Yükleniyor....
Önceki yazı linkleri:

Kategoriler

Kategori 'İktibas'

Beş yıl sonra çok üzgünüm

2002 yılında yazdığım ?Çok Üzgünüm? isimli
şiire ve Hakan Arslanbenzer?e selam anlamında?

bir çeteci dağını kaybedince tüfeğini değil, bir kadın
gül yüzlü oğlunu kaybedince erini değil, bir adam
anlamını kaybedince bu dünyada yerini değil, bir yalnızlık
ne çok yalnızlık, ne çok hayat, ne çok korkaklık var masamızda
çok üzgünüm

?günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim? diye başlayan şarkılarla
şarkılardan şarkılara doğru yollar var, gizli geçitler, dehlizler
benim de üzerime doğuyor ah şu güneş, güneş doğuyor
sayıklamaya dönüşüyor, kırk derece ateşte, doktor geliyor
doktorlar! işte sizinle aramızdaki fark diyerek gülümsüyorum
çok üzgünüm

devam edelim..

Mehmet Barlas der ki

Toplumun refahını arttırmak iki yoldan oluyor. Ya taban fiyatlarını, memur maaşlarını arttırarak tabandan dağıtıyorsunuz ya da toplumun topyekûn refahı artıyor, aşağılara yansıyor. Bu sağla sol arasındaki farktır. Sol partiler büyümeyi fazla önemsemez tabandan dağıtırlar. Bu CHP?nin 1970?lerdeki iktidar modelinde görüldü. Türkiye dünyanın her yerinde olduğu gibi ikinci modeli seçti. Bu başka bir parti gelse de değişmeyecek. Bütçenin kitlelere dağıtılması mümkün değil, iflas ediliyor. Terör konusunda da, dış politika konusunda da partiler birbirinden çok farklı değil. Partiler temel olarak ikiye ayrılıyor, iktidardaki partiler, muhalefetteki partiler. İktidar partileri hep aynı politikayı izliyor, ABD ile iyi ilişkiler, AB müzakerelerinin sürdürülmesi, bölücülükle mücadele. Muhalefette bunların tersini söylüyorlar. ABD ile ipleri kopartalım, Irak?a müdahale edelim, AB?ye rest çekelim falan gibi. Somut örneğini MHP?de gördük. Öcalan asılsın diye seçim kampanyası yaptı, koalisyonda idamın kalkmasına imza attı.

başarılı olunacak, ol!

Başarı analisti Richard St. John, başarılı olmanın 8 sırrını maddeliyor:
1.    Tutkula: Para için değil, sevdiğin için yap. Eğer sevdiğiniz için yapıyorsanız, para zaten yanında gelecektir.
2.    Emek ver: Hiçbirşey kendiliğinden gelmez. Başarı çok emek gerektirir.
3.    İyi ol: Başarılı olmak istediğiniz konuda iyi olmak zorundasınız. İyi olmak için de bol bol pratik yap.
4.    Odaklan: Tek birşeye odaklan.
5.    İtele: Fiziksel ve zihinsel olarak kendini itele. Utangaçlığa, kendine güvensizliğe karşı kendini itele.
6.    Sun: Başkalarına değerli bir şey sun.
7.    Fikir bul: Çok iyi bir fikriniz olmalı. Bunun için: dinle, gözle, meraklı ol, soru sor, problem çöz, bağlantı kur.
8.    Israrcı ol: Başarısızlık, eleştiri, reddedilme, pislikler ve baskı karşısında ısrarcı ol.

Non Dolet Şiirleri - Hasan Hüsrev Hatemi

hatemi.jpg

    NON DOLET 1
    Keder bir fener gibi döner geceleri,
    Ve bezgin seher gelir ardından
    Her tanısmayı bir ayrılma say;
    Her doğum bir ölüm habercisi
    Kavustuğumuzda ayrılmıştık bu kesindi,
    Her güne ayrılığın korkusu sindi
    Gerçegi bilmeyen yüreğimiz,
    Hep yeni tanışmalara gereksindi…
    Her kavuşmayi bir ayrılma say
    Karanlık umutsuzluktan geçene,
    Tek mum ışığı çırağan görünür,
    Oysa iyi bilinir ki dönüş yolunda
    Asla çırağan yoktur…
    Çok sayıda sâm-i gariban yaşanır,
    Nice yaman acılar çekilir ve bir gün,
    Sızılar acıların yerini alır,
    Yürek kederli bir sevinçle anlar
    Acının yok oldugunu artık.
    Her kavuşmayı bir ayrılma say;
    Keder bir fener gibi döner geceleri,
    Döner geceleri keder bir fener gibi,
    Ve bezgin seher gelir ardından…
    Her kavusmayi bir ayrılma say;

Yine köşe yazarları

    Milliyet gazetesinden bir köşe yazısı, 27 Nisan 2007
    Süper ligimizin kalite skalasının nerelerde gezindiğini gayet iyi bilenlerdenim; ama en başından belirteyim bunun yüksek bilgi birikimimden ileri geldiğini düşünmüyorum. Gözucuyla Premier Lig maçlarını takip eden tüm futbolseverler kadar biliyorum. Hatta benden daha iyi, yetkin çözümleyen insanlarla sohbetim olmuştur. Aklı başında tespitlerinden tutun da çözüm önerilerine ve hatta bunu gayet düzgün cümlelerle dile getirenlerine kadar birçok futbol sevdalısı gördüm. Evet ligimizin kalitesi pek iç açıcı değil, kabul ediyorum. 40 gol atıp şampiyonluk kovalamak pek hayra alamet olmasa gerek ama oluyor.

devam edelim..

Lahey: Bosna Endülüs olsun!

    AVDO Uzun boylu ve renkli gözlü. Bir inşaat firmasının şoförlüğünü yapıyor. Kendisiyle yapacağınız iki saatlik bir yolculukta işinizi görmeye yetecek kadar Boşnakça öğrenme şansınız var. Savaş zamanında İgman Dağı’ndan Saraybosna’ya tam dört yıl boyunca kurşun yağmurlarına aldırmadan lojistik taşıma yapmış. 1984 Saraybosna Kış Olimpiatları’nın yapıldığı Biyelaşnitsa’dan 15 yıl evvelki güzergahına baktığında gözleri doluyor. Lahey Adalet Divanı’nın omuzlarına bıraktığı yalnızlık ve umutsuzluk yükünün altından onu sıyıran şey oğlu Sanin’in telefondaki sesi oluyor.

devam edelim..

bu adam da gazeteci işte…

Bu konu beni iyiden iyiye rahatsız etmeye başladı. Kategorileştirme hastalığımızdan dolayı herhangi bir olayı açıklamak için bir isim bulup sıyrılıveriyoruz. Hrant Dink cinayeti ile ilgili bir önceki postta sayın Nadir Marmara’nın kalemiyle görüşlerimi beyan etmiştim. Yeni buldukları şamaroğlanı “Milliyetçilik”  konusunda aslında ne kadar cahil olduğumuzu da öğrenmiş olduk. “Radikal okuyuorum cnbc-e izliyorum, kaliteli yaşıyorum” zırvalıklarıyla büyüyen züppelerin, nasıl bir Radik Gazetesi okuduklarını alt tarafta alıntıladım. Cümlelerim karışıyor birbirine, bu yazıyı argo kullanmadan sunmak açıkcası zorluyor beni. Bu alıntıyı lütfen bir kaç kez okuyun ve düşündüklerinizi paylaşın!
devam edelim..

İslamcılar üçe değil dörde ayrılır!

Ahmet Hakan denilen Hürriyet köşe yazarı insanları kategorize etmeyi çok seviyor. Bunu yazılarında sık sık yapıyor. Eskiden sevmediği kategorizasyon şimdilerde onun çok hoşuna gidiyor. Ya da böyle yazı yazmak kolayına geliyor. Adam en son Hrant Dink cinayeti ile de Müslümanlar arasında safların ayrışmaya başladığını belirtip “İslamcılar üçe ayrılır” diye bir yazı yazdı. Kendine göre kategorize etmiş işte. Böylece kendini bu kategorinin dışında tutup farklılığını göstermeye vurgulamaya, ben onlardan değilim demeye çalışıyor.
devam edelim..

Hepiniz Hrant’sınız, Hepiniz Ermenisiniz!

Güncel konuları yazma alışkanlığı olmayan bir tarihçi, böyle bir konuda yazılı olarak fikir beyan etmekten utanır. Bu yüzden tarihçi, tipik bir kara (toprak) insanıdır. O, yazdığı şeyin zeminini kayalıklar üzerine oturtmayı sever. Çünkü, tarih kadar, kendi yazdıklarının da tarihsel devamlılığını dilemektedir. Yazılı düşünceler içinde zamansal depremlere en dayanıklı olanı onu eserleridir. Düşüncelerin, kişlerin, toplumların ve dönemlerin cesetlerini kefenlemek kağıtla yapılmaktadır. Ve bu defin işlem sırasında tarihçiler, ölülerini mürekkeple yıkarlar. Bundan olsa gerek, bütün modernliğine, bütün güncelliğine ve bütün şimdiki zamansallığına rağmen her çağ, tarihsel epistemenin kolları arasında okşanmaktadır. Tarihçi tutkuları gereği, bu kendini okşatanların pek nakörce izledikleri ilişkiden arta kalan masalların kaydını geçmektedir. Bu masalları tarih düşmekle kalmıyor, tarihi de yeni kayıtlarla masallaştırıyor.
devam edelim..

Türkiye’de medya, yabancı haber ajanslarının diliyle aktarıyor.

Mustafa Yürekli‘nin haberi

İdi Amin’in ölüm haberi, Tüirkiye medyasında ağız birliği edilip “Yamyam diktatör öldü..” manşetiyle duyurulmuştu. (Sabah, 17.8.2003) Spotta da  “Uganda diktatörü İdi Amin 80 yaşında son nefesini verdi. 300 bin kişiyi katlettiği söylenen bu tuhaf despot kurbanlarını pişirerek yemesiyle ünlüydü.” deniyordu.

Uganda eski “diktatör” Devlet Başkanı İdi Amin, yüksek tansiyon nedeniyle Suudi Arabistan’da, Cidde’de hastaneye kaldırılmış, 80 yaşında hayata gözlerini yummuştu. Böbrek rahatsızlığı nedeniyle öldüğü açıklandı. İdi Amin Türkiye’de yeterince tanınmıyor. Yakında idam edilen Sadam’ın diktatörlüğü bile onu hatırlatmadı.

devam edelim..

ÇUBUKLU FORMA

Hizipleş!

Google Gruplar
yazıhane.org grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Destek

ACF loading animated gif