kazak
bugünlerde senin çok sevdiğin, beraber aldığımız kahverengi kazağımı giyiyorum. yokluğunun üşüteceğini bilirmiş gibi daha çok ısıtıyor… biliyorum, o da herkes gibi iyi niyetli.
kimi çok çalış, kafan meşgul olursa derdini unutursun diyor. kimi tebdil-i mekânda ferahlık vardır evden taşın diyor. kimi eşyalarını vermemi söylüyor baktıkça yaramı deşmesin diye. daha böyle bir sürü şey… herkesin kendince çözümleri var, evet hepsi beni düşündüğünden söylüyor bunları.
hiçbiri derman değil bunların, hepsi birer aldatmaca…bir aldatmaca başka bir aldatmacadan daha iyi olabilir mi? bırakın ben dilediğimi seçeyim aralarından.
benim içim yanarken dışım üşüyor, ne sevgili kazağım ısıtabilir beni ne de içimi soğutacak bir serinlik var. bugün evimizde senin eşyalarına bakarak ayakta durabiliyorsam benim için en iyisi bu. bugün böyle aldatabiliyorum kendimi, yarın kimin umurunda…
zaman dertle yaşamayı öğretiyor da derman olmuyor. kavuşmaktan başka derman yok, ben bunu kabul ettim, siz de edin de uğraştırmayın artık beni. sen de kabul et koca, kazaklarıma da “ben yokken karıcık üşür, onu iyi ısıtın” diye tembih etmeyi bırak! Sen de mi bilmiyorsun beni ancak sen ısıtırsın…







Comments (7 Katılım)
Artik buna bir son verin.
Sizi bu dünya ya rahmetli esiniz icin yollamadi Allah, ki ne hakla sanki o yoksa yaratilisinizin bir anlami yok gibi davranirsiniz?
Kendinize acimaktan vazgecin artik, tamam sevdiginizi kaybettiniz, ki yalniz kayiplar yasayan siz degilsiniz!
Benim annem yilllar önce sevdigini kaybetti, o gün bugündür melonkolik halleri, bunalimli bakis acisi ile eziyet ediyor (tipki sizin ailenize yaptiginiz gibi). Ona bir evlat olarak annelik yapmaktan biktim. Bu kadar aciz kadinlar oldugunuza inanamiyorum.
Sanki esinizle evlenmeden evvel yasamiyor muydunuz?
Melonkoli halleri ile kendinize eziyet etmeyi bir son verin. Bu durumlarda yas süreci vardir, siz artik o yas sürecini tamamladiniz, senelerce süren bir yas olmaz. Yoksa siz aslinda caniniz birsey yapmak istemedigi, icin mi hazir bahaneniz varken böyle hastalikli bir ruh haline büründünüz.
Ne yapacaginin karari sana ait ama eger böyle herkes bana acisin, hayata küsmüs bir kadin olmak istemiyorum diyorsan derhal bir psikologa git.
Yoksa iyilesemezsin.
Faruk´u tanimasam böyle gücsüz bir kizla nasil evlendi diye sorarim kendime, ama senle evlendigine göre mutlaka güclü birisindir.
O halde kendine acimaktan vazgec, seni sevenlere de eziyet etmekten vazgec.
Anliyor musun?
Kazak ile corap ile olacak isler degil, bu gercekle yasamayi ögrenmelisin.
Bunlari söylemek bana kolay degil elbet, ben de hayatimda iki önemli kayip verdim, ama senin gibi sürünmüyorum.
Kalk artik ayaga…
Deniz / Aralık 25th, 2010, 10:59
eşimi tanıyor olabilirsiniz ama belli ki beni tanımıyorsunuz. kimseye eziyet ettiğim, sürekli melankolik takıldığım ya da hayattan koptuğum falan yok. burada içimi döküyorum, rahatsız olan okumaz, bu kadar basit.
belli ki bu kadar basit olan bir şey daha var; tanımadığı, bilmediği birini yargılamak…
herkesin acıyla başa çıkma yöntemi farklıdır, kıyaslanabilir bir süreç değildir… başkasına yük olmak hoş değil elbette, ama belki sizin imtihanınız da budur, kim bilir?
modern dünyada insanlara tanınan yas süresi 3 aydır, ve bunu belirleyen dünya psikoloji birliği gibi bir kurum. doğrusu çok da umursamıyorum bunu. çok iyi niyetli, iktidar ilişkilerinin olmadığı bir kurum değil. bugün 3 ay der yarın 1 ay…
admin / Aralık 25th, 2010, 14:35
Ateş düştüğü yeri yakar derler…Kimi söndürür ateşi çabucak, kimi o ateşle yaşamayı tercih eder.Bu yargılayacıyı sözlerinize anlam veremedim..Sevgili Ömer çocukluk arkadaşım idi.Eşim değil, çocuğum değil, çocukluk arkadaşım. Çocukluk arkadaşım olduğu halde annesi kadar eşi kadar düşer aklıma sık sık…Rüyalarıma girdiği olur, fotoğraflarda gördüğüm zaman uzun uzun bakar anılarımız canlanır gözümde.Eşinin buraya içinden döktükleri gibi bende fotoğrafı ile konuşurum bazen…Ateşi söndüremeyenlerdenim yani, söndürmeye niyetim yok…O yüzden bırakın içinde bu ateşle yaşamak isteyen yaşasın…Sizin kendinizce eziyet ediyor olarak gördüğünüz şeyler belkide kişiye mutluluk veriyordur…O nu anlatan cümleler, O na olan sözcükler güçlü kılıyor ayakta tutuyordur sevenlerini, eşini…
Emin Coşkun / Aralık 27th, 2010, 13:43
psikoloğa gitmesi gereken biri varsa bu da bir başkasının acısına bu kadar öfke duyabilen ve bunu acımasızca ifade etmekten çekinmeyen kişidir.
bahsettiğiniz yas süresini belirleyen kurum, amerikan psikiyatri birliğidir ve tanı kriterlerini belirlediği kitap olan DSM sürekli değişmekte, yenilenmektedir, bunun nedeni de yeni baskıların satışından para elde etmek istemeleridir.
rg / Ocak 2nd, 2011, 00:44
kimsenin naif sevincini bozmaya nasıl hakkımız yoksa, aynı şekilde kimsenin saf hüznüne dokunmaya da hakkımız yok.. olsa olsa sevincine yahut hüznüne ortak olmayı deneyebiliriz.
ayrıca bir insan acısını kelimelerle ifade edebiliyorsa, o kişi ayakta demektir. benim gözümde güçlüsün imre.
sina / Ocak 2nd, 2011, 17:08
güçlü olmak nedense duygularını bastırmak, insani yanlarını kabullenmemek olarak algılanıyor. hastalıklı bir güç tanımı var içinde yaşadığımız çağın.
imre, seni zihnindeki kategorilere yerleştirmeye çalışanlara, tanımadan, bilmeden yargılama kolaylığına kaçanlara aldırmadan yoluna devam et. bu kadar can yakıcı ve bu kadar güzel kelimelerinin takipçisiyiz.
KaRa / Ocak 3rd, 2011, 10:34
”
Yazıhane; demokrat olmadı, demokrasiye inanmadı, inananlarla eğlendi. çoğunluğun sesini değil, kendi sesini önemsedi.
hisli kalabalıkların canı cehenneme
dedi,
beğenmeyene beğenmediğini açıkca söyleme fırsatı verdi ama kapıyı göstermeyi de ihmal etmedi. kişilere hicret hakkı tanıdı. bu tavrı ile de anlayış insanı olduğunu dosta düşmana gösterdi.
”
bu durumlarda yas süreci mi vardır?
gözünden düşen zerre yaşa şahit değilim ya, dilinden dökülen zerre “ah”a şahit değilim ya, ben ona yanıyorum.
lavukluğun alemi yok!
seni savunmayacağım imre. kayırmalardan münezzehsin.
*imre sen hangi alemlerdesin, cem-i cümleden kaçıp böyle “imre”leştiğin… neresidir meskenin… omuzunda ağlayasım çok. sen ağlama bilir misin?
reck / Ocak 19th, 2011, 05:56
What do you think?