Yükleniyor....
Önceki yazı linkleri:

Kategoriler

Kategori 'Değindiri'

puşt!

ulan abdülhey’de puşt olmuş, adam satıyor. hey gidi…

Doldur kadehimi Piraye!

herkes bir hesaplaşma peşinde değil mi? bir şeyin ucunu tutup başka bir şeyin ucuyla birleştirme gayretinde. hey. beş dakka da değişir bütün işler.

bu kadar yapmacıklık arasında, hayır bu da böyle olmasın şöyle de olmasın diyerek, katılmayı kabul etmediğin sürüye alternatif başka bir sürü önerdiklerinde ona da karşı durabildiğin ölçüde insansın. ama sonra adın her şeyi eleştiriyor, hiç bir şey beğenmez, götü kalkmışa çıkar. bazen de “hm bunun kesin kalkar, şimdiden uzaklaşalım” şeklinde bir niyet okuması şeklinde zuhur eder. ben de böyle arapça-osmanlıca kelimeleri bilhassa seçip kullanarak kendimi iyi hissederim. peki ya, kendisine her önerileni “kendi özgür irademle seçtim” geyikleriyle ve elbette mutlu mesut fener alayı şeklinde kabul edenlere ne demeli? insan mı :) sanmıyorum.

devam edelim..

üzgünüm samuel, bi yere kadar!

    Kurtlar Vadisi var ya perşembe akşamları. hani çok meşhur. oradan tanırsınız. Çakır! oktay kaynarca bu rol sayesinde meşhur olduktan sonra, beklenildiği üzere lahmacun salonu açmak yerine bizi şaşırtarak bir şiir albümü çıkarmıştı. delikanlı tavırlar üzerine nasıl oturduysa artık, bir türlü dizinin repliklerinden kurtulamayan kaynarca, testeretonu yüksek uslubuyla güzel şiirler okudu. misal: sizin hiç babanız öldü mü?

Korkuyoruz tiril tiril

    dün bir arkadaşım korktusundan bahsetti. fısıldamadan ama siz nasıl korkmazsınız diye şaşırarak. sonra aklıma bir kaç şey geldi. artık çok ciddi şeyler yazdığıma dair eleştiriler, cumhuriyet mitinglerine sahip çıkan blogların üst tarafındaki hareketli bannerların güzelliği, her platformda “laik” olduğumu söylüyor olmam, edip akbayram…

devam edelim..

Biz angutuz yada kasapta karpuz kalmamış!

    ben sıkıldım. buydu, değildi derken. kâh yürürken, kâh seni görürken! “yani” derken, bunlar, bu çok virgüllü cümleler, öteki bir sürü şeyin bir şekilde büyük bir yer kapladığını farkediyorsun ey okur. size bu anlamlı gelse bile bana gelmiyor. üç tane dünya var ve hangisini hangisine şikayet edeceksin? sokaklara çıkınca bir sürü genciz. kız kesiyoruz, delikanlıları baştan aşağı süzüyoruz. ve elbette her problemli erkek, acaba bu çocuğu dövebilir miyim diye kıyas yapıyor. her problemli kız, ben bu kızdan kesin güzelim diyor. bütün bunları, nasıl inandıklarını sorgulamıyorum, bir şekilde “iman” ettikleri değerlerin peşinden giderken düşünüyorlar. bütün bunları nasıl mı okudum? niyet okunan bir mahallede gezdim bugün.

devam edelim..

Bu hikayeyi kimse yemez bayım!

    Havalı, pozlu sinema eleştirmeni olmadığımdan, ışık şurdan kaymış, aksiyon burdan kaçmış gibi sözler edemiyorum maalesef. Fakat 80?li yıllarda doğmuş, mevzubahis olayları küçükken büyüklerinden dinlemiş, büyünce kitaplardan öğrenmiş biri olarak söylemeliyim ki ?her şey bir tuzakmış? meğer.

devam edelim..

Ferrero Garden ile çaykur keyfi, Rize’den…

08-04-07_0025.jpgBu akşam Rize maçı vardı. aldık biz bu maçı tamam mı? sonra ne oldu. eve geldik, şampiyonluğa inanmış bünye ile bunu kutladık. Doğumgünümüz hasebiyle olmasa bile bir nedenle evimizde olan bu çikolataları yaratana hamdolsun. akledip “bunu serice üretelim memleket çoklata görsün” diyen arkadaşlardan da Allah razı olsun. bize de afiyet olsun. mihaman’a da kapak olsun : ) geliyoruz :)

azdan çok serseri

Geçen günlerin birinde Gazi olayları diye bahsedilen olayların yıldönümüydü. Kaçıncı kez eylemler yapılıyor bilemiyorum… Polisle çatıştılar, sokakları yakıp kaldırımları kırdılar. Bölücübaşının posterleri ile slogan attılar. bıdı bıdı bıdı….

    diyeceğim şu, ben çoğu zaman umursamadığım yerlerde oldum. değer yargılarıyla alakası var bunum. bu derken, mesela istanbul’da yaşıyor olmayı bir nimet olarak saymadım. hep başka şehirlerin hayalini kurdum. venedik dedim, gondolum olsa dedim. dolmuşçuluk yapsam. aşıklar gelse, size beleş lan bacaksızlar desem. türkçe desem bunu, onlar da türk çıksa. vaay nabiyonuz lan keratalar felan desem, ceplerine harçlık koysam, yaşım 45 olsa.

devam edelim..

şakaysa hiç komik değil ciddiyse çok komik

    magazin programlarına arada bir takılıp kaldığımdan bahsetmemiştim sanırım daha evvel. ama siz benim (az biraz da olsa) magazine olan hevesimi bilirsiniz. bugece, kurtlar vadisi’nin tekrar bölümlerini izlerken, bir yarışmada jüri olan bir adamı gördüm TV’de. aha dedim burada da mı jüri. maşallah her bir halttan anlıyor felan. daha evvel buz pateni yarışmasında görmüştüm. biri ile tartışıyordu. adını bilmiyorum. sonra oray eğin ile serap ezgü tartışması dedi. aha dedim, oray efendiyi nihayet yakaldık. ne alaka lan diye sordum yanımdakine, şarkıdan ne anlar oray eğin. neyse, mevzu şarkı değilmiş zaten, aptalca bir konuda tartışıyorlardı. hangi tartışma aptalca değil ki..

devam edelim..

spik ingliş

    ben ortaokul ve lise de yabancı dil olarak Almanca okudum. Ortaokuldan önce bir sene Almanca hazırlık ve toplamda 7 sene tahsil. İkinci yabancı dil olarak ise Arapça okudum 6 sene. İlk yazılı metnim Alman dilindeki küçük bir hikaye idi. Küçük ev anlamına gelen sanırım “Der Kleine Hause” (artikeli das olabilir) isimli bir hikaye idi. Özet ile hikayemin yazılış amacı, Hitler’i okurken öğrendiğim “Führer” (lider, önder, reis gibi bi anlamı olmalı) kelimesini kullanabileceğim bir metin oluşturmaktı. Ölüm döşeğindeki bir babanın büyük oğlu Felix’e “benden sonra ailenin Führer’i sensin” demesi ile başlayan hikayemi hazırlık sınıfında okuduğum yıllarda, sanırım 11 yaşında yazmıştım.

devam edelim..

ÇUBUKLU FORMA

Hizipleş!

Google Gruplar
yazıhane.org grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Destek

ACF loading animated gif