budur!
dün seninle konuştuk ya, hani “biz hcg’den anlamayız daynın işte böyle kulaç hesabı, parmak hesabı tarif et” dedin ya, sonra yetişiyoruz demek bu sezona dedin ya, hani faruk, davut, emrullah olmadan sezon açılmaz dedin ya…
bak tarık abi, inanmazsın sabah 8 de davut’a verdim kredi kartını, akşama hastaneye getir kombinemi dedim. yanisi şu ki, ben üzerime düşeni yaptım. davut’ta yaptı. emrullah’ın koltuğuna ise ‘o şimdi asker’ yazıcaz malesef…
ikinci hafta konya maçında, belki cengiz abi’de gelir, ‘dale’ deriz değil mi abi?
dale demişken, mayısın ortasıydı. yeni ameliyat olmuş, hastaneye yatacağım günü beklerken üsküdar mado’da bir akşam dondurma yemiştik. sevgili nadir marmara, ismail abi, paşalı, sayın sevgilibiladerim… yusuf abi ben kalktıktan sonra gelmiş, tarık abi de telefonla katılmıştı. o akşam ismail abi daha yeni bitirdiği bir şiiri de okumuştu bize. ismini ise nadir marmara koymuştu. şiiri cep telefonuna yazdığından bize de sms ile yollamıştı hatta. dale demişken, hani birazdan gol olacak da diyelim ismail abinin ağzından.
abi o iki mecmua ile her zaman beklerim : )
idik kut (kutsal ruh)
mızrak yoksa ilmihal yok diyorum sana faruk
savaş yoksa allah yok, allah yoksa çok kötü di mi
bak bu beşiktaş tribünü, bu siyah bu beyaz, işte bu cengiz baba
şu gelen atıyla gelen siyahlar için gelen cengiz işte
persona mı kaldı lan bu barbarsız çok moderen dünyada
persona halil paşa isyanından bu yana çok adam sallandı çınar ağacında
elektrikli sandalyenin icadına da vardı daha, vardı daha hatta camoko
mızrak yoksa beyaz renkli bir gelecek de yok
mızrak yoksa her yer porno her kale alamo
mızrak yoksa mızrak yoksa mızrak yoksa mızrak yoksa
ört beni diyorum faruk, ört beni birazdan gol olacak ve dale
bu sadece aramızda, seninle benim, serinlikle sersemliğin, mızrakla cengizin
yemişim geçmişini her türlü patolojinin
çok önceden: persona halilden, çınardan, mızraktan, beşiktaştan
çok utangaç bir rüzgar esti, bir imge gibi değil, sahiden
isim verildi rüzgara dede korkut tarafından
soy soyladı: kara çadır, varlık çadırı dedi, ünledi hem söyledi
yeğrek olsun madem adın, adın yetmiş dilde yetmiş ilde denilsin
o kara börklü cengiz dahi önünde eğilsin
sağdan şehre inilsin, gol olacak, birazdan faruk birazdan
İsmail Kılıçarslan (mayıs 15 )
Açacak çiçekler ulan!
Literatüre geçmemiş sevdaların palazlandığı, henüz kıyıya demirlememiş umut gemilerinin kurdelası açılmamış sevinçlerin paketlemesinin yapıldığı Beşiktaş kapalı tribününden tüm Beşiktaşlı çocuklarımıza duyurulur:
2002 doğumlularınız sokağa düştü bile top peşine, her gün görüyorum o tutkusunu size genetik olarak vermiş babanızın aldığı forma sırtınızda kiminiz Bobo olmuş kiminiz Delgado hafif esmer olanlarınızda Nobre olmuş top peşindesiniz. Şu an tam zamanındasınız çocuklar tam aşılama yaşında, korkmayın ha aşı dedik diye doktor bir abiniz olarak cepte şırıngayla değil siyah beyaz bilekliklerle geziyorum ben. Ben böyle aşıcıyım hiç acıtmadan hafiften umuda boğarım sizi daha çocuk halinizde o kadar. Mahallenin en hasta Beşiktaşlıları olarak tedaviye geldim size geçen gün cebimde 6 bileklikle beraber. Şaşkın, ürkek ve tam anlayamamış bir şekilde bakarken yüzüme nasılda parladı gözleriniz o bilekliklere, işte o yazdırıyor bana bu kelimeleri.Teker teker minicik sol kollarınıza takarken bileklikleri yukardan annenizin meraklı ve telaşlı sesi bile yetmedi o büyüyü bozmaya “Faruuk çabuk eve gel ne yapıyorsun elin adamıyla” annenize laf demesi bana düşmezdi ha keza bana lafta düşürmediniz “Anne amca Beşiktaşlııııı” Annenin suratın garip ama güvenli bir gülümseme, aklıma gelmezdi Beşiktaş’ın bir insanın bana güvenmesini sağlayacağı, haklıydım da taraftarında bile güvensizlik yaratan bir takımın taraftarına sırf o takımlı oldu diye güvenmek. Sorun annede miydi acaba taraftarda mı diye düşüneyim dedim ki biri çekti paltonun arkasından. “amca benim babam da bana forma aldı baak” diyerekten yanağından bir makas alayım demeye kalmadan bir anda arkasını döndü ve bağırmaya başladı avaz avaz o-oo-ooo-oo delgaaaadoo. O an çocuğa sarılıp öpücük deryasında yelkensiz yüzdüresim geldi.
Beşiktaş - Hapoel Tel Aviv maç yorumu
Burak Ozan abimiz, webkartalları’nda yazar. aslen futbol yorumlar ama ilk defa gittiği basketbol maçının ardından değerlendermelerini yazmışken bu tarihi fırsatı kaçırmadan herkese göstermek istedim. Umarım alıntıladığım için bana dava açmaz : ) Beşiktaş - Hapoel Tel Aviv maçı ve tur atlamak için fark gerekiyor. İsrail’deki ilk maçta yenilmişiz. Sonuç: 73 - 53
Maçtan önce mahalledeyim eski BJK li abilerimizden Adnan Abiye dedim ki ben acaba basket maçına gitmesem mi?
Dedi olur mu Toldocum biletini bile aldın hem bu akşam büyük heyecan fırtınası olacak mutlaka git dedi..
Adnan Abi heyecan sensin fırtına da sana girsin diyerek yazıma başlıyorum..
(daha fazla…)
o kadar!

kızların gözleri hep yükseklerde
zengin paralı şık erkeklerde
bizim onlardan ne farkımız var
Beşiktaşlıyız işte o kadar
İs-te-mi-yo-rum!
Butun takimlar hizla kirleniyordu, birinciligi Besiktas`a verdiler…
Lucescu, Besiktas`la sozlesme imzaladiginda kulubu ucuncu sayfadan birinci sayfaya cikaracagini da vaat etmisti. Sayfa siralamasina pek bir etkisi olmasa da taraftarin gonlunde birinci siraya yukselecek bir hoca olmayi basardi. Takimi da sampiyon yaparak Besiktas taraftarina ozledigi sevinci yasatti. Bu sampiyonlugun ardindan yasananlar ise herkesin malumu. Baskanlik koltuguna oturan Demiroren, Lucescu`nun yapamadigini yaparak Besiktas`i birinci sayfaya tasidi. Bunu sportif basarilarla elde etmedi kuskusuz… Surekli kriz yaratmaktaki ustaligiyla Besiktas`i gundemin birinci sirasina yerlestirdi.
(daha fazla…)
Helal olsun hocam
Allah nazardan saklasin, Besiktas`in piril piril bir teknik adami var. Hem saha icinde, hem saha disinda dogrulari yapmaktan cekinmiyor. Su son Sheriff macini getirin gozunuzun onune, basin tribununde devre arasi Ibrahim Kas`in cok riskli oynadigini konusuyoruz, ustelik bir de sari karti var. Bakiyoruz Besiktas ikinci yariya Baki Mercimek ile basliyor. Yuzde yuz isabet. Zamanlama da dogru, cikan oyuncu da, giren oyuncu da. Takim golu atmis, artik orta sahada topa daha cok sahip olmasi gerekiyor. Herkesin ortak dogrusu Delgado`nun cikip yerine Rico Pasa`nin girmesi. Biz daha aramizda konusmaya baslamisken tabela kalkiyor. Bir kez daha dogru zamanda dogru degisiklik yapiliyor. Ardindan maci ve turu garantileyen Saglam, bu defa yine uyumuyor, zafer sarhosluguna dusmuyor, kenarda oturan ve Konya maci icin hazirlanmasi gereken bir Nobre var. Unutmuyor, yine tam zamaninda Bobo`yu cikarip Nobre`yi suruyor sahaya.
Optik Başkan’da göçtü bu alemden…
- Beşiktaş Camiasının, Çarşı Grubunun ve yakınlarının başı sağolsun. Optik, Allah taksiratını affetsin, mekânın cennet olsun.
1 Ağustos!
- bir şarkı seversen, o şarkı güzeldir. o kadar. eğer bir şarkıya başka birinin ismini yazarsan, yolda yürüdüğün vakit kafanda başka bir klip çekersen, o şarkıdan zamanın birinde nefret edebilirsin. yada, nefret edemeyeceğin kadar güzel olduğu için o şarkı, sadece şarkıdan değil başka şeylerden de nefret edemez halde bulursun kendini. kimbilir, belki o başka nedenler sana şarkıyı sevdiren nedenlerdir, kimbilir…
- yaz gecesinin tek güzel tarafı, semaver balkona taşıdığında yanına da bilgisayarı koyup film seyredebilmek. bence bu. temel kurallar mı, canı cehenneme… biraz daha dayanınca, yatınca kalkınca, yatınca kalkınca açılacak yeni bir sayfa var. onu bekleyerek vakit geçirebileceğin en güzel yer, yaz gecesi balkonda semaverin yanında film seyretmek. temek kuralların, 9 kusurlu hareketin canı cehenneme…
- hafta sonlarım ne kadar da şöyel ve böyle. dolmabahçedeki o güzelim belediye tesisi olmasa ve ben deniz manzaralı bu çay bahçesinin denize yakın manzarasını en sevdiğim insana, en sevdiğim manzarayı ise kendime ayırmasam çok daha şöyle böyle olurdu. en sevdiğim manzaraya hazırlarken kendimi, bir taraftan da “türksel süper lig hiç bitmesin” diye mırıldanırken, en sevdiğim ikinci manzaraya takılmasa gözlerim, belki de en sevdiğim birinci insanın dediklerini duyardım. gün sayıyorum, en sevdiğim birinci manzara için, skorboardın yanındaki dolmabahçe sarayı için, eski açık’ın arkasından boğazı seyrederken “çok seviyoruz seni, hep seveceğiz” demek için…
Gazetelerdeki Ertuğrul haberlerine binaen
- Teknik Direktör meselemiz her zaman, maalesef Alen’in söylediği gibi “Beşiktaş Lobimiz” olmadığı için, itin köpeğin ağzında sakız olmakta. Memleketimizin ne kadar ağzı salyalı insanı varsa, üzülerek söylüyorum Beşiktaş hakkında konuşuyor. Dobermann bunlardan birisi. Neyse, bu mesele uzun ve gergin.
- Benim şimdi hemen burada yazacağım her şey, Ece hanımın kaynağı ile birlikte verdiği haber üzerine olacak. Ve takip edebildiğim kadarı ile taraftar guruplarının temayülleri üzerine.
Fener maçı ardından ve Tigana’nın gidişi…

- Bir sezondur, yeni kurulan bir takimdan sampiyonluk bekledik. Begenmedigimiz Tigananin 2.ligden buldugu genc yetenekleri bir anda yildiz ve kurtarici yaptik. Kazanirken tamam olacak dedik, kaybederken Tigana bu isten bisi anlamiyor dedik. O da yetmedi Tiganayi yollamak bile istedik. Simdi geldigimiz nokta, bu yaptiklarimizdan utanmak icin bir sebep bence. Fener macinin istatistikleri, taktik olarak onlardan daha iyi oynadigimizin acik ispati. Birakin onu Tigana gibi bir futbol devini bile futboldan soguttuk.
