yazihane.org

sana gitme demeyeceğim ama gitme labunya

pek kıymetli arkadaşlara, ama sadece buraya yazan arkadaşlara diğerlerine değil, bir açıklama yapayım. kırıcı olduğuma dair bir şeyler söylendi. iplemedim, kırıcı olmadığımı sadece gördüklerimi yazdığımı en iyi ben biliyorum çünkü. eğleniyorum derken çok ciddiydim. görmemiş, nezaketten habersiz arkadaşlarımın bu yazıdan sonra aslında nasıl da terbiyeli olduklarını gördükçe, duydukça hoşuma gidiyor. hamdolsun diyorum : )

belirtme gereği duymuyordum ama bazı embesil kafalar yazımda hakaret ettiğimi söylüyorlar. bu şekilde bazı maillerde geldi, kim olduğu belirsiz bazı yorumlarda. sadece semra isimli kullanıcıyı onayladım, ne dediğini anlamak için. yazıyı bir daha okudum, büyütecek bir şey olmaması bir yana, hakaret içeren tek bir şeye de rastlamadım. durum tesbitinden öte, dikkat edin tesbitten öte bir şey yoktur. hiç bir kimseye iftirada bulunmuş değilim. kullandığım bazı argoların karşılıkları aşağıda yer almaktadır. incelenirse daha net görülecektir.

şimdi bazı arkadaşlar neden bunlarla uğraşıyorsun diye sitem etti. yazdıklarımda haksız mıyım dediğimde, hayır ama neden uğraşıyorsun diye yineledi. hayır, kimse ile uğraştığım yok. ama gördüğümden bahsetmemi kim engelleyebilir ki? ben böyle bir insanım, rahatsız olana hicret yolu açıktır! burayı terkedebilir, steril ve görmemişlikle dolu hayatlarına devam edebilirler. benim bu konuları yazmamış olmam yada yazdıklarımı sizin okumamış olmanız mevcut embesilliğinizi, lavukluğunuzu, labunyalığınızı saklamayacaktır. ben sadece içten pazarlıklı değil, gördüğünü söyleyen saklamayan birisiyim. etrafınızda bu yaptıklarınızın farkında olduğu halde sesini çıkarmayan arkadaşlarınız olacaktır, onlarla size mutlu bir hayat dilerim. bu halinizle mutlu olduğunuzu zaten söylüyorsunuz.

gazetecilikte ‘odak kayması’ diye bir tabir vardır. mevzunun aslını ıskalayıp tali konular üzerine manşet çıkaran gazeteciye babıalide çok gülerler. arkadaşlarda ben bu gülünçlüğü görüyorum ve eğleniyorum, gülüyorum. ben bir şeyden bahsediyorum, kimse onu yapmadık demiyor. kimse haksızsın demiyor da bir mail de ahmet hakan gibi, dindarları eleştiriyorsun felan diyorlar. şimdi bu saçmalığı açıklmaya gerek var mı bilmiyorum. fakat şunu söylemem lazım. kendimi ahmet hakan değil de oray eğin gibi hissediyorum. oray’ın yazdıklarını beğenmeyen ama yalanlayamayan her kes gibi ‘yalancısın’ yerine ‘eşcinselsin’ diyormuşsunuz gibi geliyor. herkes gibi.

velhasıl, bir sıkıntı varsa aha Arzuhâlci, daha delikanlıyım ben diyorsan aha yazı, altına yorum gir. sansür yok burda küfür etmediğin, kimliğini gizlemediğin sürece. hee bir de yavşak yavşak orda burda bana iftira eden arkadaşlara da hakaretin kralını gösteririm, merak ediyorsa!

TDK der ki,

embesil (sıfat Fransızca imbécile)

1 .     Budala, aptal, ahmak.

lavuk (sıfat, argo)

1 .     Gereksiz konuşan (kimse).
2 .     Önemsiz konular üzerinde fazlaca duran, hareketleri ve sözlerinde meymenet olmayan (kimse).

labunya sözü bulunamadı.

ben de labunya’ya ekşi sözlükten baktım. ilk maddesini alıntılıyorum, 17 madde var, merak eden baksın.

1. karaktersiz, popülist ve en kısa haliyle top insanlar için söylenilen erkek bi kelime.

Mar 24, 2008 6:54 pm under Değindiri, you can trackback from your own site

4 Responses

  1. suveyda:

    işte ben bunu anlamıyorum.
    buralarda, bloglarda yazı yazan bir insan neden yazdığını, ne şartlarda yazdığını bence hala kavramış değil.şöyle ki, bu sayfalar kişisel, kişinin düşüncelerini yansıtacağı, fikirlerini paylaşacağı, olmadı içini dökeceği sayfalar değil midir?Yani bir nevi günlük.Hatta o.O halde bu amaçla açılan açılan bu sayfalarda gelipte “kardeşim sen böyle nasıl dersin, sen böyle nasıl yazarsın, sen böyle nasıl düşünürsün, sen böyle nasıl hissedersin, hissettiklerini nasıl paylaşırsın” anlamsızlığını sürdürmenin ve bunu özellikle belirtmenin alemi ve saçmalığı nedendir?Günlük tutan birine “aaa sen bu hislerini buraya nasıl yazarsın, hatta nasıl hissedersin” saçma bir cümle kurulamayacağı gibi.

    Bazan durum öyle bir hal alıyor ki, duygularımıza bile karışılabiliyor.Benim sayfam, benim düşüncelerim, benim hislerim.Sanane, banane, kime ne?

    Faruk inan ki bu yazdıklarının aynısını çoğu zaman bende hisssediyorum.Tamam fikrimi beğenmeyebilirsiniz, katılmazsınız ama yazmamı eleştiremezsiniz.Böylede yazarım, öylede yazarlar.Böyle bir şeyi tartışmak, bunu konuşmak bile saçma.(yazımı değil yazmamı diyorum)
    Şimdi Faruk nargile içtiyse kime ne?Nargile mi sevmiyorsunuz, günah mı buluyorsunuz, sağlıksız mı buluyorsunuz, olabilir.Ama Faruk sen nasıl yaparsın şeklinde kurulan cümleler kuruluşu itibariyle yanlış.

    Aslında ben bunları destek niteliğinde de yazmıyorum.Sadece karşınıza gelince söyleyemeyeceğiniz sözleri klavye başına geçince aslan kesilen (nasıl bir aslansa artık), herşeyi deme cüretini kendinde bulan, eleştiri bombardımanı insanların tavırlarını eleştirmek için söylüyorum.Misal burası Yazıhane.Ne yazarsa yazsın kardeşim, kime ne yani?
    İşte bunlar yüzünden pek çok insan yazamıyor.Benim umrumda değil kimin ne dediği ama bunu yapmaya da hakları olduğunu sanmıyorum.Burası tarafsız yayın ilkesini benimsemiş televizyon kuruluşu değil ki, tabi ki kendi düşüncelerini yazacak ve yazacağız.İstediğini engeller, istediğini yayınlar, isteğini yayınlamaz.Kişisel kardeşim kişisel.

    bende epey doluymuşum :)

  2. sina:

    cünkü orasi türkiye.
    sanal mahalle baskisi yapiyorlar felan : ))

    simdi mesela faruga kesin, kardesim nargile icmek haramdir gibi mailler de gelmistir. haram veya degil, size ne.

    bi de faruk hakaret etmiyor, argo kullaniyor sadece. buna alismak zaman aliyor tabi, o ayri : P

  3. sina:

    bu arada tüm olumsuz elestirilere ragmen sunu da demek istiyorum:

    insanlarin elestirme haklari da vardir.
    nasil ki faruk burada fikrini, düsüncelerini, duygularini yazmakta hürse, okurlari da onun yazdiklariyla ilgili düsüncelerini uygun bir dille söyleme hürriyetine sahiptirler. yani vay kardesim nasil yaparsin sen bunu seklinde degil de, ben su su fikirdeyim cünkü vs. vs. deyip argümanlar getirmelidirler. türk televizyonundaki bazi programlari takip ediyorum da, o mon dyö, her kafadan bir ses, kimsenin bir digeriyle tartistigi yok aslinda, herkes monolog icinde. mesela almanlar bu konuda daha iyi. dogruya dogru.

  4. faruk:

    suveyda, her dolduğunde bekleriz buraya. insanların izzeti nefsi ile oynamayan ve küfür etmeyen her yoruma kapımız açık. tartışmayı severim ben : )

    sina, bu argo ile ilgili ilk tartışmayı da sanırım sizin çeten erguvan yada divandan biri ile yapmıştım. teee 2 sene felan önceydi. hey gidi hey. seninle de bu konuda biraz konuşmuştuk sanırım. argoyu severim, seveni de severim, sevmeyeni de : )

    almanlarda sarışın bi çocuk var, öğleden sonraları program yapiyor. kızlar hastaymış ona. ne anlatıyor bilmiyorum ama eğlenceli hakketten. arada bir bakıyorum hangi kanaldı unuttum, güzel eğlenceli hakketten : )

    evet sina seninde dediğin gibi fikirlerinizi, itirazlarınızı buyrun burada konuşalım. zaten yazıda bahsettiğim kişilerin bir çoğu ile merhabalaşıyoruz normalde de. tanımadığım bilmediğim birisine bir laf etmişliğim yok. bana ulaşabilirler her türlü. onlardan bir itiraz haricinde kimse bişi demedi. onunla da konuştuk, şu konuda haksızsın dedi, şunda eyvallah bişi demiyorum dedi, şunu da ben şu arkadaşıma atıf yapıyordum, o yüzden yazdım dedi. bana haklı bulduğu yada haksız bulduğu ne varsa söyledi, neşeli bir sohbet sonunda görüşmek üzere dedik ayrıldık. bu terbiyeyi herkesten beklerim.

    ama kendisine bir laf etmediğim, etmeyeceğim lavuklar, sırf arkadaşlarının gözünde ’sizin gazmanınız benim, sizi ben korurum’ refleksi ile garip benzetmeler yaparak olaya dahil olmak ister gibi yapıyor ya, işte buna da çok gülüyorum. hadi canım, burdayım gel adınla itirazını yap bana diye meydan okuyasım geliyor. arkadaşlarıma nasıl böle dersin diye hesap felan sor. kıçının üzerine oturup benden nefret etme, az biraz hareket et : )

    biraz daha uzarsa, diyelim 5 di 6 olursa iyice emin olucam seninde bu çamur banyosunda depişmeye niyetinin olduğunu : ) hadi bakalım…

Leave a Reply