uyudum büyüdüm
bir kahvaltı tabağı yedi yetele! bir kahvaltı tabağına kim fiyat biçebilir ki! “Yemek yemek üzerine ne düşünürsünüz bilmem. Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı” demedi mi Cemal Süreyya!
eskiden nuh tuna vardı, kasım faruk abine çay koştur derdi. heyhat, şimdi ne nuh ne de kasım var. sahi nerdeler?
eşyanın insan ile ilişkili bir tarafı olduğunu söyleyenler var. ben de inanırım buna. eşyanın ve mekanın insanı etkileyen bir tarafı var. misal fatih’de sofi olan bir arkadaşımız hiç zorlanmadan kadıköy’de clubber olabilir. kaşlarını jiletleyip, kahverengi boya kalemi ile boyayıp bir de gözlerine sürme çekebilir, kız ise mor erkek ise siyah. böyle acayip bir tip de olabilir. ama benim diyeceğim şu ki, 6 ay sonra portakal gibi adam g.tveren olabiliyor. hele ki mekan ömerli ise… koca koca adamların dünya üzerinde ne kadar ufak hesaplar peşinde olduklarını gördükçe Hitler’i özlüyorum. nerdesin Führer, gelde temizle ortalığı. bal dökelim, icabında sonra da o bal kovanını bir eşeğin kuyruğuna bağlar arkadaşlara teşbih yapacak vakalar sunarız. nerdesin be dostum!
aynı şekilde kişilerin de diğer kişileri etkileme potansiyeli var. bilirsiniz, üzüm üzüme baka baka kararır. üzüm hal değiştiriyor da insan dediğimiz her şeye meraklı, aman bende de olsuncu yaratık durur mu? insan belki de en kolay kendinden vazgeçiyor. adı yok aşk oluyor yok efendim mürid sadakati yok efendim dostluk. sevdiği bir kız için yada erkek, bağlandığı bir hoca için, beraber hovardalığa çıkacağı bir arkadaşı için Allahsız olanlara ben burdan bir şarkı armağan ediyorum. “dıııııııt güvenen şöyle gelsin, bıraksın inadı dile gelsin” diyor ya. heh o şarkı işte. ben şarkı yayımlayamıyorum, sizler şurdan izleyin lütfen klibi. biliyorsunuzdur kesin ama, bir daha izleyin bişicik olmaz. he bir de klibin başında ve sonunda dıııt dıııt diye alarm çalıyor, telaş etmeyin. dünyayı felan kaybedecek değiliz. sakın kimse klavyeye 4, 8, 15, 16 23, 42 felan diye numara girmeye çalışmayın. aklıma gelmişken bu lost manyaklığı üzerine de kayışı atan türk gençliği üzerine birşeyler mırıldanmak isterim bir ara
youtube’da küfürlü mesajlar felan yazan türk gençliği üzerine. hani daha ambalajdan yeni çıkmış, üzeri açılmamış küfürler üretip youtube’de bunu bizlerle comment olarak paylaşan türk gençliği. neyse konumuz, kişinin nasıl değiştiği üzerine devam etsin.
biz herşeyi anladığımızı sandığımız için, o sandığımız şey üzerinden devam ediyor. hani ne kadar anlıyoruz, nasıl bir iletişim bilmiyorum. misal ben uykudan uyandığımda çok suratsız olurum. normalde zaten suratsızım, uykudan uyanınca daha fena. o halde iken bir de servisin kapısını biraz sert kapatmışım mesela, mesela şöför felan manyak. trip yapıyorum sanmış. bize kızdın sen o dediğimizden dolayı diyorlar, ama ben ne dediklerini bile bilmiyorum. zira uyuyordum, konuşmalardan seni kastetmedik diyorlar, ama ben konuşulanları zaten duymadım. bunu onlara anlatmak mümkün değil ama. böyle saçma birçok rastlantıdan ötürü, ilişkilerimizin seyri değişiyor. bir anda ısındığımız arkadaşlarımız oluyor. çarçabuk kaynışıyoruz. yada bir anda düşman olduğumuz arkadaşlarımız. ama aslında bize hayat bir çok kere yeniden şans veriyor. hadi oğlum düzelt diyor. inadım inat, mabadım iki kanat diyen büyüklerimiz gibi kaldırıp mübareği bir işin peşine düşmüyoruz.
ben mi, zaten kaygısız bir adamım. Hayy’dan gelen Hu’ya gider. hangi sebepten olursa olsun, örneklerini yukarıda verdim, ister eşya-insan, ister mekan-insan yada ister insan-insan ilişkisinden ötürü bu şekilde olduysak, canımız sağolsun demelisiniz. zira ben bunun çok faydasını gördüm. şimdi ben uyuyordum, anlattıklarınızı duymadım felan desem ne kadar inandıcı olacak. zaten inanacağına inanmışlar. şimdi ben öyle demek istemedim desem ne olacak. hiç birimiz karşımızdakinin ne demek istediği ile ilgilenmiyoruz ki zaten. ne duymak istediğimizle meşgulüz. ben enes’i seviyorsam, onu sevmek istediğim için her dediğini olumlu duyuyorum. batmıyor ama. ama misal ben cafer’e kıl olmak istiyorsa, her dediği batıyor felan.
nil demiş ya, “ben daha 18′im Ya hepsi ya da hiç biriyim Sanma ki şu son üç saatte Hiç kimse ya da birisiyim.” hepimiz biraz onsekiz’iz, utanmayalım hepimiz biraz kişiliksiziz ve hayat bir ÖSS sınavı değil! çok şıklı sorular ve sonunda elinde bir sonuç belgesi yok. tek cevap ve çok şıklı sorular var. sonucunu daha sınava girmeden alıyorsun. herşey biraz tersinden akıyor, herkes biraz tersine büyüyor.
her neyse….
üç dakka sonra editi, aslında bütün bunların üzerine sağlam bir sagopa şarkısı döşenmek harikulade olurdu. bol küfürlü, tam isyankar
![]()
hepatitin gece yarısı editi, sagopa bizler için söylüyor:
kendi yalanlarınıza inanmadığınızı gözlemledim
dürüstlüğünüzü özlemledim.
şiirlerimin yaralı ruhunu çay misali demledim içtim…
(şiirlerimin yaralı ruhunu çarliston biber yaptım da diyebilirsiniz. çok eğlenceli oluyor)
11 Ocak, 2008 at 10:18 pm
benim de canım ne zamandır sagopa dinlemek çekiyordu, olsa ne âlâ olurdu hani..
12 Ocak, 2008 at 12:59 pm
edit iyi olmuş, sağol hepatit..
12 Ocak, 2008 at 1:54 pm
hepatite teşekkürler, hassaten..
14 Ocak, 2008 at 10:27 am
Nuh Tuna, üniversiteyi bitirdi, memur oldu. Bir kaç memurluk yaptıktan sonra istifa etti, bana göre değil bu iş dedi. Şimdi Hacettepe Üniversitesi İşletme Anabilim dalında master yapıyormuş.
18 Ocak, 2008 at 7:00 pm
bu kalp seni unutur mu?
kasımlar sana kurbam olsun.. hep sana tost bassın çay yuvarlasın