Yükleniyor....
Önceki yazı linkleri:

Kategoriler

Kategori 'VIP'

müzikpleyir

img_0581.jpgmüzikpleyir; yazıhane’nin kulaklara hitap eden tarafıdır. Kendimizce değerli bulduğumuz şarkıları/türküleri ve yazıhane okurunun isteklerini çalmaya çalıştığımız iki liste hazırlamıştık Ağustos’tan bu yana. Müzisyen ve tarz ayrımı yapmadan, iyi müzik/kötü müzik vardır ve biz iyi müzik yayımlamak istiyoruz demeye getirdik aslında.

Bu sefer karma bir liste yapmak yerine başlıbaşına bir Müzisyen ve bir albümünü sizinle paylaşmak istiyorum. İyi müzik denince aklıma gelen bir sürü isimden birisi, iyi adam denince aklıma gelen ilk bir kaç kişiden birisi ile: Murat Çelik.

1 Temmuz

iyi ki doğdum, kocaman bi denyo oldum…

Çaprazlama Bir Köprünün Ahengi Üzerine

Doğumunun 105. yılında bir Tanpınar Portesi.

?Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpâre, geniş bir ânın
Parçalanmaz akışında.?

Ahmet Hamdi, bir yazar. Roman, öykü, şiir, deneme, edebiyat tarihi, eleştiri ve piyes yazarı. Zamanın keskin uçlarını tarihimize doğrulttuğu yılların en büyük şahidi. Geçmişe, şimdiye ve geleceğe dair yorumlarıyla zamanın olanaklarını değerlendirmeye kendini adamış bir düşünce adamı. Her şeyden önce insana inanmak gerektiğini söyleyen bir romancı, şair kimliği ile dillendirdiği gibi hayatı boyunca herhangi bir tarafın ne içinde ne de dışında kalabilmeyi becerememiş bir aydın. Ve zikzaklı söylemleri olsa bile hayatı ve insanı en geniş anlamıyla tanımaya kendini mecbur hissedecek kadar hisli bir şair.

Mazi ile kırılan bağları en modern şekilde kurmaya, duyuş ve kavrayış şeklimizi değiştirmeye, edebiyatımıza en plastik kudretleri vermek şartıyla halkın, evin, sokağın dilini ve duygularını Yahya Kemal?den feyz alarak eserlerine sokmuş bir adamdır.
devam edelim..

şakayla karışık Sadri Alışık

Jenice: Çok şakacısınızMr.Turist.
Turist Ömer: Evet çok şakacıyımdır. Eskiden takacıydım. Şimdi şakacılık yapıyorum.
Jenice: Ne diyorsunuz anlamıyorum Mr.Turist
Turist Ömer: Sende çok fiyakacısın diyorum

turistomer.jpgSadri Alışık için her yılın 5 nisanı uğurlu gündü… Çünkü 5 Nisan 1925′de doğmuştu. 1932 yılının 5 nisanında ilkokula başlamıştı. İki yıl sonra gene bir 5 nisan günü sünnet olmuştu. Askere gidiş ve dönüş tarihleri de 5 nisana rastlamıştı. İlk filmi olan “Günahsızlar”ın birinci sahnesi 5 Nisan 1945′te çevrilmişti. Çolpan’la bir 5 nisan günü tanışmıştı. Bir “5 Nisan” hâtırası fotoğrafın arkasına Sadri ile Çolpan’ın tanışmalarının, evlenmelerinin küçük bir hikâyesini yazmışlardı. Sadri 1925 te Paşabahçe’de, Çolpan ise 1936 da İzmir’de doğmuştur. 1950 yılında Sadri Alışık ile evlenmiştir. Nişan, düğün öyle aceleye gelmiştir ki, bu iki mutlu günden hiç değilse birini 5 nisana denk getirmek istemişse de, başaramamıştır. Çocukları Kerem ise, bu uğuru iki ay gecikmeyle, 5 haziranda doğarak bozmuştur. 5 nisanın uğuru, bir fotoğrafın gerisinde bir, iki silik satır ile artık bir “hâtıra” olmuştur.

Turist Ömer: Burası Kasımpaşa’ya yakın mı abi?
Mr. Spak: Kasımpaşa’dan bir milyon ışık yılı uzaktayız mister turist!

Yeşilçam’ın en eski ve tutarlı karakter oyuncularından biridir Sadri Alışık. Yıllar süren hayat savaşı sırasında, övülerek göklere çıkartılmış, en yakın bildiği dostları tarafından terkedilmiş, mutluluğun sevincini, aldanmanın üzüntüsünü yaşamıştır. Hassas ve içe dönük olan yapısı zaman zaman çok incinmiştir ama her şeye rağmen, oyunculuğunu, kişiliğini herkese kabul ettirmiş ve Türk Halkı tarafından çok sevilmiştir.

5 Nisan 1925 yılında Paşabahçe’de bahçesinde meyve ağaçları bulunan üç katlı ahşap bir evde dünyaya geldi Mehmet Sadrettin Alışık…

Tüm aile büyüklerinin ve kardeşi Nevin’in onu Sadri diye çağırmaları nedeni ile, hayatının geri kalan kısmını da hep Sadri Alışık olarak geçirdi… Zeki ve bir o kadar da yaramaz bir çocuk olan Sadri Alışık otoriter bir baba ve gene otoriter bir anne ile büyüdü… İçinde ki oyuna hasret duygusunun ileride oyuncu olmasına neden olacağını ne o dönemlerin küçük Sadri’si ne de ailesi bilemezlerdi elbet.

Namaza duran aile büyüklerini, secdeye varamasınlar diye bellerinde ki kuşaktan kapının koluna bağladığını, bahçedeki civcivleri oltayla balkondan yukarı çektiğini, kedilerin ayaklarının altına yapıştırdığı ceviz kabuklarını ve yaptığı tüm bu yaramazlıkları ileride gülerek anımsayacaktır Sadri Alışık…

Çocukluk yıllarında Naşit Özcan Tiyatrosu’nu seyrettikten sonra başlayan tiyatro aşkı, okul piyeslerinde ,Cağaloğlu Halk Evi’nde ve şimdiki adı Sadri Alışık Tiyatrosu olan Küçük Sahne’de devam etmiştir… Annesi Saffet Hanım ve Babası Rafet Kaptan’ın oyuncu olmasına karşı olmalarına rağmen, içinde ki bu oyunculuk aşkının sönmesine hiç izin vermemiştir… Ailesi de işin ciddiyetini anlamış ve oğullarına destek olmaya başlamışlardır… Baba Rafet Kaptan’ın ”Sana bir nasihatım, aynı zamanda da vasiyetim olsun. Artık yeni bir hayata atılıyorsun. Bundan sonra ki yaşamında, işini elinle değil, canınla yap!” sözünü hayatının geri kalanında hiç ama hiç aklından çıkartmamış ve bunu oyunculuk yaşamında hep amaç edinmiştir…

İlk filmi Günahsızları 1946 yılında çeviren Sadri Alışık şöhret basamaklarını hızla çıkmaya başlamış ve canı kadar sevdiği tiyatrodan Yeşilçam’a adımını atmıştır… 1959 yılında çevrilen Yalnızlar Rıhtımı adlı filmde 38 yıllık hayat arkadaşı Çolpan İlhan’a aşık olmuş ve aynı sene evlenmişlerdir… Küçük Sahne’deki tiyatro yıllarında çok yakın arkadaşı olan Çolpan İlhan hayatının en büyük aşkı olmuştur… Bu mutlu yuvaya çok zaman geçmeden bir kişi daha eklenir ve Alışık ailesinin oğulları Kerem dünyaya gelir…

Kerem ile ilişkisi çok farklı olmuştur baba Sadri Alışık’ın… Kendi deyimiyle ondan kaynaklanan bir hatadır bu… Kendi babasının yaptığı gibi, o da oğlu Kerem’i hep uyurken sevmiştir… Evliliğin ve çocuğun verdiği sorumlulukla işine dört elle sarılmıştır ve ardı arkası kesilmeyen filmler çevirmiştir…

Nejat Saydam idaresinde çevrilen ve başrollerini Ayhan Işık ve Belgin Doruk ile paylaştığı Küçük Hanımefendi serisi ile seyircinin dikkatini çekmiş ve sevgisini kazanmıştır… Ancak hiç şüphesiz Turist Ömer tiplemesi Sadri Alışık’ın oyunculuk kariyerinin en önemli adımı olmuş ve sanat yaşamında yepyeni kapılar açmıştır… Turist Ömer karakterinin doğuşu Sadri Alışık’ın asker arkadaşı Ahmet Güzelce’nin verdiği eğri selamdan esinlenerek yaratılmış ve rejisör Hulki Saner tarafından da ortaya çıkartılmıştır… 1951 yılında başlayan ve Ayhan Işık’ın vefatına kadar devam eden Sadri-Ayhan dostluğu beraber çevrilen filmlerle de pekişir…

Ayhan Işık’ın başrolünü oynadığı Helal Olsun Ali Ağbi filmi Turist Ömer serisinin başlangıcıdır… Bu filmde Ayhan Işık’ın Turist Ömer adlı bir arkadaşı vardır ve bu rol Sadri Alışık’a ısmarlama elbise gibi uymuştur.. Ona gezmeyi çok sevdiği için arkadaşları Turist adını takmışlardır… ”Turist” traş olmaz, gri pantolon ,ekose gömlek, delik fötr şapka ve ökçesi basık pabuç giyen bir adamdır… Espri yapar, karşısına çıkanları, sözle, nükteyle ”harcar”… Ama ”Turist” iyilik sever, yaşadığı andan ilerisini düşünmez, çalışmaz, işsizdir, içkiye düşkündür fakat kadın problemi yoktur.. Karnı acıkınca doyurmak aklına gelir.. Beceriksizdir, bu yüzden de sevimli ve cana yakındır… Helal Olsun Ali Ağbi filmini seyreden seyirciler sinemadan çıkarken ”Helal Olsun Sadri’ye bu filmde Ayhan’ı yedi,toz etti” yorumunu bile getirmişlerdir… Böylece Ayhan Işık’ın fiyatı o günün parası ile 60.000′den aşağı düşerken Sadri Alışık’ın fiyatı 5.000′den 10.000′e çıkmıştır… Hulki Saner bu filmden sonra Ayşecik Çıtı Pıtı Kız ve Ayşecik Cimcime Hanım filmlerine de aynı tipi koymuştur… Dolayısıyla Erman-Saner firmasının en fazla iş yapan filmleri de 1963′te ” Sadri’li Filmler” olmuş,1964′te ”Turist Ömer” adlı film ortaya çıkmıştır.. Bu film Sadri Alışık’a yeni ufuklar açmıştır…

Turist Ömer’den sonra en çok konuşulan ve seyircinin en çok sevdiği karakterlerden biri de ”Ofsayt Osman”olmuştur.. Osman Seden’in rejisörlüğünü yaptığı Şaka ile Karışık filminde ortaya çıkan bu tip çok tutulmuş ve Sadri Alışık’ın en çok iş yapan filmlerinden biri de Şaka ile Karışık olmuştur… Ofsayt Osman hayatta hiç gol atamamış, hep ofsayt pozisyonunda kalmış bir adamdır… Beceriksiz fakat çok ama çok iyi kalplidir.. Çizgili beyaz gömlek, kahverengi yelek, kışın da ceket giyer.. ”Turist Ömer”den farkı, birçok şey yapmak ister ama kaderi ve talihi bırakmaz.. Şansı yoktur. Nihayet son serüveninde bir gol atar, yani bir kızın hayatını kurtarır ve mutlu olur.. ”Ofsayd Osman” tipi yerli film seyircisinin çok sevdiği fakir adam tipidir.. Fakir, haksever, fedakar ve sevmesini bilen adam… Sadece bunlar yüzünden değil Sadri Alışık’ın oyunculuk yönünden sergilediği başarı dolayısıyla da halkın hafızasına yerleşmiştir… Filmlerin ardı arkası kesilmez..Sadri Alışık herkesin çok sevdiği bir star olmuştur…

1966 yılında çevrilen ve Atıf Yılmaz’ın yönettiği Ah Güzel İstanbul filmi de Sadri Alışık’ın en önemli filmlerinden biridir.. İçki yüzünden herşeyini yitirmiş eski bir İstanbul efendisi ile artist olmak için evini, köydeki sevgilisini terk edip fuhuşa sürüklenen Ayşe’nin hikayesini anlatan bu film Sanremo Bodrig Hera Güldürü Filmleri Şenliğinde, Gümüş Ağaç Plakası Özel Ödülünü almıştır…

Jön ve kötü adam tiplemelerinden sonra komedi ve dram filmlerinde oynayan Sadri Alışık dört dörtlük bir sanatçı olmuştur… Avare filminden sonra sesinin güzelliği keşfedilen sanatçı, 45′lik plaklar doldurmuştur, seyircinin ısrarı ve gazino patronları tarafında Sadri Alışık show dünyasına da adım atmıştır… Turist Ömer tipini sahnede de şarkı söyleyerek ve espri yaparak devam ettirmiş ve halkın ilgi odağı olmuştur… Bunun yanı sıra ağırlıklı olarak İstanbul için yazdığı şiirlerinin toplandığı bir kitabı da vardır…Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümünde de okuyan Sadri Alışık çok güzel yağlı boya ve kara kalem tablolara da imza atmıştır…

Ayhan Işık ile olan dostluğu, aile yaşantısı ve kişiliği ile her zaman Türk Halkına örnek olmuş gerçek bir sanatçıdır Sadri Alışık… Sanat yaşamı boyunca aile yaşantısından ve karakterinden asla taviz vermemiş bir çınardır… Türk Sineması’nda bir ekol, bir fenomendir icabında… Hayatta ki en sevdiği dostlarından biri olan içki, bir gün ona ihanet edecek ve ölüm döşeğine getirecektir… O dönemin Cumhurbaşkanı olan merhum Turgut Özal’ın yardımıyla Amerika’ya giden ve ”Mucize Eller” lakaplı Münci Kalayoğlu tarafından ameliyat edilen altmış beş yaşındaki Sadri Alışık Chicagolu otuz yaşında ki bir gencin karaciğerini taşır… 1994 yılında son filmi olan Yavuz Özkan’ın yönettiği Yengeç Sepeti filminde oynar ve Altın Portakal En İyi Erkek Oyuncu ödülünü alır…

1995 yılının 18 Mart’ında yetmiş yaşında iken, ailesine, sevenlerine, canı kadar sevdiği İstanbul’una ve sinemasına veda eder.

Bir Ömürlük İstanbul’dan

Gitti Gider

Şahidi oldum
Terkini kaydına İstanbul’un
Ağlayan yine üçümüzdük
Biri boş bir İstanbulsuz birisi
Kimlikleri eskimiş üç yetim çöp tenekesi

Siz yalancı şahidisiniz
Ağlayan biziz,biz üçümüz

Biri boş biri değil,bu şehirli birisi
İstanbul tutkusu içimizdeki
Hiç ölmeyesi

Terkini kaydı yapıldı İstanbul’un
Harim-i ismete açılan pencerelerle
Siz bakakalanlar öylece uçuyor

Uçuyor evriting kuşları,Sultanahmet?ten
Not king kol ”fanysi” besmelelerle…

“Hemen bir sigara yak da öyle konuşalım, bir başa bir duman lazımdır” *

27 Şubat’ta oğlu İsmail Merve’yi akut bir hepatit teşhisi ile Erzincan’nın Tercan kazasında yedek subay öğretmen olarak askeri vazifesini yerine getirdiği sırada kaybetti. Vefat ettiğinde 29 yaşındaydı İsmail Merve. Bu haberi kendisine Prof. Dr. Ayhan Songar verdi. Üzüntüsünü o anda belli etmesede, cenazeyi almaya gittiği Haydarpaşa Garında yürüyemeyecek kadar takatsizdi. 4 Mart ‘ta Şişli Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra Edirnekapı Şehitliğinde toprağa verilir İsmail Merve. Babası mezarlığı yaklaştıkları sırda Rıza Tevfik’ten şu mısraları okumaktadır:

Selma sen de unut yavrum
………………..
Her çehre bir hayalettir bu süreksiz ruyada
Unut yavrum! Sen de unut! Bu ölümlü dünyada
Her cefayı unutmaktır bizler için teselli
Sonbaharın matemini gözlerimde okuma

4 ay sonra

15 Haziran 1961 gecesi, Türk Düşüncesi’nde yazıları yayımlanan “bir arkadaş”ının Çiftehavuzlar’daki evinde yemekten sonra, saat 22.30 sularında birden öksürük nöbetine tutulur. Ev sahibesinin uzattığı tasa adeta kan kusar. Bu durumu gördüğünde “İşte bu fena!” der. Bu, kendisinden duyulan son söz olacaktır. Recep Bey’i çağırayım mı teklifine kafa sallayarak cevap verir ve uzanıp kalır. Herşey bir kaç dakika içerisinde olur ve biter.

Durumu haber alan Dr. Recep Doksat o sırada Ayhan Songar ile Taşlık Kahvesi’ndedir. Çiftehavuzlar’a gidip son bir kez görmek istese de, vazife duygusu daha bir kaç ay evvel oğlunu toprağa vermiş olmanın perişanlığındna kurtulamayan Nebahat Hanım’a gitmesini emretmektedir. Evde, masanın üzerinde, sayfaları açık, sayfa kenarlarına notlar düşülmüş bir kitap: La Mort Cette Inuonnue (Ölüm, Bu Meşhul), Raoul Montandon’un bir kitabı…

Ertesi gün, 16 Haziran tarihli Son Havadis Gazetesinin İstanbul baskısında birinci sayfadan verilen son dakika haberi şöyledir:

Son dakika
Basınımızın büyük kaybı
Üstad Peyami Safa dün gece vefat etti
Peyami Safa dün akşam saat 22.30′da ilk sadmeyi geçirmiş, durum derhal doktoruna bildirilmişti. Çok geçmeden komaya girmiş ve bir müddet sonra da fani hayata gözlerini kapamış ve hakkın rahmetine kavuşmuştur.

Allah Rahmet eylesin…

Mezarı Edirnekapı Şehitliğindedir.

* Telefonda Ayhan Songar’ın sigarayı bıraktığını öğrendikten sonra söylediği laf.

ÇUBUKLU FORMA

Hizipleş!

Google Gruplar
yazıhane.org grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Destek

ACF loading animated gif