Boktan şiirler

Ahmet Hakan ve Onur Caymaz bu ay çok fena Kitap-lık ve Ahmet Güntan reklamı yaptı. Hatta, neredeyse Ahmet Güntan özel sayısı olarak çıkan Fayrap bile bundan faydalandı. Mevzuyu bilmeyenler için bir özet geçelim.

Ahmet Hakan ve Onur Caymaz bu ay çok fena Kitap-lık ve Ahmet Güntan reklamı yaptı. Hatta, neredeyse Ahmet Güntan özel sayısı olarak çıkan Fayrap bile bundan faydalandı. Mevzuyu bilmeyenler için bir özet geçelim.
Beşiktaşımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Takımın bitkin kalmalı tezahürattan
Sen bitkin düşmelisin bağırmaktan marşlarını
İnsan saatlerce bakabilir İnönü’ye
Denize bakan kalenin ağlarına, bir taraftara, bir bayrağa
Yaşamak yeryüzünde, kapalıya karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
devam edelim..
tamam sustum. ama susturamadım içimdeki yavşağı
başaramıyorum “işler nasıl” diye sormamayı, tatil planları yapmamayı
doğru, insanın başını sokacak bi evi olmalı. başını evet. başından beri yanlış olanı
şair ismail kılıçarslan‘ın hiç bir yerde yayımlanmamış son şiiri ‘eren safiye açık mektup’dan birkaç mısra…
‘Güneşin Oğlu’ filminde şair Alper Canan’ın otoparkın çatısında okuduğu şiir.
aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci,
üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten;
ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci?
hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten.
iyi nişan alırdı kendini asan zenci,
bira içmez ağlardı, babası değirmenci,
sizden iyi olmasın, boşanmada birinci…
-çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen.
ülkü tamer
nisan ayında sadece son iki mısrasını yayımlamıştım. daha başka bir yerde yayımlanmamıştı çünkü. dergâh’da yayımlandı şiir, o halde biz de tamamını buraya taşıyalım da şenlensin yazıhanemiz… eline sağlık Süleyman Çobanoğlu, süpersin. süper!
ben seni alamam ah holofira
azığım tam takır bineğim nalsız
bir bende geçerim kalacağım yok
dostlarım bivefa düşmanım yalsız
kolum halat değil bakracımda kum
ben seni alamam ah holofira
sade yoksulluktan yokluktan değil
eline kir olsun elli üç lira
amma ki alamam
bir uzak sevi gelmişte çökmüş ta onlar gibi
ben seni alamam ah holofira
geç git hiç bakmadan eylenme emi
pusatları parlak bimbaş istesin
seni ulak elçi naim-i kral
ben hoyrat söyleyeyim, el bana hoyrat
gelip de ne diyeyim şu dillerim lâl
ben seni alamam ah holofira
baban kafirine kılıç üşürsem
hemde gece bassam iti uykulu
şöyle ya allah’la bohçanı dürsem
amma ki alamam
yaradan beni ne ardıç ne çınar ufarak çayır
koşumun gıcırdar ölmek dilerim
bağrım kaynıyordur yüklerim ağır
sen bir düş imişsin kuşluk çağında
soluma tükürdüm rabbim gafurdur
bilesin kavuşmak yoktur islamlıkta
kavuşan kısmısı ancak gavurdur.
Süleyman Çobanoğlu
şuursuz bir şekilde insan trafiğe çıkmamalı bence. yazık. milli servet. acı. hepsi ihtimal dahilinde olan türlü türlü acılar. sonra bu acıya alışmalar. epigraf mıydı o dediklerin bilader, hani yazının önüne mümkünse italik yazılan entel cümleler. hani içinden bir cümle seçtiğin herhangi bir kitabı, okura hepsini talim ettiğini zannettiren cümleler. epigraf evet. neyse. acıya alışmak demiştik. en büyük acı, artık acıtmaz olmuş zincirlerin acısıdır der albert bayet. bundan bahsetmiştik başka bir sebeple, ama bugün yine, alıştırmayana hamdolsun! bu defasında da sabır verene, isyan ettirmeyene, teslimiyetini kaybettirmeyene hamdolsun…
Yol sonunda reddiye!
Kimse ihtiyaç duymasaydı sevgiye
Güzel ve kısa anlardı. Yoksa hayalim,
Hayalimle mi dolmuştu billûr şişe?
Itır yok, şişe boş, hiçlik kasırgası;
Duygu tanımaz bir karayel işte…
Bir karayel bu şimdi kasıp kavuran,
Son yolculuğunda yürek kadırgası.
Suç onun, sevgiye ne gerek vardı…
Dost sesler mutluluktur ıtır dolu ve billûr,
Bir gün boşalır içi bir sesin, mâlum olur,
Artık kalbimiz kutup denizinde ve yalnız.
Tanrım suç kimindi, nerde hata yaptık?
Keşke sevgiye muhtaç olmasaydık…
İşte ama lâkin ricâ ederim fakat,
Şimdi asla ona gerek duymasaydık…
Ne kadar uzardı düşler, günlerse çok kısaydı
Olaylar geçip gitti, yüreğim yerinde saydı
Bir yere varamadı, ölümse arkasında,
Suç onda sevgiye ne gerek vardı?
Hep başka şartlar düşlerdi, bir de uzak iklimler
Gidenlerden güzel miydi gelen mevsimler?
Yolda düşüp kaldılar şimdi unuttum kimler,
Lütfen lâkin ama tekrar söylemeliyim,
Kimse sevgiye muhtaç olmasaydı.
Hüsrev Hatemi
bugüne kadar bir ayakkabı bile atamamış, yeltenmemiş, cesaret edememiş onlarca yazar, yüzlerce entel, binlerce sanat sevici şimdi aynı cümleyi kuruyor: bir ayakkabı da sen at!
biz ancak mail gurubu kurar, değneklerin ucuna taktığımız ayakkabılarla sultanahmete, beyazıta çıkarız. biz ancak başkalarının doldurduğu havuzun suyuna girer, büyük bir imparatorluğun varisi olduğumuzu o zaman hatırlarız.
biz var ya, nasıl da utanmadan Bağdat’daki, Gazze’deki direnişi sahipleniriz, tophanede nargile içerken çekilmiş fotoğraflarımızı yayınladığımız facebook’da “puşt amcaya terlik fırlatmaca” grupları kurarak tatmin oluruz. biz, hakikaten çok terbiyesiziz!
Ey bu toprakta birer nâş-ı perişan bırakıp
Yükselen, mevkib-i ervâh!.. Sakın arza bakıp
Sanmayın: Şevk-ı şehâdetle coşan bir kan var…
Bizde leşten daha hissiz, daha kokmuş can var!
Bakmayın, hem tükürün çehre-i murdarımıza!
Tükürün: Belki biraz duygu gelir ârımıza!..
Tükürün cebhe-i lâkaydına Şark’ın, tükürün!..
Kuşkulansın, görelim, gayreti halkın, tükürün!
Mehmet Akif
dün seninle konuştuk ya, hani “biz hcg’den anlamayız daynın işte böyle kulaç hesabı, parmak hesabı tarif et” dedin ya, sonra yetişiyoruz demek bu sezona dedin ya, hani faruk, davut, emrullah olmadan sezon açılmaz dedin ya…
bak tarık abi, inanmazsın sabah 8 de davut’a verdim kredi kartını, akşama hastaneye getir kombinemi dedim. yanisi şu ki, ben üzerime düşeni yaptım. davut’ta yaptı. emrullah’ın koltuğuna ise ‘o şimdi asker’ yazıcaz malesef…
ikinci hafta konya maçında, belki cengiz abi’de gelir, ‘dale’ deriz değil mi abi?
devam edelim..
“bilesin kavuşmak yoktur İslamlıkta
kavuşanlar ancak gâvurdur”
Süleyman Çobanoğlu / Tekfurun Kızı