Bir Ramazan Masalı
Sonbahara gelirdi o zaman Ramazanlar. Serin eserdi de rüzgarlar üşünürdü açlıkla. Ezanla birlikte beyaz yanaklar başlardı kızarmaya. Isınanlar serin rüzgara karşı bir sigara yakardı da rehavetlerini üşütmeye kalkarlardı. Aynı anda ama fark edilmeden terk edilirdi sonra kalabalık davetler. Farklı güzergahlardan gidilirdi de Veznecilerde kesişirdi yollar…
İftardan sonra bir çay içsen zor yetişilirdi son Üsküdar vapuruna. Birbirini yeni bulanlar acele içemezlerdi de çaylarını kaçırırlardı vapuru. Karaköy’e gidilirdi mecburen. Karanlık sokaklarda kaybolma numarasına aldanılırdı, güven güzeldi çünkü, hayret vericiydi…
Karaköy iskelesinin sallanmasına bir kez daha şaşırılır ve ilk şaşkınlık anlatılırken binilirdi vapura. Vapurda soğuk da olsa mutlaka dışarı oturulurdu. Martı ve dalga sesine en iyi uyum sağlayacak müzik seçilir dinlenirdi. Bilinmezdi ama çok önceden hesaplanmış olurdu. Üsküdara yaklaşırken vapur, başlamadan biten bir şeyin burukluğu yaşanılır, vardır bir hayır denilirdi de çoktan başladığı fark edilmezdi. Yaşanılır ama adı konulmazdı, yaşadık dense kırılırdı. Oyun oynanırdı sanki de yaşamışız denir şaşırılırdı. Ramazanın bereketiydi bize bağışlanan denilirdi.
Her daim taze kalan bir şeyin en taze halini düşünün şimdi; işte biz her ramazan ilk iftarı onunla açarız, birlikte açarız…
Ve Ey Ramazan yeniden hoş geldin. Bize bağışladığın bereketi kaybetmedik ve bildik ki her daim taze kalmak zamanın ve mekanın etkilerinden korunmaktır. Farklı zaman ve mekanlarda olsak da işte bu yüzden hala ilk iftarımızı beraber açıyoruz…
Ve Ey Oruç, tut bizi. Haydi gözyaşlarımızı da tut…







Comments (Bir Katılım)
her daim taze kalan bir şeyin en taze halini düşündüm. ahirette bizi o şeylerle karşılaştır allahım.amin.
seda / Ağustos 16th, 2010, 00:04
What do you think?