şunu bi diyim de rahatliyim
ne kadar yansıtmak istemesek de hayatımızın hatırılı sayılır vakitleri bu saçma salak olayların arasında geçiyor. bilmek, takip etmek, dile getirmek ve daha da kötüsü üzerine bir şeyler söylemek zorundayız. (bu çoğul ekler aslında hep benim, size bişe olduğu yok) yetmiş yaşındaki baykal’ın zırvalarını duyup benden üç kuşak önceki adamların söylediklerinin benzerlerini yazmak ve söylemek zorundayım. çetelerden bahsederken artık lise yıllarındaki yada ilkokul çocuklarının kurduğu şeylerden bahsetmiyoruz. benim zamanımda yani benim küçük olduğum zamanlarda bir engin aslan çetesi vardı, tırsardık onlardan. şimdi üzerine konuşmamız icab edenler ise şu zencilerin ve çinlilerin amerika’da kurduğu eli silahlı acımasız insanların örgütlenmelerinden daha korkunç. çünkü bunlar gerçek! kuşumu yemlesem diyorum, ne işim var bunların içinde…
isimler takıyoruz gün içinde birbirimize. birimiz devletçi, diğerimiz devrimci, bir kısmı islamcı, ben laik, beriki onursuz! devlet ile milletin arasında acayip ilişkiler ve acayip isimler. güzel şarkılar çalamıyoruz misal, yüz küsur sayfalık word belgesini pc’me kaydettiğimden beri gülerek kapatıyorum okuduktan sonra. ama bu salak iddianameyi koca koca adamlar ciddiye alıyorlar, kendime şaşırıyorum. onların farkında olduklarından benim haberim bile yok, olayı çözümleyemiyorum bile, ne işim var burada diyorum. bıkıyorum bazen, sabaha dükkanı açmak istemiyorum. ya evde otursam kuşumu yemlesem, çayımı demlesem diyorum. kapatmayının… diye başlayan küfürler ediyorum…
her mecranın kendine göre bir düzeni, ilkesi var. giydiğin krampon markasına karışmıyorlarsa da kundura ile yeşil sahalarda koşmanıza izin vermiyolar. diyeceğim, diyemiyorum. sadece tv’de görüneiblmek uğruna, sadece erkeğin eline el değdirmek uğruna, sadece kızların sıcak göğüslerine kafalarını gömmek uğruna aslında bütün bunlar diyesim geliyor. tesettür ve hicab değil de nereden dilimize yerleştiği belli olmayan türban ve başörtüsünden bahsedildikçe ben başka bir dünyada mı yaşıyorum diyorum. serdar ortaç ile ben aslında aynı etilerde geziyoruz diye düşünerek rahatlatıyorum kendimi. bunu bu kadar büyütmenin, bu kadar bok etmenin, bu kadar içinden çıkılmaz hale getirenlerden biri de benim diyorum bazen. üzerine konuşuyoruz her hafta, konuştuklarımızı yazıyoruz, yazdıklarımızı binlerce insan okuyor. bir dil dönüşümünden bahsedemiyoruz ama, zihniyet değişiminden. nerde o eski koduğumun şeyleri diye başlayan geyikleri duydukça içim bunalıyor. üsküdardan bir buharlı gemiye atlıyıp 3 saatte beşiktaşa geçmenin nesi özlenir ki diyorum. tamam kraliçe katerina güzel hatunmuş ama sonra marlin monro mudur ne karın ağrısıdır o da geldi. bak günümüzde de monica belluci var, aysun kayacı var. geçmişe sırtını dayama diyesim geliyor. o kızların tesettürden ve hicabtan haberdar etmeyen ailenin erkeklerine en başta nalet olsun diyorum sonra.
kısa bir şey diyecektim, diyim de rahatlıyım dedim, burası nasıl olsa benim değil mi : ) istediğim gibi kullanırım, istediğimi yazarım. aha patron benim! bak rahatladım şimdi. neyse lafı uzattık, şunu bi diyim de rahatliyim:
Devlet nazarında ‘millet’, daima istismar edilecek bir sürü, millet nazarında ‘devlet’ ise, ilahi kaza ve kaderin vücud verdiği bir ‘bela’ sayılmıştır. bunun sebebini, ‘milletin’ devleti değil, ‘devletin’ milleti meydana getirmesinde aramak lazım. Türk kavimleri ‘Türklük’ ile değil, başlarındaki adamların isimleri ile anılmaktadır. Osmanlılardan, Selçuklulardan daha önce, Çağataylar, Tatarlar, Nogaylar ve Özbekler de muayyen şahısların isimlerine nisbet edilmişlerdi. dünyanın başka yerlerinde padişahlar millete nisbet edildiği halde, Şark’ta milletler padişahlara ve hanlara nisbet olunmuştur. Yakın Doğu’da mühim ve devasa bir devlet kurmuş olan Türkler de ‘Osmanlı’ ismi ile yadedilmiş oldukları için değilmidir ki yeni cumhuriyet kurulana kadar vatanlarına bir ad verememişlerdir. Yeni cumhuriyetten sonra da zaten dilimize italyancadan gelen ‘Türkiya’ ismi verilmiş, ecnebilerin, frenklerin velhasıl gavurların söyledikleri ‘Türkey’ yada ‘Türkiya’ tabirlerine mukabil ‘Türkistan’ demeyi biz de becerememişizdir!
Hüseyin Kazım Kadri der ki, ‘Teceddüd ve ıslahat fikir inklabından doğar!’
12 Nisan, 2008 at 12:48 am
Dostum senin kafa çok fena atmış. Öfkeni atmanın en iyi yolu doya doya sövmektir aslında. Biraz söveyim ama biraz da ölçüyü kaçırmamayım dersen daha da öfkelenirsin alimallah. Sen de haklısın, sitede yazarak nereye kadar rahatlayabilirisin!
Senin de söyledeğin gibi onlar yıllarca aynı şeyi söylüyor, biz de yıllarca aynı şeyi söylüyoruz. Niye öyle oluyor biliyor musun? Çünkü, birbirimize rahat rahat küfredemiyoruz.Birbirimizin tezlerini çürütmek için kullandığımız antitezler aynı olduğundan ve bu antitezleri usturuplu bir şekilde söylemek için kullandığımız yol da aynı olunca yıllarca aynı şeyleri söyler olduk. Ya yeni antitezler, karşıt fikirler/doğrular bulacağız, (bu da işe yaramaz. Sorunu çözecek olan doğruyu bulmak değil güçlü olabilmektir)ya da Hasan Celal Güzel dinlerken satır aralarına tonlarca küfür ekleyerek Hasan Celal Güzel’in cümlelerini tamamlayacaksın.
13 Nisan, 2008 at 12:40 pm
Böyle olmaz mirim koro halinde yapmak lazım birşeyleri:)
15 Nisan, 2008 at 2:24 pm
warrior, ben çok fena küfrediyorum bilmiyorsun sen : )
alex, koro halinde küfredelim o da olur. hadi hep beraber yaaraa….
neyse fenerbahçeyi karıştırmayalım bu işe : )
15 Nisan, 2008 at 4:41 pm
Niye karıştırmayalım abi:)Bence Fenerbahçe tam işin içinde.Hele maçtan sonra iyice haketti. Haketmese de varlığı yeterli.Dostlarımdan aldığım sağlam bir bilgiye göre kapatma davasını açtıran, ergenekonu hortlatan, ülkeyi istikrarsızlaştıran da Fener’miş…
Bu Fener neler yaptı ülkeye bilmezsiniz, Hristiyan taraftar toplamak için İstanbul’da Patrikhanesi bile varmış:)
Ne yerse yesin, afiyet olsun….
15 Nisan, 2008 at 4:50 pm
madem öle, afiyet olsun ne diyim : )