yazihane.org

her yer karanlık, pür nur o mevki!

Çağımızın, bilgi teknolojilerini tümüyle hayatımızın bir parçası haline getirmiş olması bir yana, devletler arası arenada ?haber alma? tarih öncesinden beri her zaman kritik bir önem arz etmiştir. Haber alma genel itibari ile istihbarat ile aynı manada kullanılsa da aslen istihbaratın bir cüzüdür. ABD?nin 2001 yılında yaşadığı ikiz kuleler krizi ile daha da gün yüzüne çıkan ?istihbari bilgi eksiği? sorunu, ülkemizde de sıkça tartışılan konu haline geldi. Hrant Dink suikastı bilgilendirmedeki eksiklikten ziyade, değerlendirme konusunda zafiyet gösterirken, istihbarat alanındaki zaafa önemli bir örnek olarak İstanbul?daki El-Kaide kaynaklı terör saldırıları gösteriliyor. Hadi ergenekon isimli yer altı örgütlenmesi bu kadar meşhurken, istihabari bilgilerimizi tekrar gözden geçirelim. Eski zamanlı bir yazı olsa bile eğlencelik niyetine tekrar çitlenebilir bence…

Bir yandan derin devlet tartışmaları yapılırken diğer yandan çok çeşitli istihbarat kurumlarının birbirleri ile mücadele ediyor görüntüsü veren eylemlerine şahit olmaktayız. Emniyet istihbaratı ile askeri istihbaratı karşı karşıya getiren Onbaşı Kadir Sarmusak olayı, resmi olarak deklare edilmese bile var olduğu kanaati hakim olan JİTEM için çalıştığı söylenen astsubayların Şemdinli?de yargılanması, Ogün Samast ile hatıra fotoğrafı çektiren jandarmalar ile emniyetin yine karşı karşıya gelmesi ve en son Ergenekon ismi verilen acayip ilişkiler zinciri akıllara ülkemizin bekası için çalışan kurumları neden birbirleri ile koordinasyonlu çalışamadığı sorusunu getiriyor. Peki istihbarat, mutlak sessizlik gerektirirken ortada bu kadar çok bilginin dolaşması ve kurumların birbirini suçlaması Türkiye?nin istihbarat geleneğini açısından alışılmış bir refleks mi? Karda yürüyüp izini belli ettirmeyen Teşkilat-ı Mahsusa hakkında bugün bile hala tam olarak bilgi ve belge sahibi olamadığımız halde, bu geleneğin temsilcileri neden o seviyeyi yakalayamadı? Bu sorulara cevaplar arıyoruz?

İstihabarat servislerinin çatışmaları ve Yıldız İstihbarat Teşkilatı
20. yy?a girmeden hemen önce devletler arası istihbaratın önemi gittikçe önemini artırıyordu. Osmanlı Devlet?inin ?Abdülhamid?in jurnalcileri? diye isim yapan Yıldız İstihbarat Teşkilatı, Osmanlı?nın ilk organize teşkilatı payesi ile bu yıllarda kuruldu. Damat Mahmut Celaleddin Paşa?nın Jöntürkler hakkında getirdiği bilgiler üzerine, Abdülhamid Han, bu bilgilerin Paşa?nın ağzından, kendi imkanları ile özel bir istihbarat teşkilatı kurduğu öğrenir. Hatıratında ?İsterse kardeşimin kocası olsun, devletin bir paşasının devletten gizli ve ayrı bir istihbarat kurması doğru olmazdı. Kendisine teşkilatı hemen bana devretmesini ve bundan böyle bu işlerle uğraşmamasını söyledim. Teşkilatı bana devretti ama, bundan çok alındı? şeklinde anlatılan olay, belki de tarihimizdeki ilk istihbarat teşkilatları arasındaki çatışmaydı. Eski sadrazamlardan Hüseyin Avni Paşa?nın da İngilizlerden para aldığını öğrenmesi ile diğer devletlerin saray erkanını bile satın almasına karşın, kendine bağlı bir teşkilat kurmaya karar verdi.

Tarihçi Enver Ziya Karal?a göre direkt Sultan?a bağlı bu teşkilatta 4 bin civarında ajan çalışmaktaydı. Alman Polis Şefinin kurduğu teşkilat Devlet-i Aliye içinde ve dışında yürüttükleri çalışmalar ile şehir ve kasabalardan nizami bir şekilde haber akışı sağlanırken kırsal bölgelerden aynı şekilde rapor alınamıyordu. Bunun üzerine Abdulhamid Han, İngiliz Baker?in başında olduğı  kuvvetli bir jandarma örgütü kurdurarak kırsalı da denetim altına almıştır.

Osmanlının ?Derin Devlet?i: Teşkilat-ı Mahsusa
600 yıllık ömrü ve yönettiği üç kıta ile Osmanlı İmparatorluğu, 20. yüzyılın başlarında ?hasta adam? durumuna düşmüş ve  ?dahili ve harici? düşmanlarına karşı belki de gelmiş geçmiş en kuvvetli istihbarat kuvvetini kurmak zorunda kalmıştı. Sultan Mehmet Reşat?ın yayımlanmayan ve resmi olmayan fermanı ile bizzat Enver Paşa?nın kurduğu söylenen ?Özel Örgüt? askeri kanadı çok gelişmiş ve fiili taarruzlarda da bulunan bir istihbarat kurumuydu. Fakat esrarengiz sırlarla dolu tarihine ait belgelerin bulunamamış olmasından dolayı aslında hakkında çok fazla bir şey bilmiyoruz. Yıldız İstihbarat Teşkilatı?ndan farkı, çarpışmacıdır, yurtdışında oldukça etkindir ve Padişah?a değil Harbiye Nezareti?ne bağlıdır. Hükümetin diğer üyelerinin genel itibari ile teşkilat haricinde hiçbir bilgileri yoktu. Birinci Dünya Savaşı sonrasında İttihat ve Terakki dönemini soruşturan komisyonun sorguladığı bakanlardan bir çoğu, teşkilatın ismini dahi hiç duymadıklarını söyleyeceklerdi.

Teşkilâtı Mahsusa  resmi olarak 17 Kasım 1913?te kuruldu. İlk başkanı Kurmay Binbaşı Süleyman Askerî Bey, son başkanıysa Hüsamettin Ertürk?tü. Teşkilat-ı Mahsusa?yla özdeşleşmiş bir isim olan Kuşçubaşı Eşref (Eşref Sencer Kuşçubaşı) ise örgütün Arabistan bölge müdürüydü. Geçmişleri şüpheli ama sadakatlerinden emin olunan bir çok çetecinin de görev aldığı teşkilat, Dr. Phlip H. Stoddard?a göre personel sayısında 1916?da 30 bin kişiyi bulduğu söylenir.

1913 yılında İstanbul Antlaşması ile Bulgarlara terk edilen Batı Trakya?da özel bir tim ile Osmanlı Devleti?nden ayrı bağımsız bir Batı Trakya Türk Devleti kurması, teşkilatın etkinliğinin bir diğer göstergesidir. İlk Türk cumhuriyetini bir istihbarat servisinin kurmuş olması, günümüzde, istihbarat bilgilerini birbirinden saklayan kurumların varlığı ile kıyaslanınca ne kadar çelişkili bir geleneğe sahip olduğumuzu göstermektedir. Para ve pul bastıran Batı Trakya Muhtar Türk Cumhuriyeti?ni Bulgar ve Yunan krallığı tanımıştır. Teşkilat 5 yıl sonra bu sefer Doğu Anadolu hududunda bir devletin kuruluşuna öncülük etmektedir: Azerbaycan Türk Cumhuriyeti.

Her boya göre istihbarat
Kuşçubaşı Eşref ile özdeşleşen Teşkilat-ı Mahsusa, uluslar arası eylemlere imza atabilen ve bütün İslam dünyasının istihbarat teşkilatı iken, cumhuriyetin ilanından sonra kurulan ve günümüzde ismi Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) olarak anılan kurum, sadece Türkiye sınırları dahilinde haber toplamaya başladı. Önce Milli Amele Hizmet olan ismi sonra Milli Emniyet Hizmetlerine dönüştürülmüş en sonunda ise 1965?te çıkarılan bir kanun ile MİT?e dönüştürülmüştür. 1983 yılında ise çıkarılan yeni kanun ile Milli Güvenlik Kurulu?na bağlandı. Bu yıllardan sonra ise, askerin kontrolü altına geçen MİT, darbeleri hükümete bildirmemekle suçlanacaktır. Ataması, sicili, terfisi Genelkurmay tarafından yapılan MİT personelinin, ordunun yapacağı darbeleri haber vermemesi anlaşılır bir durumdu aslında. Askerin darbelerinden en çok etkilenenlerden biri olan Bülent Ecevit?in 1988 yılında söylediği ?Benim genel bir prensibim var. İstihbarat servisleriyle fazla iç içe olmamak gerek. Servisle fazla dayanışma ve servise tam olarak inanmak siyaset adamını yanıltır.? sözü MİT?in askeri yapısından şikayetçi olduğu şeklinde algılanabilir.

1980 öncesi MİT?in denetiminde olan Emniyet İstihbarat, zamanla organize olarak aktif istihbaratta kendisine yer edindi. PKK ile mücadele sırasında kendini ispat etmeye çalışan Emniyet ve MİT-asker istihbaratları birbirilerinden bilgi kaçırdıkları söylentileri ile muhatap oldular. Bu rekabet zamanla birbirilerini yıpratmaya çalışmalarına kadar vardı. Ogün Samast?ın jandarma personeli ile polis karakolunda fotoğraf çektirmesine benzer bir olay Kasım 1996?da meşhur Susurluk kazasından sonra MİT-asker, Emniyet arasındaki güç savaşları şeklinde meydana gelmişti. Neticede devlet menfaatleri için çalışan üç istihbarat kurumu, günümüzde birbirine düşmüş kurumlar görüntüsü vermektedir.

Osmanlı?nın ?hasta adam? diye anıldığı, 80 yıl önce dünyada etkin ve iki ayrı cumhuriyet kurabilecek kadar organize ve etkin bir istihbarat servisine sahipken, genç cumhuriyetin teşkilatları bırakın dünyada etkin olmasını, sınırlarımız içinde bile ?birlik? görüntüsü verememekte. MİT müsteşarı Emre Taner?in tarihi çıkışını da bu bilgiler ışığında değerlendirmek sanırım yerinde olacaktır.

Efsane İstihbaratçılar

Mata Hari
1876?da orta sınıf bir Hollandalı ailenin kızı olarak dünyaya geldiğinde babası ona Margereta ismini verdi. Margereta Zelle rahibe okulunda okurken İskoç bir kaptana aşık olup evlendi ve Endonezya?ya yerleşti. Kocasının alkole düşkünlüğünü bahane ederek ondan boşanarak, rahibe okulundan gece kulüplerine yolculuğu başlamış oldu. Geçim derdi onu önce dansözlük sonra da fahişelik yapmaya sevketti. Sahnede, Endonezya halkının konuştuğu Malay dilinde ?Şafağın Gözü? anlamına gelen Mata Hari ismini kullanarak striptiz yapmaya, doğu hint danslarıyla subayları ve hükümet yetkililerini etkilemeye başladı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanlar için çalıştı, Fransızlar ve İngilizler onu kullanmak istediler. Çift taraflı çalışma teklifini kabul etmiş gözükse bile Fransızlar ona güvenmediler ve haklı oldukları daha sonra ortaya çıktı. Almanların sahip çıkmaması üzerine Fransızlara geri dönse de, güven problemini aşamadı ve sorgulandı. Mahkeme kesin delil bulamasa bile Hari?yi Alman casusu olduğu gerekçesi ile ekim 1917?de kurşuna dizdi. Gerçekte ne olduğu bir muamma olarak kalan Mata Hari, efsane casus olarak arkasında bir sürü soru işareti ile yitip gitti. Sanıldığı gibi çok güzel bir kadın değildi, belki çok büyük bir casus da değildi.

Arap Lawrence
Birinci Dünya Savaşından sonra Arap yarımadası ?Büyük Arap Krallığı?ndan bahsediyorsa, güç aldıkları yer, İngiltere ve Arap coğrafyasındaki temsilcisi Thomas Edward Lawrence?dir. Arapların bir çoğu Osmanlı?ya karşı verilen özgürlük(!) mücadelesine katkılarından dolayı ona halk kahramanı muamelesi çekmiştir. Mekke?de bulunan 80 yaşındaki Şerif Hüseyin?in doymak bilmeyen ihtirasını avuçlarının içine alan İngiltere, adeta Şerif ve oğullarını oyuncak olarak Lawrence?e teslim etmiştir. Nasıl Büyük Arap Krallığı Şerif Hüseyin?in aklını başından aldıysa, Arz-ı Mev?ut hayali de İsrail oğullarının gözünü döndürmüş ve Lawrence amirlerine, arzularına göre döğüştürecek insanları bulduğunu müjdelemişti. İngiltere hükümeti arap isyanından sonra vaatlerinin bir kısmını yerine getirerek Şerif?in oğlu Faysal?ı Irak Krallığına küçük oğlu Abdullah?ı da Doğu Ürdün Emirliğine getirdi. Fakat Şerif bunları yeterli görmeyip isyan etti, sonunda da İbn Suud tarafından hicazdan kovuldu.

Lawrence, yeni görev yeri olarak uzak doğuya gitti. Hindistan?ı, Çin?i ve Afganistan?ı birbirine kattı. Afgan Kralının devrilmesinde önemli roller üstlendi. 1930?da Ağrı Dağı İsyanında Kürtleri kışkırtan kişinin de Lawrence olduğu söylenir.

Kendisinin meşhur olduğu diğer bir nokta, nikahsız bir anne babanın evladı olmasıdır. Ayrıca hayatı boyunca hiçbir kadınla gözükmemiş olması hakkında çeşitli söylentileri de beraberinde getirmektedir.

Teşkilat-ı Mahsusa?nın ünlü üyelerinden bazıları
Rauf Orbay, Çerkes Ethem, Abdulaziz El-Sinusi, Mehmet Akif Ersoy, Cezayirli Emir Ali, Ali Fethi Okyar, Binbasi Misırlı Aziz Ali Bey, Nuri Bey (Enver Paşa?nın kardeşi), Fuat Bulca (THK Başkanlığı yaptı), Mustafa Kemal, Nuri Conker, Refik Saydam (Türkiye cumhuriyeti başbakanı oldu), Çerkes Reşit (Çerkes Ethem?in ağabeyi), Yakup Cemil (1916?da vatana kurşuna dizilerek idam edildi), Dr. Bahattin Şakir, Mithat Şükrü Bleda, İsmail Canbulat (1926?da îstiklal Mahkemesi?nce asıldı), Filibeli Hilmi Bey (İttihat Terakki Müfettişi, 1926?da asıldı), Şerif Burgiba (Habib Burgiba?nın babası), İbn-ür Reşid.

Bir kaç seçki ile sözlerimizi nihayetlendirelim.

Türk başına ne kadar silah bulunuyorsa?.
Yıldız teşkilatı, günümüzde konuşulduğu gibi alelade bir jurnal örgütü değil,  derin bir stratejik araştırma ve vizyon teşkilatıdır. Batı devletlerinin Ermenileri kışkırtmaları sonucu Anadolu?da çığlıkların yükseldiği yıllar. İngiliz Büyükelçisi daha ne kadar Ermeni öldüreceksiniz? diye sorar Abdülhamid Han?a. Ulu Hakan keskin bakışlarını elçinin üzerine dikerek ?Filan gün, filan saatte Karadeniz?in filan noktasına yaklaşıp, karaya Ermenileri Türklere karşı silahlandırmak için şu kadar sandık malzeme çıkaran ve komitacılara teslim eden İngiliz gemisinde, Türk başına kaç silah bulunuyorsa tam o kadar Ermeni öldüreceğiz? cevabını verir.

Bu teşkilat asla ortadan kalkmayacak!
?Şimdiye dek vekaleten bakmakta olduğun Teşkilat-ı Mahsusa?ya bundan sonra riyaset edeceksin. Teşkilat-ı Mahsusa?yı resmen lağvedeceksiniz, fakat hakikatte bu teşkilat asla ortadan kalkmayacaktır. Teşkilat-ı Mahsusa?nın bundan sonraki ismi ?Umum Alem-i İslam İhtilal Teşkilatı? olacaktır. Muhaberelerimiz hep bu titr üzerinden cereyan edecektir.?

Enver Paşa?nın İstanbul?u terk etmeden birkaç gün önce Hüsamettin Ertürk?e verdiği bu talimat, Teşkilat-ı Mahsusa?nın birikiminden yararlanamayan ve Osmanlı?yı küçümseyen kesimler için, ne kadar büyük düşünceler ile yönetildiğinin bir göstergesi olması bakımından önemlidir.

Mar 31, 2008 1:36 pm under Matbuattan, you can trackback from your own site

2 Responses

  1. Warrior:

    Gerek işyerinde gerekse otelde internete bağlantıda sorun yaşadığım için yazıları takip etmekte zorlanıyorum.Yazıhaneye bakma fırsatını ancak şimdi bulabildim.Otelde internete bağlanabilmem için bilgisayarı kapı koluna yaklaştırmam gerekiyor. Sayfa açıldığında ise gidip koltuğa oturuyorum;bağlanmam gerekirse tekrar kalkıyorum, doğruca kapı koluna….. Yani değerinizi biliniz:)

    İstihbarat mevzularına oldum olası bayılmışımdır. Hele 28 Şubat sürecinden çokça malzeme çıktı.

    Kimleri okudum dersem,aklımda kalanlar. Aydoğan Vatandaş, Mahir Kaynak, Soner Yalçın, Gültekin Avcı, Saygı Öztürk’ü hiç okumadım, Bülent Orakoğlu ve diğer kitaplar(Nato’nun Gizli Orduları falan)…

    Derken olayı kökten çözmek lazım geldi. Gittim taaa Osmanlı dönemine Yeniçeriler’den başladım. Daha neler mi yapmam lazım?Enderun Mektebi’ni okumam lazım, Hakkı Uzunçarşılı’nın Osmanlı Devleti Teşkilatında Kapıkulu Ocaklarına göz atmam lazım. Daha sonra 19.yy Osmanlı Tarihini okuyup, İttihat ve Terakki’yi en ayrıntısına kadar bilmem lazım. Ancak bu süreç sonunda Derin devlet konusunda bazı fikirler elde edebilirim.

    En sonunda da şu soruyo sormalıyım:Yeniçeri Ocağı kapanmasaydı İttihat ve Terakki Babıali baskını yaparak iktidarı ele geçirebilir miydi? ve sormam gereken daha binlerce soru var.

    -Cevdet Paşam ben okumasam da sen anlatsan olmaz mı?
    -Olmaz!Hem okuyup napacan, sonra arabana binerken havaya uçarsın!
    -Doğru söylüyorsun valla. Ben o arabayı almak için kaç yıl para biriktirdim.

  2. faruk:

    tenkyü warrior, şeref duydum : )

    istihbarat olayından çok benim ilgilendiğim tarihidir. yüzeysel tarihi de denebilir. nedense her şeyin geçmişini bilmeye çalışmak, öğrenmek felan hoşuma gidiyor. sonra da güncel olanla bağlantı kurmaya çalışmak. güzel bişi bu ya :)

Leave a Reply