Pazartesi bugün

Nadir Marmara’nın yaşadığı ev.
13 gündür açmış qazaq paşam. diyor ki bir mantı olsa da yesek : )

Nadir Marmara’nın yaşadığı ev.
13 gündür açmış qazaq paşam. diyor ki bir mantı olsa da yesek : )
|
|
| yazıhane.org grubuna kayıt ol |
| Bu grubu ziyaret et |
yazihane.org is powered by Wordpress | Andreas05 is design by Andreas Viklund
Ported to Wordpress by Thilak Raj Rao
3 Eylül, 2007 at 3:11 pm
sandviçinden versene
3 Eylül, 2007 at 4:45 pm
evet evet artik emindim ben yazihane ile ayni dili konusmuyordum.konusmadigim gibi yazamiyordum da.yazamadigim gibi okuyamiyordum da.okumayi ogrenmek gerek.
3 Eylül, 2007 at 5:39 pm
kaf şu mevzuyu bize biraz açar mısın?
3 Eylül, 2007 at 6:47 pm
hocam ben degil de siz acsaniz biraz.ben hicbir sey anlamiyorum ki…
4 Eylül, 2007 at 2:47 am
ev güzelmiş, yeşillik felan…
selam ilet, gelirse ilk mantısı benden olsun, afiyet olsun…
4 Eylül, 2007 at 3:16 am
sevgili faruk ve hepatit ze müsade ederse ben elden geldiği, dilden döndüğü kadar kaf’a yardımcı olayım. evvela diller arası diyalog önemlidir anlaşabilmek için. ama bu bile ancak olayların dış yüzünü anlamaya yeter. yani kabuğu ama kabuk da önemlidir, özü korur ve ondan izler taşır. peki öz nedir, işte asıl mesele o. bütün anlaşmazsızlıklar öze dair muhtelif söylemlerin çıkarttığı fitneden çıkmaktadır. hurafelerde girince işin içine ne oluyor, gençlik anlamdan uzaklaşıyor. yaa neler neler…
şimdi özden bahsedince tabi anlatmak da gerekir, ama öze dair konuşmak faruğa yakışır. ben yardımcı olabilmek için en fazla ancak kendimin öze ulaşabilmek için yaptıklarımdan yaşadıklarımdan bahsedebilirim… müsade olursa oda tabi
4 Eylül, 2007 at 3:35 am
eyvallah lao.
evvela belirtmek lazım ki, bir anahtar bir kilidi açar. her anahtar aynı kilidi açmaz. burada ayıp ne anahtarda ne kilittedir. anahtarın terkibinde yer alan “kapalı olanı açma” tutkusu, kilidin bizzatihi kendisini oluşturan “ardındakini saklama” hususiyeti ile birleşince işte bizim “öz” dediğimiz cevher tezahür etmiş demektir. icabı gereği biri bir diğerinden bağımsız ve önemsiz değildir.
eşyaya mana verebilmek, anlamlandırabilmek için şahsi görüşüm öncelikle anahtar ve kilit denklemindeki zıtlıkları, karşı koyuşları olağan kabul edip dostça yaklaşmak gerekmektedir. bilinmelidir ki, bizim öz dediğimiz hadise “halkların kardeşliğidir” ve yaşasındır.
şimdilik böyle bir girizgah yapalım lao, sonra sen yaşadıklarından bahsederek örnekler ver zahmet olmazsa. bu şekilde genç dimağlarda kendimize bir yer edinelim.
4 Eylül, 2007 at 7:27 am
N. Marmara’ya 3 defa selam ediyorum. Evinin pencereleri adedince dua ediyorum. mantı bizim işimiz. Malum doğuya yakın olan da biziz. Soğumasın mantı. Buyrun. Cümbür cemaat. Buyrun. Marmara başta buyrun…
4 Eylül, 2007 at 9:24 am
hımmm tam da mantının üzerine gelmişim..

tatlı da benden olsun bari.. şekerpareye kimse hayır demez sanırım
4 Eylül, 2007 at 9:28 am
ayıp olmazsa ben künefe öneriyorum.
4 Eylül, 2007 at 9:33 am
eger hic ayip olmazsa ben sutlu tatli alsam.
4 Eylül, 2007 at 9:44 am
kaf, önce sen şu meseleyi bi açıklasana. tatlı yemekse maksat en çok ben yerim
4 Eylül, 2007 at 9:48 am
ozetle hocam ben sizin bu yazihane yi anlamiyorum ya iste.alt yapim yok.sonradan dahil olup anlamak da zamani alcak sanirsam.
4 Eylül, 2007 at 9:51 am
tamam da neyi anlamıyorsun ben de onu anlamadım. altyapı felan neyse hallederiz dert değil. sen şikayetini sıkılamadan bi anlatsan…
4 Eylül, 2007 at 9:53 am
cok pismanim keske anliyormus gibi yapmaya devam etseydim.:(ya mesela simdi bu nadir marmara nin yasadi evi buraya birden neden konuldu.mesela onu da anlamadim.:(
4 Eylül, 2007 at 9:56 am
nadir marmara çok kıymetli bir dostumuzdur. uzun zamandır ülke dışında yaşıyor. ondan haber bekleyen diğer dostları için bilgilendirme olsun istedim.
mesela sen de yaşadığın yerin fotoğrafını yollarsan, senin yaşadığın yeri merak eden arkadaşlar için yardımcı oluruz.
4 Eylül, 2007 at 9:57 am
uff cidden kendimi salak gibi hissettim.
4 Eylül, 2007 at 9:59 am
peki öyle olsun :p
4 Eylül, 2007 at 10:01 am
un4, sen o kadar zaman selam verme, mantı görünce atla. asıl sana öyle olsun
kaf, dalga geçmiyorum. anlattıklarım çok doğrudur. gayet doğrudur. yakın bir zamanda daha ayrıntılı bir post gireceğim, o zaman daha iyi anlaşılır. kendini kötü hissetme.
4 Eylül, 2007 at 10:04 am
yazıhane bilgiyi verip kenara çekilen bir kurum değildir kaf. faruk sürekli takip halinde olun istiyor. di mi patron?
4 Eylül, 2007 at 10:07 am
işte bu yüzden paraları sen topluyorsun hepatit. işi çabuk kavrıyorsun, girişimci bir taraf var sende
4 Eylül, 2007 at 10:11 am
evet tabi. hazır yeri gelmişken soldaki google reklamlarına her gün tıklarsanız kurumumuz kazansın. korkarım şaka yapmıyorum.
4 Eylül, 2007 at 10:13 am
evet evet
reklam mühim bişi.
o değil de bu kaf’ın durumu beni üzüyor. lao ve hepatit bana yardım edin, arkadaşı üzmeyelim.
4 Eylül, 2007 at 10:20 am
ben de onu diyorum patron. herkes üzerine düştüğü kadar tıklasın o reklamlara, boş geçmesin. ben bu ayki bütçeden birkaç bi şey ayırayım. yazıhane tatlı yemeye götürsün. barışalım ve dâhi anlaşalım. şekerpareyse şekerpare ama bence illa ki künefe.
4 Eylül, 2007 at 10:23 am
mevzu böylece tatlıya bağlandı derler ya, genelde bu durumlar için olmasa da ne güzel uydu. ama öz tek başına dışardan bakıldığında uyması durumu değildir, en azından görünüşe ilişkin uyum… misal çok güzel kızların tipsiz erkeklerle olması dışardan bakılınca uyumsuz olarak algılanırken, kendi içinde, uyumun parçaları açısından herhangi bir sorun olarak algılanmamaktadır.
özü anlamak için alt yapı üst yapı gibi şeyler gerekmez, bilakis ket vurur anlamaya. anlamak için evvelce bilinenler, zanlar v.s. terk edilmelidir. elde tutulacak tek şey bilmeye ilişkin muhabbettir.
daha iyi anlamak için şimdi yine üstad faruk bize muhabbet ehlinden biri olarak muhabbetin herkeşce anlaşılabilecek tanımı yaparsa pek güzel olur…
4 Eylül, 2007 at 10:26 am
hepatit ben lao’nun tabağından yerim bi tek künefe. yoksa yemem söliyim.
4 Eylül, 2007 at 10:32 am
biz tatlı yerken sen bize laonun sorduğu soruları açmakla meşgul olacağın için sanmıyorum ki künefe yiyebilesin faruk. tabi yine de bi laoya sormak lazım.
4 Eylül, 2007 at 10:34 am
cevanşire buradan selam ediyorum, merak etmesin ben yanına geliyorum:)
he mantı, tatlı filan bu tür güzel yiyecekleri yapacak arkadaşlar olursa sevaptır götüreyim de sevinsin hem yapanlara da çok dua eder.
4 Eylül, 2007 at 10:38 am
yer, çokda sağlam yer maşallah. yedikçe de ayrıca bir güzel anlatır. neden, çünkü orda aslında başka bir şeyi daha anlatıyordur, yada tam olarak anlattığını destekliyordur. efendim ne dedi, lao’nun tabağı. bu herhangi başka birinin tabağıda olabilir, lao önemli değildir. ama bir başkasıyla paylaşılan tabak. yani paylaşılan, ortaklaşılan ve bölünen değil aslında bütünleşilen bir tabak. yani muhabbet, dostluk v.s… perdelerin bir nevi yırtılması, gönlün özgürleşmesini sergiler o tabaktan künefe yerken… tabi arada bir iki dilimde biz yersek o da hoş olur, desteklemek bâbında…
5 Eylül, 2007 at 5:49 am
künefe ile ilgili çeşitli sataşmalara daha sonra cevap vereceğimi başta söyliyeyim. sonra korktu kaçtı olmasın. bazı arkadaşlarımız korktu kaçtı demekten kokutup kaçırmış gibi zevk almaktadır nitekim

muhabbet… bu konuda bir şeyler konuşabilmek için biraz daha kamuoyu baskısı bekliyorum
5 Eylül, 2007 at 7:35 am
Nadir’den balayı için bu evi talep ediyorum:p
12 Eylül, 2007 at 12:12 pm
Efendim mevzuya fransızım..
HAYIRLI RAMAZANLAR DİLERİM..
sayg.
16 Eylül, 2007 at 10:46 am
Evin hemen karşısında bir semaver ocağında duman da tütüyor olmalı…
Ve bir gül ağacı ve üzerinde kağıtlarla dolu bir bahçe masası?
16 Eylül, 2007 at 1:08 pm
banu herşeyi paylaşmasak
biz de daha ne özel fotolar var, boydan ve mayolu ama toplum daha buna hazır değil 
16 Eylül, 2007 at 1:20 pm
Evet Faruk haklısın. Ben sadece Hazar’da yüzdüğünden bahsedebilmiştim sen aşmışsın
Devamını bekleriz 
17 Eylül, 2007 at 2:52 am
Farukcum;
Epey oldu bu haberini göreli. Lakin leyleği havada görmekten gözlerimiz uzun bir süre ekran falan göremedi. ilk fırsatımda yazıyorum ahanda buraya.
Önce bir defa biz Marmara’yı seviyoruz.
Sonra onun tercih ettiklerini de seviyoruz. Bakü’yü de, tarihi de, Hazar’ı da, Üsküdar’ı da… Hatta Ankara’yı bile sevdik la.. sırf o seviyor diye.
O güzel olanı seviyor. yapısında var bu. Baksana şu kaldığı evin güzelliğine. İnsanın kalkıp oraya gidesi geliyor hazır leylek hala havadayken. İyisi mi biz mantıyı orada yapalım derim ben.
Ha bir de senaryo falan yazıyor diye duydum bu evde Marmara. Merak ettim cidden. Acaba ne senaryosudur yazdığı?