların eşarplarından ayırarak sizinle silah arkadaşı olmayı arzulayan birisi ile aynı cephede yer almanıza ‘değer’ ? merak ediyorum ve cevabınızı ümitsizce bekliyorum.

son olarak,  ‘ama ben hiç bir şey olmamış gibi davranmıyorum’ şıklarda yok, arz ederim.

not: bana herhangi bir şey açıklamamanız, bunun mantıklı bir açıklaması olmadığı anlamanı gelmez. arkanızdan kendisine merkez medyadan gelen ilk ciddi teklife evet dedi de böyle oldu bayağılığı ile davranacak da değilim. sorularım sadece meraktandır, hadisizlik ya da terbiyesizlik varsa affınıza muhtaçtır…

Comments (Katılım Yok)

What do you think?

ÇUBUKLU FORMA

Hizipleş!

Google Gruplar
yazıhane.org grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Destek

ACF loading animated gif